Thursday, February 01, 2007

Arkadaşına Yolla Yazdır



Soykırım...

Çok basit ve sıradan bir soru sormak istiyorum.

1915 yılında bir Ermeni olmak ister miydiniz?

İstemezdiniz.

Çünkü öldürüleceğinizi biliyorsunuz şimdi.

Öldürülenlerin kaç kişi olduğunu iddialarla ve inkarlarla tartışıp, yaşanan bütün acıları rakamlara indirgemeyi bir yana bırakın.

Ermenilerin öldürüldüğünü reddeden kimse yok, değil mi?

Üç yüz bin kişi, beş yüz bin kişi, bir milyon kişi ya da bir buçuk milyon kişi.

Rakamların hangisinin tam gerçeği gösterdiğini bilmiyorum, kesin rakamı bilen biri var mı ondan da emin değilim.

Bildiğim, bu rakamların arkasında insanların, ölümlerin ve acıların olduğu.

Rakamları şehvetle tartışırken aslında insanlardan bahsetmekte olduğumuzu unuttuğumuzun farkındayım yalnızca.

O rakamlar öldürülen bebekleri, kadınları, yaşlıları, delikanlıları, genç kızları anlatmıyor bize.

Eğer bu büyük rakamları bir kenara bırakıp öldürülen insanlardan yalnızca bir tanesinin hikayesinin bize anlatılmasına izin versek, bugün “Ermeni soykırımı” lafını duyunca öfkeden çıldıranların bile içlerinin acıyacağına, gözlerinin yaşaracağına eminim.

Çünkü o zaman insanlardan söz edilmekte olduğunu farkedecekler.

Annesinin kucağından kopartılıp taşlara çarpılarak öldürülen bir bebeği, bir dağın yamacında kurşuna dizilen delikanlıyı, ince boynu sıkılarak boğulan bir yaşlı kadını bize anlattıklarında “onlar da Türkleri öldürmüşlerdi” demekten en taş kalplilerimiz bile utanır.

Onların çoğu kimseyi öldürmemişti.

İktidarlarını cinayetlere yaslamış, insafsız olduğu kadar beceriksiz bir yönetimin tutulduğu bir cinnetin kurbanı oldular onlar.

Bu kanlı cinnet ne övünebileceğimiz ne paylaşabileceğimiz bir vahşet.

Bu, utanacağımız ve mümkünse acısını paylaşacağımız bir katliam.

Ermenilerin, atalarının yaşadığı dramları bile neredeyse bir kenara bırakarak “soykırım olduğunu kabul edin” diye tutturmalarından, Türklerin de yüz binlerce insanın ölümünü kabul ederken bile “hayır, asla soykırım değildi” diye diretmesinden bu “soykırım” sözcüğünün lanetli bir önemi olduğunu seziyorum.

Ama gene de, bu sözcük politikada ve diplomaside nasıl bir önem taşırsa taşısın benim için büyük bir önem taşımıyor.

Masum insanların vahşice öldürülmüş olduğu gerçeği, bu gerçeğin adından daha önemli benim için.

Bu büyük dramın günümüze düşen gölgesine baktığımda ise Ermenilere yapılan bir başka büyük haksızlığı görüyorum.

Yakınlarını zalimce cinayetlere kurban vermiş olanların bugün bu acı için yas tutmalarına izin vermemek bizim suçumuz.

Bugün Türkiye’de hangi Ermeni öldürülen büyükannesi, dedesi, amcası için açıkça yas tutabilir?

İttihatçıların işlediği korkunç günahla bir ortaklığım yok ama yas tutmalarına bile izin verilmemesinin günahı bugün hepimize ait.

Bu günahı işlemek istiyor musunuz gerçekten?

Aranızda bir geceyarısı evi basılan bir ailenin öldürülmesine, annesini kaybeden küçük bir çocuğun tehcir denilen o mahşerde yapayalnız kalmasına, ak sakallı bir Ermeni dedesinin vurulmasına göz yaşı dökmeyecek kimse var mı?

Adına ister soykırım deyin ister demeyin, yüz binlerce insan öldürüldü.

Yüz binlerce hayat söndü.

Ermeni çetelerin de Türkleri öldürmüş olması Ermenilerin öldürülmüş olduğu gerçeğini gözlerden saklayacak bir mazeret olmamalı bence.

İnsan vicdanı öldürülen herkes için, Ermeniler için, Türkler için, Kürtler için yas tutabilir.

Bana sorarsanız tutmalıdır da.

Bebekler öldü, kadınlar, yaşlılar öldü.

Acı çekerek, ağlayarak, dehşete düşerek öldüler.

Öldürülenlerin ırkları ve dinleri gerçekten o kadar önemli mi sizin için?

O korkunç zamanlarda bile Ermeni çocuklarını kurtarmaya çalışan, bunun için kendi hayatını tehlikeye atan Türkler vardı.

Biz, öldürenlerin çocukları olduğumuz kadar kurtarmaya çalışanların da çocuklarıyız.

Öldürenlerin vahşetine sahip çıkmak yerine kurtaranların merhametine, dürüstlüğüne, cesaretine neden sahip çıkmayalım?

Bugün kurtarılacak kurbanlar yok ama kurtarılacak, sahip çıkılacak, desteklenecek bir yas var.

Ağır bir yasın çevresinde kanlı bir totem dansına dalmanın nasıl bir yararı olacağını düşünüyorsunuz?

Rakamları unutun, Ermenileri unutun, Türkleri unutun, boyunları kırılan, karınları deşilen, vücutları parçalanan bebekleri, gençleri, kadınları yaşlıları düşünün yalnızca.

Bütün o insanları tek tek düşünün.

İçinizde en küçük bir kıpırtı bile olmuyorsa, annesi öldürülürken ağlayan bir bebeği düşündüğünüzde gözünüzde bir dirhem gözyaşı belirmiyorsa, size söylenecek bir sözüm yok.

O zaman benim adımı “hainlerin” arasına yazın.

Çünkü ben öldürülen onca insanın yasını Ermenilerle birlikte tutmaya hazırım.

Bütün bu acımasız ve anlamsız tartışmaların ortasında hala kurtarılacak bir şey olduğuna ve ona da “insanlık” dendiğine inanıyorum çünkü.


9 Mayıs 2005, Pazartesi



ahmetaltan@gazetem.net





No comments:

Followers