Wednesday, February 21, 2007

Niçin utanıyoruz?

Hrant’ın ölümüyle niçin bu kadar yıkıldık?

Niye günler, haftalar geçtikçe acımız azalacağına artıyor?

Niye hafızamız zamanla bulanacağına daha bir keskinleşiyor?

Niye Hrant’la olmak, onun sesini duymak, onun resimlerine bakmak, onunla ilgili yazılar okumaktan kendimizi alıkoyamıyoruz?

Hepimizin yüreğindeki bu keskin sızı, niye, niye bir türlü dinmiyor?

Çünkü, Hrant’ın katliyle çok, ama çok acı bir gerçekle, Hrant’ın yaşamı boyunca kederle taşıdığı şeyin, inkar edilen ortak acıların farkına vardık dostlar. Bu toprağın sevdalısı, namuslu, çalışkan, mert insanının acısının, Hrant’ın cansız bedeninde kristalleştiğini gördük. Anadolu insanının acı hayat hikâyesini Hrant’ın şahsi hikâyesinde bir kez daha yaşadık. Bir yaşamın ne kadar zor kurulduğunu, ne emeklerle büyütüldüğünü, sonra nasıl kolayca, nasıl hayasızca elden alınabildiğini gördük. Tarih cansız bir bilgi olmaktan çıkıp, izlenebilir, kanıtlanabilir bir gerçeklik oldu onun hayatı ve ölümüyle.

İşte şimdi Ermeni, Gayrıermeni olan, ama evvela insan olan herkes yas tutuyor. Geçmişte başımıza gelen felaketlerin yası, Anadolu’da yaşamlarını, kimliklerini kaybeden, aileleri bölen, kardeşleri ayıran, dilleri, yürekleri dağlayan o acının yası bu… Hafıza isyan ediyor, kurgu kendi içine çöküyor, hakikat, serin bir el gibi beynimizi avuçluyor. Ermeni başka yanıyor, Gayriermeni, ama evvela insan olan başka yanıyor. “O zaman da böyle olmuş demek ki” diyorlar. Hrant tipik bir Anadolu Ermenisi çünkü. İçten, yapmacıksız, çalışkan, azimli, zorlu, inatçı, zeki, açık sözlü, yürekten, vicdanlı… Tıpkı Anadolu gibi, tıpkı Anadolu’nun diğer halkları gibi... Ama göz göre göre geliyor, güvercini üç pençe darbesiyle derdest ediyorlar. Onca kalabalığın, onca gözün, onca vicdanın önünde... Dünyanın, Türkiye’nin gözü önünde... Bu kadar ucuz, bu kadar değersizdi onun yaşamı. Tıpkı diğer binlercesi gibi, tıpkı diğer tüm Anadolu’nun çilekeş halkları gibi…

Bu sebeple çok acılıyız dostlar. Utanıyoruz… Biz Ermeniler başka bir şeyin acısını yaşıyoruz, Gayriermeniler başka bir şeyin acısını… Ama özü aynı: Birbirimize sahip çıkamadık, aslı astarı olmayan bir nefretin kurbanı olduk. İşte bunun acısı öyle kolay kolay geçecek gibi değil; utancı da... Ama bırakın geçmesin. Biz başka türlü ayılamayız çünkü. Salih adam yere düşecek, yerde kanı akacak, biz de göreceğiz... Belki Hrant’ın kanı sayesinde hafızamız uyanacak, vicdanımız uyanacak ve mertçe, insanca yüzleşeceğiz mazimizle, kendimizle. Ve her yüzleşmede olduğu gibi, önce sıkıntı elem, sonra esenlik gelecek yüreklerimize. O mazide yalnızca katliamlar olmadığını, aşklar, dostluklar, kardeş türküler, gerçek hayatlar olduğunu da göreceğiz. Birlikte ne kadar zenginmişiz, gidenlerden sonra nasıl fakirleşmişiz, onu göreceğiz. Hrant’ın dediği gibi, iyileşeceğiz dostlar. Göreceğiz ki, bizi kıranlar bizden değil, şerden... Şerrin yoktur milleti, yoktur memleketi… O arsız bir göçebedir dostlar, sevginin terk ettiği yürekleri, içten dağılan evleri kollar, oralara demir atar. Belki bunu göreceğiz, belki bunu anlayacağız. Hrant’ın çok önce anladığını, belki biz şimdi anlayacağız.

Biz Ermeniler acımızı mertçe taşıdık. Hrant gibi bu memlekete inandık. Kötünün milleti olmadığını bildik. Bunca acıya, bunca haksızlığa rağmen bunu nasıl becerdik bilmem; ama yaptık. Lakin acımızı, tarihimizi de inkar etmedik, etmeyiz de… Biz Hrant gibi taştan masalar oyar, üzerine ekmeğimizi koyar, dostlarımızla paylaşırız onu. Derdimizi mertçe, açıkça söyler, kalleşlik bilmeyiz. Buradayız. Çünkü ölülerimiz, atalarımız, mazimiz, dostlarımız burada. Hrant bu memlekette güvercinlere dokunmazlar derken, aslında bizlere veda ediyordu. Bana dokunmazlar dediği dostlarıydı onun. Dostlarının memleketin çoğunluğu olduğunu biliyordu çünkü. Yanıldı mı? Hayır yanılmadı. O sadece, onu öldürecek şerri bu memleketten saymadı.

Biz anlamadık sadece…

Agos Gazetesi, 16.02.2007

No comments:

Followers