Sunday, January 07, 2007

O'nu affedemeyiz



Oldukça yoğun bir kutlamalar, bayramlar, yortular dönemi yaşıyoruz. Yeni yıla Kurban Bayramı ile birlikte girdik, ondan kısa bir süre evvel Katolik, Protestan ve Batı Ortodoks Kiliseleri Noel’i kutladılar ve bu hafta da Ermeni Resuli Ortodoks Kilisesi ile birlikte bir takım doğu kiliseleri 6 Ocak’a denk gelen kendi Noellerini kutluyorlar. Bu arada yine yakın tarihlere denk düşen Musevilerin Hanukka’sını, zencilerin Kwanza’sını da listemize ekleyelim. Her şeyden evvel bu yazıyı okuyan sayın okuyucularımın -her kim ve her nerede iseler- yukarıdaki listeye denk gelen özel günlerini kutluyorum. Bu çeşitlilik ve paylaşım –pek çoklarının tek din, tek dil ve tek millet düşlerinin aksine- bize hiçbir şey kaybettirmez; bilakis, belki de bayramların önemli bir nedeni olan sevinci paylaşmanın, aslında hiç varolmamış olan eşitliği ve barışı hayal etmenin, kısa süren bu simülasyonu yaşarken bunun –yani barış ve muhabbet içinde yaşayabilmenin- hiç de imkansız olmadığını, sağır kulaklarımıza, sertleşmiş yüreklerimize, teyakkuza geçmiş daha çoğuna sahip olma dürtülerimize fısıldayabilir. İnsanlık adına hâlâ bir ümit taşınabilirse, o da bayramlarımız, miskinlik ve muhabbete ayırabildiğimiz bazı hususi günlerimizin hâlâ var olmasına bağlanabilir. Çünkü bu günler, insanlıktan çıkmış insanlığımızın bir nebze olsun nefes alıp şöyle bir kendine bakmaya fırsat bulduğu günlerdir. Şüphesiz, o hikmetli sözde olduğu gibi, fırsatı satın almak şartıyladır bu, ve bu alışverişin bedeli de farkındalık para birimiyle ödenir.

Tabii bu hareketli günler dünya tarihinin belki de en çok tartışılan kişisi olan İsa Mesih’le ilgili her türlü spekülasyonun ısıtılıp ısıtılıp gündeme taşındığı dönemler olur. Gazeteler, dergiler ve televizyon programları, onun hayatı ve misyonu ile ilgili gerçeklerin aslında bilinen gibi olmadığı, bir yerlerde asıl gerçeği ortaya çıkaracak olan yeni bir bilginin var olduğuna dair ipuçları ve muştuları ile doludur. İsa’ya atış serbesttir ve bu oldukça kârlı ve maliyetsiz bir yatırımdır. İnsanların biraz da, O’nun gibi birisinin yaşamadığına, öyle bir insanın var olamayacağına, söylediği ve söylediklerine tıpatıp uyduğu yaşam biçiminin aslında bir aldatmaca olduğuna inanmaya şiddetle ihtiyaçları vardır. Çünkü O’nun varlığı bizim kendi iki yüzlülüğümüzün, sahtekârlığımızın, kötülüğümüzün, bencilliğimizin, korkaklığımızın ve gaddarlığımızın aynası olmaktadır. Üstelik bunu bizi yargılamadan, bizim neden böyle olduğumuzu anlamamız için sade ve güçlü bir anlatım ile ciddi kanıtlar sunarak, ruhumuza ayna tutarak, lakin alçakgönüllülükle yapar. O bizden biridir ama, bizim bulaştığımız pisliklere bulaşmamıştır. Bu bizi daha da sinirlendirir. O zaman bu bilginin süratle çürütülmesi gerekir. Çünkü O bizi horlamış ve yargılamış, ya da bizden hunharca saklandığı gibi ticarete, iktidara, savaşa ve cinselliğe bulaşmış olsa, bizim de ona söyleyecek birkaç lafımız olabilecektir. O madem bizim umduğumuz gibi biri değildir, biz de onu kendimize benzetmeye çalışırız. Mesela, hiçbir suçu olmadığı halde, başkaları için, yalnızca insanlığa duyduğu sevgi ve inanç uğruna canını vermişse, bunu asla kabul etmez, Haç’ta O’nun değil, bir benzerinin öldüğünü iddia eder, onu bir mülteci yaparız. Ya da, nasıl olur da -bu kadar kolay elde edebilecekken- iktidardan ve insanın tabii dürtülerinden mahrum etmiştir kendini? Hemen onu Yahudilerin krallığına tevessül etmiş bir siyasi suçlu yapar, ya da Magdalalı Meryem ile evlendirir, çoluk çocuğa karıştırıveririz. O aslında gereğinden fazla abartılmış, kara kilisenin gizli ve güçlü çabalarıyla tanrılaştırılmış, aslında sıradan ve bizdeki tüm arazları taşıyan zeki bir meczuptur, o kadar. Belki de hiç yaşamamıştır. Ustalıkla kurgulanmış bir masal kahramanıdır.

Onun bizi çağırdığı gibi bir insan olmak mümkün değildir çünkü. Olabilse, olurduk... lakin bu mümkün olmayan bir hayaldir. Bize göre insanoğlu hırsına, şehvetine, iktidar ve yok etme güdüsüne asla karşı koyamayacak bir varlıktır. İsa’yı bir kenara koyarsanız, Kutsal Kitaplar da böyle adamları anlatmaz mı bize? Adem ve Havva yüzünden insan soyu cennetten kovulmuş, Kabil kardeşi Habil’i öldürmüş, Akan ganimet malından aşırmış, Musa Tanrı’nın sözüne iman etmeyince önce dili tutulmuş, sonra vaat edilen topraklara varamamış, Süleyman zinaya düşmüş, putperestlikte ölmüş, Petrus Mesih’i inkâr etmiş, Yahuda da O’nu ele vermemiş midir? Bunlar tam bize göre tutumlardır. Bunlarla bir empati kurabilir, namzetlerimizin düşkün vaziyetine bakıp kendi aczimizi hoş görebilir, en önemlisi, kötülüklerimizi suskun bir vicdanla taşıyabiliriz. Mamafih, O, bunun tersinin de mümkün olabileceğini bize göstermiştir. Bu nedenle O’nu asla affedemeyiz.

O zaman, Krisdos dzınav yev haydnetsav. Tsedzi medzi medz avedis.

Agos Gazetesi, 05.01.2007

No comments:

Followers