Monday, December 25, 2006

Bir garip demokrasi

Türkiye’de son dönemde THY’deki Deve, Konya Numune Hastahanesi’ndeki Testis ve benzer vakalarla içine düştüğü tüm garipliklerin iki önemli seçimi, yani cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri ihtiva eden 2007 yılında daha da artarak günlük yaşantımızda arzı endam edeceğini rahatlıkla öngörebiliriz. İnsanın kanını donduran bu hadiselerin tam da bu anda peşi peşine kamuoyunun gündemine düşmesi bir rastlantı mı, bir medya stratejisi mi, yoksa ilahi bir müdahale mi bilinmez, ama şaşırtıcı. Çevremde gözlemlediğim kadarıyla, en soğukkanlı ve en liberal görüşlü kişiler dahi AKP hakkında acaba fazla mı iyimser ve saf düşünüyoruz diye kendilerine sormaya başladılar. Bu şüphesiz sandığa bir biçimde yansıyacak. Zaten istenen de bu. Ama gerçekte neler oluyor, AKP ve onun temsil ettiği düşünce biçimi gerçekte nedir, tüm bunlar hepimizin de cevabını bilmeye can attığımız konular. Tüm bu sorunların esas olarak bir güven sendromu etrafında kristalleştiği kesin bir tespit. Hükümete, Başbakana ve meclisin AKP çoğunluğuna bu ülkenin önemli bir kısmı güvenmiyor. Bu önemli bir kısım içerisinde Genelkurmay, Cumhurbaşkanı ve Mecliste CHP ile temsil edilen ulusalcı blok bulunmakta. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafsızlığını elden bırakarak bir erken seçim istemeyi dahi göze aldı. Genelkurmay’ın pozisyonu ise zaten bilinen noktada sabit. CHP ise Sine-i Millete dönmenin hesabını yapıyor. Baykal’ın beyanına göre meclisteki diğer partilerin katılımı ve halkın açık desteği olursa buna kalkışmaları mümkün. Ulusalcı cephe AKP’nin Nisan ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday çıkarmasına mani olmak üzere dört maddelik bir acil eylem planı uygulamayı planlıyor. İlki Sine-i Millet. İkincisi iş dünyasının desteğini sağlamak. Üçüncüsü medyanın açık desteğini almak. Sonuncusu ise sivil toplum örgütlerinin alanlara çıkmasını sağlamak. Bunun startını ise 23 Aralık’ta Menemen’deki şehit öğretmen Kubilay’ı anma töreni ve 27 Aralık’ta Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıldönümü törenlerinde verileceği söyleniyor.

Tüm bu tabloya baktığınızda ülke sanki bir işgal yaşıyor da, top yekun bir direniş örgütleniyor izlenimine kapılabilirsiniz. Aslında ulusalcı cephe bunu tam da böyle algılıyor. Son seçimle hükümet cephesinin düştüğünü, Nisan’da da Cumhurbaşkanlığı cephesinin düşeceğini, elde sadece Genelkurmayın kalacağını düşünüyorlar. Tam bir ölüm kalım savaşı! Oysa mecliste bu halkın –beğenseniz de beğenmeseniz de- oylarıyla seçilmiş bir irade var ve son dört yıldır hiç de fena hükümet etmediler. Yok şayet çok daha büyük ve sinsi bir tehlike ile yüz yüzeysek, ulusalcı cephe buyursun kanıtlarını yargıya ve kamuoyuna sunsun diyesi geliyor insanın. Densiz bir görevlinin THY’de yaptığı rezilliği, ya da kafası değil, beyninin içi paketlenmiş bir zavallının erkek bir hastayı tedavi etmekten kaçınmasını ülkenin demokrasiyi askıya almasına gerekçe mi yapacağız yoksa?

Tüm bunların aslında bir iktidar savaşı olduğunu görmek çok da zor değil. AKP’nin de bu iktidar savaşında rakiplerinden daha temiz ve erdemli olmasını bekleyebilir miydiniz? Onlar da kadrolaşıyor, onlar da kendi tabanına devletin kıt kaynaklarından pay dağıtıyorlar, doğru. Sormazlar mı adama, peki siz ne yaptınız diye? Bu gelenek onların zamanında mı kuruldu? O zaman şikayet etmek niye? Tek sorun bunu kimin yapacağında ise, nasıl bir gelecek umuyoruz ki?

Ben Türkiye’de bu denli ciddi bir irtica sorunu olduğuna inanmıyorum. AKP’ye herhangi bir sempatim yok. Evet, 2007 seçimlerinde bırakın bir sol parti, oy vereceğim liberal bir partiye dahi sahip olmadığımız gerçeği de tüm acıklılığıyla ortada duruyor. Tüm samimiyetimle diyebilirim ki, kafama bir silah dayayıp da beni seçim sandığına götürseler, elim CHP’ye oy atmaya varmaz. Peki sakin olup da, kendimizi bu tıkanmışlığın sebebini araştırmaya versek çok daha yapıcı olmaz mı?

Tüm damarları tıkanmış bir kalp hastası gibi, tık nefes olmuş bir ülkede yaşıyoruz. Bu sıkışmışlıktan birbirimizi yok etmekle değil, birbirimize güvenerek ve ne olursa olsun demokrasiye inanarak çıkmak zorundayız. Geldiğimiz şu noktada ülkeye, iddia edildiği gibi AKP’nin değil, düzeni kaosa sürüklemekten medet uman ulusalcı cephenin çok daha zarar verdiği ortada. Darbe ve kaos çağıranların bu tehlikeli kartı oynamakla ülkeyi bölünmeye götürecek bir noktaya sürüklediğini görmek zaruri. En azında akıllı ve iyi niyetli kişilerin bu tuzağa düşmemesi, sakin bir biçimde demokratik rejime güvenlerini sürdürmeleri gerekiyor. Geçenlerde bir makalemde başka bir konuda bahsettiğim gibi, ya hep ya hiçin, ölüm ya da kalımın ortasında geniş bir alan var ve aslında hepimiz o alanda kardeşçe ve huzurlu bir biçimde yaşamak istiyoruz.

Agos Gazetesi, 22.12.2006

No comments:

Followers