Thursday, February 01, 2007

Ali Bayramoğlu



Vampir henüz doymadı mı?

Hrant Dink Agos'taki son yazısında şunları yazmıştı: “Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım hiç yoktu. Ama... davanın her celsesinde 'Türk kanı zehirlidir' dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşeyazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde 'Türk düşmanı' olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle... Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz artıyordu... Beni yalnızlaştırmak ve savunmasız göstermek için çaba gösterenler kendilerince muratlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink'i artık Türklüğü aşağılayan biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan bir kesim oluşturdular...”

Açık:

Basın, “çarpıtma ve hedef gösterme marifeti”yle Dink cinayetinde büyük bir paya sahip oldu....

Anlaşılmaz, hatta katlanılmaz olan odur ki, Hrant'ın ölümünden önce yapılanlar ölümünden sonra da sürdürülüyor...

Hrant Dink cenazesi ile şehit cenazelerini ters kutuplara yerleştirerek, Dink'i ve onun gibi düşünenleri terörist, bölücü, hain imasıyla ele almak, söyler misiniz ne anlama gelir?

Bunu yapanların başında Ertuğrul Özkök geliyorsa, artık durum hakkında ve onun üzerine söylenecek ne söz kalır?

Hrant Dink, 301. maddeye yönelik aşırı milliyetçi, Türkçü merkezli yorumlar ve soruşturmalar sonucu Türk düşmanı olarak hedef gösterildiği için öldürülmedi mi?.

Çetelere zemin hazırlayan, katillere cesaret veren bu tür yayın ve yorumların ürettiği siyasi kutuplaşma değil midir?

Bunu, öldürülmeden önce “katili gördüm” dercesine haykıran Hrant değil miydi?

Beterin de beteri var...

Hrant'ın ölümünün üzerinden daha 10 gün geçmeden Ertuğrul Özkök, hiç sıkılmadan, hiç utanmadan, bu kez, Etyen Mahçupyan'ı dile dolamış... Dünkü yazısında yeni Türk düşmanı olarak onu ilan etme işine girişmiş... Onun bir yazısıdan yaptığı yanlı ve keyfi alıntıyla yeni hedefi adeta ilan etmiş...

Etyen Mahçupyan'ın Hrant'ın ölümünün ardından, acılı yazısındaki, Türklerin değişip değişmeyeceği tartışmasına takılmıştı Özkök... Mahçupyan'ın “Türkler değişmez” diyerek Ermenicilik yaptığını, Türkleri topyekün yargıladığını ima ediyordu...

İnanılır gibi değil...

Önce ahlaklı olmak gerek...

Evet Mahçupyan şunları söylüyordu o yazısında:

“Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı... Ama Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz... Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de...”

Ama şunları da ekliyordu:

“Benim 'Türk' dediğim insanların hayatımı, günümü, fikirlerimi, iç dünyamı paylaştığım can yoldaşlarım olduğunu nasıl es geçebilirim? Ama eninde sonunda diğer 'Türk'ün ortaya çıkıp herşeye damgasını vurduğu gerçeğini de nasıl görmezden gelebilirim? Bugün artık mesele 'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil... Artık bu iki Türkün arasındaki esas meseleyi yaşıyoruz... Ve gönlümüz bir güvercin tedirginliği içinde bizim can yoldaşlarımızın bu insanlık sınavından yüz akıyla çıkmasını diliyor...”

Neden bunları eklemiyor, neden bu satırlara değinmiyor Özkök yazısında...

Etyen Mahçupyan'a yaptığı, Hrant'a yapılanın aynısı değil midir?

Çarpıt... Türk düşmanı ilan et... Hedef göster...

Ne yapıyorsunuz?

Yeni can, yeni kurşun mu istiyorsunuz?

No comments:

Followers