Monday, November 27, 2006

Ortak travmamız

*
1915 Tehciri’nin sadece Ermenileri değil, Türkleri, Kürtleri ve şüphesiz tüm Türkiyelileri birden hasta ettiği ortada. Yani sorun sadece diaspora, Ermenistan ve Türkiye Ermenileri tarafından 1915’in nasıl algılandığı, onlarda nasıl bir etki yarattığı ile sınırlı değil. 1915, Türkiye için kendisini uluslararası alanda sıkıştıran, epeyce baş ağrıtan politik bir sorundan ibaret de değil. Eğer böyle görülüyorsa, sorun küçümseniyor, büyük bir hata yapılıyor demektir. Türkiye’de şu anda yaşamakta olan nüfusun belki de tamamına yakınının hayatlarında canlı bir Ermeni tanımamış olması, Türkiye’nin ülke sınırları içersinde Kürt sorununa benzer bir Ermeni sorununun mevcut olmaması, Ermenistan’ın ise, Türkiye’nin doğusunda yeni yeni toparlanan küçük bir ülke olarak tehdit potansiyeli taşımaması, 1915’in hali hazırda yaşayan her bir Türkiyelinin psikolojisine, hayat kalitesine menfi tesirde bulunmadığı anlamına gelmez. Bu niye böyle, dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.

Her şeyden evvel, soykırım iddiaları ile her gün daha ciddi anlamda yüz yüze gelen halkımız, düne kadar var olmayan bir konuda böylesine yoğun bir baskı altına girmekten dolayı hiç mutlu değiller. Özellikle yurt dışına çıkan, hele hele orada yaşamak durumunda olan Türklerin soykırım kavramı ile tanışmaları son derece travmatik olmaktadır. Hiç bilmedikleri, hiç hazırlıklı olmadıkları bir konuda birden bire taraf olmak, soykırımcı olarak addedilmek, zaten batıda bir doğulu olarak tutunmak bu kadar zorken, işleri çok daha karmaşık hale getirmektedir. Ermenilerin kendi iddialarını tüm dünyada neredeyse yüzde yüzlük bir oranda kabul ettirdikleri bir düzlemde, Türklerin kendilerini anlatabilme, uğradıkları haksızlığı ifade edebilme şansları neredeyse sıfırdır. Hele hele medeniyetler ve doğu-batı çatışmasının arasında, tam olarak da oturmamış bir kimlikle (Müslüman-laik ayrışmasını kastediyorum) ayakta kalabilmek çok zordur. Bu psikoloji öfke doğurur. Nitekim bu öfkenin yarattığı Lyon inkâr gösterileri ve anıt hırsızlığı Fransa’da inkâr yasasının çıkmasına sebep oldu. En azından süreci hızlandırdı.

Lakin sorunun daha büyüğü bence Türkiye’nin içindedir. Ermeni sorunuyla dışarıda her geçen gün biraz daha mevzi kaybeden Türkiye, daha doğrusu Türkiye’nin antik politika yapıcıları, içerideki, yani kendi vatandaşına yönelik propagandanın dozunu aynı şiddette arttırmaktadır. Savaşta her şey mubah görüldüğünden kendi vatandaşını ikna etmek için militan bilim, tahrif edilmiş belge, ajite milliyetçilik ve göndermeli tehdit yöntemleriyle, halkın olur da düşmana empati hissetmesinin önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Ancak bu durum halkın psikolojisini (ülkenin diğer büyük sorunlarıyla çarpan oluşturarak) daha da yıpratmaktadır. Çizilen resim Türklere karşı tüm dünyanın işbirliği içersinde oldukları büyük bir haksızlığı içermektedir. Her şey ya siyah, ya da beyazdır böyle durumlarda. Sorunları çözme kabiliyet ve yeteneğini kendinde göremeyen halkın dezenformasyona tabii kesimi, çaresizliğe ve öfkeye kapılmaktadır. Bir an evvel bir şeyler yapılmalı, ülkenin bekası ve onuru kurtarmak için hızlı ve etkili önlemler –Mavi Kitap fiyaskosu gibi- yürürlüğe konmalıdır. Bu mantık diyalog ve uzlaşma kültürünü ortadan kaldıran, tesiri şüphesiz sadece bir sorunda değil, toplum hayatının her aşamasında benzer seyreden bir kaosu doğurmaktadır. Şiddet, her toplumsal alanda geçerli dil olmaya başlamış, üst üste yığılan sorunlar, çözülmemişliklerinin manevi baskısı bir yana, ekonomik yüküyle de insanların hayat kalitesini düşürmektedir. Ermeni meselesinin, Türkiye’de bir avuç Ermeni kalması, Tehcirin üzerinden de doksan yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri olmasının altında yatan sebeplerden bazıları bunlardır.

Türkiye kamuoyunun Ermeni sorununu gerçek boyutlarıyla daha yeni yeni idrak ediyor olması, bu fena olayın toplumsal hafızdaki yıkıcı etkisini yok saymıyor. Henüz el kadar bebeyken maruz kaldığımız, gördüğümüz veya işittiğimiz menfi şeyler, biz onları hiç hatırlamadığımız halde psikolojimizde nasıl tesirini ömür boyu sürdürüyorsa, bu tesir kararlarımızı, seçimlerimizi ve ne yazık ki hatalarımızı nasıl belirliyorsa, halkların belleğinde de çözülemeden kalmış böylesi felaketler yıkıcı etkilerini göstermeye öylece devam ederler. Mesela bir türlü halledilemeyen Kürt sorununda da, 1915 felaketinin ciddi bir bilinçdışı tesiri vardır. Kürtlerin 1915’teki menfi rolleri, Türklerle olan ilişkilerini etkilemeye hâlâ devam etmektedir. Güven ciddi bir erozyona uğramış, kötü tecrübeler diyalog yolunu tıkamıştır.

Görüldüğü gibi, mazinin hayaletleri yaşayanlar üzerinden mevcudiyetlerini sürdürmeye devam etmektedirler. Kötülüğün, bir milletin tekelinde veya genlerinde değil, insanlığın ortak sorunu olduğunu görene kadar da epeyce yolumuz var.

Agos Gazetesi, 24.11.2006

*Gomidas Vartabed: Ünlü Ermeni bestekâr, din adamı ve aydın. 24 Nisan 1915 günü İttihat ve Terakki Hükümetinin Ermeni aydınlarına yönelik yaptığı geniş çaplı tutuklamalarda o da tutuklanarak Çankırı'ya gönderildi. Halide Edip Adıvar, Amerikan büyükelçisi Henry Morgenthau ve diğer pek çok nüfuzlu dostunun gayretleri sayesinde katledilmekten son anda kurtuldu. Lakin İstanbul'a geri döndüğünde akli dengesini yitirmişti. 1937 yılında Paris'te Ville de Juif akıl hastahanesinde yaşamını yitirdi.

No comments:

Followers