Saturday, November 04, 2006

Sivil bir bayram

Zannederim bu seneki Cumhuriyet Bayramı kutlamaları 83 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca yapılan en sivil kutlama oldu. Özellikle 28 Ekim’i 29’a bağlayan gece Boğaz’da yapılan kutlamalar muhteşemdi. Böyle anlamlı bir kutlamanın daha da anlam ve estetik kazanacağı en güzel yerdi Boğaz... Muhteşem bir ambiyans, muhteşem bir ışık gösterisi ve muhteşem bir coşku... Camilerin minareleri arasına mahyalarla yazılan “Cumhuriyet Bayramı Kulu Olsun” yazıları, Boğaz Köprüsü’nden iki kıtaya yayılan ışık hüzmeleri, gökyüzünde birbiri ardına patlayan havai fişekler, Atatürk’ün, çeşitli yapıların ve bir kürenin üzerine yansıtılan sivil görüntüleri bir bayram işte böyle kutlanır dedirtiyordu adeta insana. Kompleksli, saldırgan, dışlayan ve tedirgin değil, görkemli, kendine güvenen, davetkâr ve barış doluydu atmosfer. Türkiye’de sancılı ya da tedricen de olsa gerçekleşen değişiminin estetik ve anlamlı bir tezahürüydü kutlamalar. Bu organizasyonu düzenleyen, katkısı ve emeği geçen tüm kurumlara, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere teşekkür etmek boynumuzun borcu.

29 Ekim sabahı ise CNN Türk kanalında Şirin Payzın’ın sunduğu “Gençler Demokrasiyi ve Cumhuriyeti Konuşuyor” adlı bir program vardı. Mehmet Altan, Oya Baydar, Füsun Üstel ve Erbil Tuşalp ile, Arı Gurubu adlı bir gençlik gurubu arasında hoş bir münazara yapıldı. Kendilerine cumhuriyeti korumak ve yaşatmak adı altında yüklenmeye çalışılan çatışma kültürüne karşı gençlerin ne kadar uyanık ve donanımlı olduklarını görmek beni çok mutlu etti. Söz konusu gençlerin, seçilme yaşının 25’e indirilmesinde rol alan sivil gençlik örgütlerinde aktif olmaları belli bir demokrasi alt yapısı ve duyarlılığında olduklarını zaten gösteriyordu ama, kırık dökük bir Türkçe ile, karmakarışık düşüncelerini anlatmaya çalışan o yitik gençlik profilinden çok daha iç ferahlatıcıydı. Gençler, özellikle sivilleşme, tahammül, çok kültürlülük, demokrasinin evrenselliği ve gerekliliği üzerinde, hani kıymetli konuklar alınmasın ama, onlardan çok daha parlak ve canlı bir tavır sergilediler.

Sayın Mehmet Altan’ın da vurguladığı ve gençlerin de tasdik ettiği bir tespit var ki, burada ben de tekrar etme ihtiyacı hissediyorum. Bugün çoğu gazeteye, pek çok televizyon kanalına baktığınızda, gerçekten karamsar bir Türkiye imajı çizilmekte. Bu yayınların ne denli sistematik yapıldığını veya sadece bir rastlantı olup olmadığını bilemiyorum. Ama şayet Türkiye’yi bu bakış açısından izliyor ve biraz da vatanınızı seviyorsanız, bir kamplaşmanın tarafı haline gelmemeniz mümkün değil. Ülkenin vaziyeti o kadar vahim ki, bir şeyler yapmak, taraf ve hatta aktif olmak duygusu içersinde oluyorsunuz. Bu atmosfer, istikrar ve demokrasinin en büyük düşmanı. Toplumsal ayrışma, kamplaşma ve çatışma ortamının da hazırlayıcısı. Sayın Oya Baydar çok güzel bir tespit yaptı ve Cumhuriyet’in ilanının bir devrim olduğunu, her devrimin tabiatı gereği bir çatışma, bir mücadele gerektirdiğini, kurucu ve takip eden ilk neslin de, eskiyi yıkan ve zorlu bir mücadele ile yıktıkları şeyin yerine yeni bir şey koyanlar olarak bu çatışma kültürüne sahip olduklarını, lakin artık bu çatışma kültürünün yerini uzlaşma, tahammül ve barış kültürüne bırakmak mecburiyetinde olduğunu, ancak hep olağanüstü tutulan ortam sebebiyle bunun tam anlamıyla mümkün olamadığını söyledi.

Dün konuşmacı olarak katıldığım bir panelde buna yakın bir görüşüme hemen şu eleştiri geldi. “Sizin hezeyan dediğiniz bu şeyler hezeyan değil bir gerçekliktir. Türkiye çeşitli dış ve iç tehditler altındadır. Bu dün de böyleydi, bugün de böyledir.” Türkiye için daha fazla demokrasi isteyenlerin karşısına hep aynı argüman konuyor. Özgürlüklerin istiklale kurban edildiği indirgemeci, ertelemeci bir anlayış bu ve hiç de gerçekçi değil. Bugün CHP ve onun temsil ettiği bu düşüncenin, İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgal ettikleri o günde donduğu bir gerçek. Bu travma ya çok derindi ve tesiri hâlâ geçmedi, ya da kullanılmasında hâlâ fayda görülen bir siyasi argüman. Ben ikincisinin daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum.

Bilmem farkında mısınız? Bu düşünce ve onun temsilcileri artık tarih dışı, gündem dışı kalmaya başladılar. Tanklı toplu, devasa bayraklı bir milliyetçiliğin hemen yanında, daha özgür, daha şenlikli, daha kendine güvenen, Orhan Pamuklarıyla övünebilen, Kerinçsizlerine ise omuz silken modern bir Türkiye var. Türkiye, dayakçı babasından reşitliğini talep eden, kendi sorunlarını kendisi çözmeye kararlı onurlu bir delikanlı gibi gözükmeye başladı gözüme. Bilmiyorum artık, belki de bayram coşkusu yüzündendir.

Agos Gazetesi, 03.11.2006

1 comment:

gaykedi said...

Demokrasi & Cumhuriyet tartışmaları konusunda güzel bir örnek hafızam beni yanıltmıyorsa Özdemir İnce vermişti. Benzetme şarap ve bardakla ilgili..Burada şarap demokrasi, bardak cumhuriyet oluyor şimdi biraz açayım konuyu;

* Bir kesim hem kadehten (cumhuriyet), hem şaraptan (demokrasiden) nefret eder onun amacı şarabın dökülmesi ve bardağı kırmak şeriat getirmektir, ama bardağı kırmak için demokrasi sever yani şarapsever gözükür bu ifade yobaz kesimi anlatıyor.

* demokrasiyi seven ama bardaksız (cumhuriyetsiz) şarabın bardakta durmayacağını savunan, bardağın önemini kavrayan, daha cumhuriyetçi bir kesim.

* Şaraba bayılan ama, onu koruyan dökülmesini önleyen şeyin bardak (cumhuriyet) olduğunu unutmuş gözüken sorumsuz bir gurup.

bu konuda lütfen İngiltere krallık, İran cumhuriyet v.s örneğini vermeyelim baydı artık, burada anlatmak istediğim Atatürk' ün kurduğu cumhuriyetin tepeden inmecide olsa demokrasinin altyapısını oluşturan laik kazanımları !

Followers