Saturday, October 28, 2006

Ekşi tepki

Fransız Parlamentosunda Ermeni Soykırımını inkârı cezalandıran yasanın kabulünden sonra Türkiye’nin verdiği reaksiyonlar doğal olarak pek çeşitli oldu. O çeşitli tepkilerin ortak vurgusu, bu yasanın antidemokratik, yani demokrasi değerlerine, düşünce özgürlüğüne, bilime ve vicdana aykırı olduğu yönündeydi. Lakin Avrupa ve dünyada yankı bulanlar daha çok işte Hrant Dink gibi, Murat Belge gibi, Elif Şafak gibi, Halil Berktay ve diğer pek çokları gibi, düşüncenin baskılandığı, esaret altında olduğu bir ülkede fikirlerini inançla, her şeye rağmen dillendirebilmiş olanların onurlu tepkisiydi. Çünkü onlar düşünmenin ve ifade etmenin bedelini ödemiş ve ödemeye de devam eden inançlı aydınlardı. Lakin, belki de Fransa’da bu yasanın bu denli rahatça geçmesinin saiklerinden biri olan Türkiye’de düşüncenin hâlâ bir suç olmasının mesulü kesimlerin seslerinin düşünce mağdurlarında daha gür çıkması, domatese ekilen karabiber gibi yüzümüzü ekşitti. Türkiye’de Ermenilere yapılan şey bir soykırımdır demek, 301’ler ve onların yeni ve eski muadilleri tarafından yıllardır cezalandırılırken, Fransa’nın benzer bir kanun çıkarmasının Voltaire’e, Sartre’a, Camus’ye, Balzac’a yapılan göndermelerle eleştirilmesi, şüpheniz olmasın ki ne Fransa’da, ne de dünyanın diğer ileri demokrasilerinde umulan etkiyi yaptı. Pek tabii, tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, bu kişilerin amacı dünyaya ciddi ve dürüst bir mesaj vermek değil, seçimlerin yaklaştığı, şuursuz milliyetçilik ve aşırı sağa kaymanın Türkiye’nin balansını bozduğu bir ortamda iç kamuoyunu etkileme çabasıydı.

Her şeye rağmen bu deneyimin Türkiye demokrasisi için olumlu bir yanı var. Türkiye’ye yapılan bu haksızlık, düşünceyi cezalandırmanın nasıl bir his olduğunu hepimize hatırlatarak, yıllardır fikirleri yüzünden hapislerde, mahkeme kapılarında süründürülen tüm düşünce mağdurlarının durumunu bize daha iyi anlattı. 301’lere neden ihtiyacımız olmadığını, neden herkesin özgürce düşünebilmesi ve düşüncesini serbestçe ifade edebilmesi gerektiğini daha içten deneyimledik bu şekilde. Ve yine umuyorum ki, bu deneyimin sayesinde Türkiye 301’lerinden kurtularak dünyaya asıl mesajını iletebilir. Fransa’ya demokrasi dersi vermeden evvel, çuvaldızı kendimize batırıp, kendi ayıplarımızdan bir an evvel kurtulmamız gerektiğini bize hatırlatabilir.

Fransa’ya verilen tepkilerin çoğu duygusal, kompleksli ve nadandı. RTÜK’ün Fransız filmlerini yayınlamayın çağrısı mı, İbrahim Tatlıses’in Fransa konserlerini iptal etmesi mi, Cezayir’in 1958’deki bağımsızlık kararını tanımayan tek ülke olarak, Cezayir soykırımını tanıma kararı alma önerileri mi, Fransa’da çalışan Türklere yapılan “Vatana dön!” çağrıları mı, YÖK başkanı Teziç’in kendisine verilen Commandeur nişanını Chirac’a iade etmesi mi? Hangisini sayalım?

Lakin bir tanesi var ki, hakkında Ekşi Sözlük’te girilen bir yorum beni bu ülke ve gençliği adına biraz olsun ümitlendirdi. Yorum, Yeditepe Üniversitesi öğrencilerinin Fransa eylemi hakkındaydı. Düzletmeden aktarıyorum.

“Demek Yeditepeli gençlik tarihine sahip çıkıyor?.. Mesai saatinin son saatlerini bitse de gitsek modunda geçirmeye çalışırken okuduğum bu entry, yüreğimin bir yerlerinde ince ince yaralar açtı...ahh benim duyarlı, ahh benim peugeot 206 sahibi Yeditepe Üniversiteli gençliğim... gözlerimi yaşarttınız... Peki Fransa meclisinin aldığı kararlarla aklınıza gelen ‘anti-demokratik yasayı protesto etme’, yani kısaca demokrasi kültürünüz daha önce neredeydi?.. Sormazlar mı adam olana, daha önce ülkenin yaşadığı hangi anti demokratik sorunda ses verdin, hangi soruna sahip çıktın diye?.. Hangi meselede Yeditepe gençliği olarak tepki koydun? Tabii buna ses verirsin... bu güzel olay di mi? Nasılsa herkes bu olaya karşı, sürüden ayrılmış olmayacaksın... Polis molis gelip de ‘Hööytt lan, mına koduğumun koministleriii’ demiyecek... Gözaltına alınmayacaksın... Sadece rektörlük binasının önüne gideceksin... Hani diğer üniversitelerde okuyan arkadaşlarının sorunları olduğunda tepki koymak için gitmediğin rektörlüğün önüne... Hani 2 Temmuzlarda Sivas katliamını unutmadığını, katillerinin gereken cezaları alması için olayın takipçisi olacağını açıklamak için inmediğin rektörlüğün önüne... Hani 16 Martlarda, bundan yıllar önce senin gibi üniversite öğrencisi olan kızlı erkekli grubun üstüne okullarından çıkarken bomba atılmasını ve katledilmelerini unutmadığını, onların sıradan üniversite öğrencisi olduklarını ve yukarıdaki kör politik savaşta cephe kazanmak için nedensiz şekilde öldürüldüklerini unutmadığını ve bu oyunu bildiğini haykırmak için inmediğin rektörlüğün önüne… Akşam eve giderken de sevgilinin o çok sevdiği danonenin çikolatalı pudinginden almazsın olur biter be Yeditepeli kardeşim, üzüldüğün şeye bak...”

Fransa’ya verilen tepkilerin çoğu bu cevabı hak ediyor. Ne diyelim? Kulağı olan işitsin.

Agos Gazetesi, 27.10.2006

No comments:

Followers