Wednesday, February 28, 2007

Değişiyoruz

Hrant Dink.

Elli üç yıllık bir yaşam.

Akıl almaz, kalleşçe bir infaz.

Onsuz geçen upuzun bir ay; sarsıcı, sarhoşçasına.

Demleniyor zihinlerimizde olaylar, haberler, demeçler, vs vs vs.

Toz duman dibe çöküyor yavaş yavaş.

Elimizde ne var? Ne kaldı? Nasıl devam edeceğiz?

Bu ülkede bir şeyler değişecek mi gerçekten?

Değişecekse kim, nasıl değiştirecek onu?

Hrant boşuna mı öldü yoksa?


Yoksa, umduğumuz ya da temenni ettiğimiz gibi, bizler sadece şaşkın kalabalıklar değil miyiz? Koyunlar gibi güdülen, bufalolar gibi tek atışta devrildiğinde etrafındakilerin neler olup bittiğinden habersiz olduğu sürüler miyiz? Nefret mi, yoksa sevgi mi galip çıktı bu işten?

Neler oluyor böyle bizlere?..

İşte böyle bir sürü fikirlerle doluyuz bir aydır. Sıkıntılı olan, bu düşüncelerden pek çoğunun bir diğerinin antitezi olması… “Biz adam oluruz” ile “biz asla adam olmayız” arasında bir türlü ayar tutturamamak… Güvenip gevşemek ile ileriye, korkup büzülmek ile geriye gitmenin arasında kalmak. Yeni bir haber, bir dost maili ile umut dolmak, sonra buz gibi bir nefret dalgası… bir görüntü, bir hakaret veya bir saldırı sonrası…

İçimden hiçbir şeyi tahlil etmek gelmiyor; yüreğimi dökmeyi becerebilirim şu an sadece. İnsanım çünkü… Eşya değilim, henüz duygularım var, Hrant’a rahmetli de diyemem, ona ölmüş muamelesi de yapamam; hele hele, onu bir haber konusu gibi hiç göremem, henüz insanım çünkü. Neyi savunacaksam, hangi bedeli ödeyeceksem, hiçbir bedel insanlığımı kaybetmekten daha ağır olmamalı benim. Tıpkı Hrant’ın yaptığı gibi... Önce insan, önce sevgi ve önce dostlu… bu dünyanın kahpeliğine, o yüce hayatta kalma formüllerine, güçlünün hep haklı olduğu kadim bilgisine inat. Önce insanım; sevenim de, sevmeyenim de benim türümden olmalı, insan olarak görmeliyim onları.

Birçok soru mu sordum ne sizlere? Oysa hepsi de tek bir soruydu kanımca. Biz kimiz? Biz insan mıyız gerçekten? Bu soruyu ben sormadım, bu Hrant’ın son sorusuydu, kanlar içinde, çarpılmış bacaklarıyla yatarken yerde. Ne Ogün Samast’a, ne Yasin Hayal’e, ne de onun arkasındaki cüce devlere sordu onu; bize sordu… Kaç kişi, acaba kaç kişi daha insanlaşacak benim yerde bir sunu gibi yatan bedenimin önünde? Ve bir teklifi oldu kanımca: Var mısınız insan olmaya? Var mısınız saklandığınız sığınaklardan çıkmaya? Benim gibi olmaya var mısınız? Dokunan, gülen, paylaşan, acıyan, merhamet eden, içten olan, insanı değil, önce nefreti yargılayan. Sonunda yere yıkılmak da olsa, insan olarak yaşamaya var mısınız?

Evet Hrant varız! Ben bunu görüyorum gittiğinden beri çevremde. Kendimde, ailemde, ilişkide olduğum bunca çevrede, hep aynı şeyi görüyor ve mutlu oluyorum. Herkes kendi muhasebesini yapıyor. Herkes hayatını gözden geçiriyor, yaptıklarımızdan ziyade yapmaktan imtina ettiklerimizi, bilerek sustuklarımızı, arkamızı döndüklerimizi, ertelediklerimizi, kaçındıklarımızı, baktığımız halde görmediklerimizi... O utanç da, mahcubiyet de, o suçluluk hissi de bundan. Seni bizler öldürmedik. Seni koruyamazdık da , biliyorsun sen de bunu. Biz saflığımıza yanıyoruz sadece. Nasıl bu kadar kör olabilmişiz, ona hayıflanıyoruz. Ve değişiyoruz inan Hrant. Seni öldürenler bunu hesaplayamazdı şüphesiz. Belki pek çok hesapları doğru çıkacak, güçleri pek çok şeyi örtmeye yetecek, sen de izliyorsundur olan bitenleri o kederli bakışınla. Ama hesaplayamadıkları o şey, onların bir gün başını fena halde ağrıtacak. Bu ülke değişir mi, değişmez mi bilmem; ama bizler değişiyoruz Hrant. Pek çoklarımız senin ölümünle değişti. Kendimize çeki düzen veriyoruz şimdi. Çok ağır bir darbeye ihtiyacımız varmış anlamak için; sen de bunun için öldün demek ki.

Biz yeni anlıyoruz sadece...

Agos Gazetesi, 22.02.2007

1 comment:

narek said...

meraba Markar abicim
dediğin gibi aslında artık kendimize sormamız gereken bir soru bu.biz kimiz?ve daha da önemlisi nereye gidiyoruz?sevgi ve saygılar.narek

Followers