Monday, October 16, 2006

Zoraki gündem

Bu hafta Fransız Parlamentosunun Ermeni Soykırımını inkârı suç sayan yasa tasarısı dışında yazmak lüks düşeceğinden, çok önemli bir konuda hazırlamış olduğum makaleyi gelecek haftaya sarkıtmak zorunda kaldım. Bu makalenin ismi ‘Çavdar tarlasındaki çocuklar’dı ve çocuklarımızla kurduğumuz ilişkiler ile ilgiliydi. Gördüğünüz gibi, tarihten günümüze sarkmaya, bizi felç etmeye devam eden hadiseler yüzünden bir türlü günümüzün sorunlarına odaklanamıyoruz. Bunları ne yok saymak mümkün, ne de tesirlerinden kaçınmak olası. Bu sebeple “Ben bildiğimi okurum” demek de pek anlamlı olmuyor. Gelelim konumuza.

Hafta boyunca Türkiye’nin ana gündemi “Ermeni Soykırımının inkârı” ile doluydu ve böyle zamanlarda alışmış olduğum gibi, beni bir televizyon kanalına canlı yayına davet ettiler. Ben de yine aynı cevabı verdim: “Bu konu ile ilgili konuşmak üzere televizyona çıkmıyorum...” Bunun iki ana sebebi var. İlki, Ermeni Tehciri konusunda Türkiye’de tam bir düşünce ve ifade özgürlüğü yok. İkincisi ise bu yaklaşım biçimi hadisenin konuşulmasına değil, aslında konuşulmamasına hizmet ettiğinden bunda pay sahibi olmak istemiyorum. Herkesin karşılıklı kılıçlarını çektiği bir ortamda sizden beklenen de bir tarafta olmanız ve beklenen şeyleri söylemeniz. Sağduyunun yitirildiği, empati ve iletişimin alıp başını uzaklara gittiği dönemlerde, her halde en iyisi bu kakofoniye ortak olmamak. Belki yanlış düşünüyorum. Lakin böyle düşünüyorum.

Tıpkı Yahudi Soykırımı hakkında farklı konuşmanın suç olmaması gerektiğine inandığım gibi, “Ermenilere yapılan şey soykırım değildir” ve şüphesiz Türkiye’de de “Ermenilere soykırım yapılmıştır” demenin suç olmaması gerektiğine inanıyorum. İçinde bir fikir barındıran, lakin şiddeti, hakareti, ırkçılığı dışlayan her türlü düşünce serbestçe ifade edilebilmelidir. Yahudi Soykırımı dünya kamuoyunu o kadar şiddetli bir biçimde etkilemiştir ki, böyle hadiselerin bir daha yaşanmaması için bazı önlemler alınmıştır. Bunlardan birisi de, 1994’te soykırımın inkârına getirilen yasaklama olmuştur. Nitekim, bildiğiniz gibi 2006 yılı başında sağcı İngiliz tarihçi David Irving bu kanun işletilerek Viyana’da üç yıl hapis cezası aldı. Neyin düşünce özgürlüğü içersinde yer alacağı, neyin ise cezalandırılacağı hâlâ ciddi bir sorun.
Demokrasilerde ifade özgürlüğünün işlevi, açık tartışmalar zemininde hakikate ulaşmaktır. İfade özgürlüğü, hiç kimsenin hakikat üzerinde bir tekeli bulunmadığından dolayı mevcuttur. Bu nedenle, Soykırım kanunlarında olduğu üzere (ülkemizde de 301. vb maddeler) devletin hakikat ve yalanı belirleme hakkı olmamalı. Zira devlet bu durumda değişen şartlarda keyfine göre hareket edebilir. O soykırımın olduğunu veya olmadığını açıklar ve bunun aksini iddia edeni hapis cezasıyla tehdit edebilir. Hakikatin bulunması, devletlerin görevi değil, insanlığın hiç bitmeyen bir sürecidir. Aracı da, ifade özgürlüğüdür. Lakin soykırım gibi pek çok insanı ilgilendiren acılı bir konuda, ya da güvenliğe eklemlenmiş hassasiyetlerde düşüncenin tehdit olarak algılanmasında hâlâ bir beis görülmemesi, aslında bu konunun pek de sağlam temellerde oturmadığını gösteriyor.

Son olarak inkâr yasasına Türkiye’nin tepkisine bir yorum getirmek istiyorum. Zannederim biz kolay kolay sağduyulu olamayacağız. Yine ticari boykot tehditlerinden, sert beyanatlardan ortalık geçilmiyor. Hatta AKP ve CHP’den misilleme olarak -Varlık Vergilerini, 1964 Mübadelelerini hatırlatır biçimde- Türkiye’de çalışan 70 bin Ermenistanlıyı sınır dışı etme önerisi bile geldi. Bunlar faydasız olduğu gibi, uygar ve insani olmayan tutumlar. Bilmem haberiniz var mı? 2001’deki karardan sonra yapılan ticari boykotun hemen ertesinde, Türkiye’nin Fransa ile ticaret hacminde patlama yaşandı. Bugünün dünyasında böyle şeylere yer yok. Biz tüm bunların yerine liberal ve özgürlükçü yeni bir anayasaya sahip olsaydık, ya da son TCK’daki düşünceyi cezalandıran maddeleri çıkarabilmiş, hatta onları daha en baştan oralara koymasaydık, bugün Fransa’ya tepkimiz daha anlamlı olmayacak mıydı? Avrupa’nın pek çok ülkesinden daha ileri bir noktada olmayacak mıydık? Fransa Ermeni Soykırımı yoktur demeyi yasaklamaya kalkıyor, Türkiye’de tersini söylemek ise fiilen zaten yasak. O zaman başbakan ve muhalefet liderinin düşünce özgürlüğünü savunan heyecanlı konuşmaları trajikomik kaçmıyor mu?

Halbûki tüm bu krizler Türkiye demokrasisi için öyle fırsatlar ihtiva ediyor ki, insan üzülmeden edemiyor. Tüm ümidimiz Ermeni Tehcirinin Türkiye’ye yeni açılımlar yaratmak üzere bir kaldıraç vazifesi görmesi. 1915’te Tehcir yollarında buharlaşan Ermenilerin Türkiye’den intikam almaktan ziyade bunu arzulayacaklarını düşünüyorum.

Agos Gazetesi, 13.10.2006

No comments:

Followers