Monday, January 15, 2007

Niye böyle?

İnsanların bazı meslek guruplarından -nafile bir beklenti olmasına rağmen- katıksız bir dürüstlük ve saflık beklemeleri oldukça eski bir sosyal alışkanlıktır. Mesela işini kötü yapan, adam kazıklayan bir kunduracıyı kolaylıkla hazmedebilir, hatta hoş görebilirsiniz. Ya da, evinizi boyatmak üzere anlaştığınız boyacı ustasının bir türlü sözünde durmaması, verdiği randevulara icabet etmemesi dünyanın acımasızlığını, hayatın anlamsızlığını sorgulamanıza yol açmaz. Kazığın boyutuna göre, belki birkaç küfür savurur, “Bütün kunduracılar zaten böyledir!” ya da “Boyacı milleti işte, ne olacak!” gibi zararsız genellemelere gider, bundan da hayatınızın kalan kısmında evinizi bir daha hiç boyatmama veya ayakkabınızı bir daha hiç tamir ettirmeme gibi sonuçlar çıkarmazsınız. Eğer çıkarmışsanız, bu zaten öfkenizle vadeli bir karardır ve bir dahaki kazık veya baş gösterecek bir sonraki benzer ihtiyaca kadar kısa ömürlerini tamamlayarak zayıf hafızamızın çöplüğüne yollanacaklardır. Lakin, öyle meslek gurupları vardır ki, o mesleği icra edenler -bu anlamda- diğer meslek gurubu azalarından çok daha şanssızdırlar. Bunun sebebi, üzerinde çalıştıkları malzemenin doğrudan doğruya İnsanın kendisi olmasındadır. Doktorlar, öğretmenler ve din adamları bu meslek guruplarının başında gelirler. Her türlü dolandırıcılığı kabul edebilir, her türlü yoldan çıkmışlığı mantığımızla izah edebiliriz ama, bir doktorun kaçırılan bir zavallının böbreklerini çıkarıp da onu buzlu suyla doldurulmuş küvette ölüme terk etmesini anlamakta zorlanırız. Ya da, herhangi birisi değil ama, bir öğretmenin öğrencisini geçirmek için rüşvet almasını, veyahut bir din adamının küçük çocuklara tebelleş olmasını öyle kolay kolay hazmedemeyiz. Zannederim verilen örnekler yeterlidir.

İşte bu eski sosyal alışkanlığımız nedeniyle, bilinç dışımız böylesi meslek guruplarını hep temiz görmek, pisliğin dışında tutmak ister. Aslında bunun pek bir mantığı yoktur. En nihayetinde, din adamı dediğin, doktor, öğretmen dediğin de doğa üstü, insan üstü varlıklar değillerdir ve insanın psikolojisindeki tüm tutarsızlık ve rahatsızlıklar, diğerlerinde olduğu gibi onlarda da potansiyel halde mevcuttur. Belki de daha güvenli, daha masum bir dünya özlemi nedeniyle olsa gerek, bir insan yetiştirmeyi, bir insan iyileştirmeyi veya bir insanı huzura kavuşturmayı meslek edinmiş bu insanlardan tanrısal bir kutsallık bekleriz. Eh, bunda bir kerteye kadar haklı da sayılırız. Ne de olsa, bu kişiler cemiyetçe oldukça saygın bir mertebeye yerleştirilmiş, toplumca özellikleri böyle kodlanmıştır. Tam da bu sebeple, bu meslekleri seçen kişiler, yazılı olmayan bu sözleşmeyi kendi namlarına imzalamış sayılırlar. Öyle ki onlar, bir kunduracı veya bir bankacıdan çok daha dikkatli, çok daha öz verili ve çok daha dürüst olmak mecburiyetindedirler.

Peki niye bu konuda yazıyorum? Görevini kötüye kullanan bu meslek mensuplarının psikolojisini size anlatıp onları hoş görmenizi istemek için mi? Ya da onları afişe etmek için mi? Bu meslek guruplarından en az birisiyle ilgili kötü bir anım mı var? Yoksa yazacak bir konu bulamadığım için mi?.. Şüphesiz hiçbiri değil... Yapmayı denediğim şey, aslında modern çağın bize vermiş olduğu belki de en önemli kabiliyet, aklımızı kullanmak, her şeyi, ama her şeyi sorgulayabilecek özgürlüğümüz olduğunu, şeylerin üzerine serilen dokunulmazlık örtülerinin kutsal olmadığını, her şeyin insani ve ona ait olduğunu hatırlatmak. Bunu daha iyi anlayabildiğimizde iki tehlikeden korunmuş olacağız çünkü: İlki, olumlu ön yargılarımızı genelleştirerek devamlı incinen, kazık yiyenler olmayacağız, ikincisi, sorunun bireylerde olduğunu görüp, sistemleri böylelerine küsüp terk etmeyeceğiz. En yüce mevkileri bile kendi iktidar arpalığı olarak kullanan, şahsi menfaat ve dengesizliklerini kutsal metinlerle kamufle edenlerin gerçek yüzünü görecek kadar akıllı, bu kurumları böylelerine terk etmeyecek kadar da hikmetli olacağız. Çünkü yaşadığımız kötü deneyimlerden sonra verdiğimiz tepkiler genelde bu iki örneğe uymakta. Oysa daha iyi bir dünya, iyi, namuslu, çalışkan ve ruh sağlığı yerinde kişilerin her alanda daha etkin olmasına bağlı. Susmak, kenara çekilmek, içimize kapanmak ise, çocuklarımıza yapacağımız en büyük kötülük olacaktır aslında.

Yozlaşmış kurumlar, birikmiş sorunlar durdukları yerde, zamanın kalitesiz akışıyla düzelmez. Kendimizi, yani insanı anlamaya çalışmak, onun yarattığı çelişki ve kaosları çözmek için en tesirli yoldur. Vicdanla kol kola girmiş insan aklını felç edecek hiçbir kutsal elbise artık kalmamıştır günümüzde.

Bu da bizim yeni yıl mesajımız olsun o zaman.

Agos Gazetesi,12.01.2007

No comments:

Followers