Thursday, April 19, 2007

Nerede duruyoruz

Bize göre Akhtamar, bazen Ağtamar, bazen de Ahtamar.

80’lere kadar böyleyken, 80’lerde artık ne olmuşsa Akdamar olmuş bu bin küsur yıllık mabet. Ani’nin, Anı olması gibi, diğer pek çok yer ve tarihi yapı da şayet fiziksel olarak yok edilememişse, ya yok farz edilmiş, ya da ait oldukları uygarlıkla bağları silinmeye çalışılmış. Eh, isimler de bu savaşın döndüğü en görünür alan. Ermeni Tehciri’nden hemen sonra başlayan bu isim vandalizmi Cumhuriyet tarihi boyunca da devam etmiş dalgalar halinde. İncelediğinizde, bu dalgaların en milliyetçi dönemlere denk düştüğünü de görürsünüz. Oldukça anlaşılır.

Pek çok şey ifade ediyor olmalı bu isim savaşları, hem Bizler hem de Onlar için. Bu Biz ve Onlar çok netameli bir sınıflama. En akıllı, bilgili, vicdanlı ve duyarlı kişileri dahi yanıltabilecek bir genelleme. Genellemelerin hangisi adil olabilmiştir ki zaten! Genellemek, işte adı üstünde, eşsiz, insani, özgün, farklı her şeyi bir tanımın, adın ve sıfatın içine hapsetmek demek. Peki niye ihtiyaç duyarız ki buna? Korkuyor olmalıyız. Korkularımızla yüzleşmekten korkuyor olmalıyız. Ya bu korkuların altından genellemelerimizle içimizi serinlettiğimiz kabullerden daha farklı bir şey çıkarsa diye. Yüzleşmek eğer ortadaki bir noktaysa, birbirlerini genelleyen bu Biz ve Onlar, o orta noktanın iki ucundaki marjinal uçları temsil ediyor. Böylelikle birbirlerini genelleyen iki kesim, birbirlerinden en uzak noktada duruyorlar. Böylesi hem daha güvenli geliyor, hem de kolay. Çoğu zaman da daha kazançlı.

Surp Haç Kilisesi’nin restore edilmesi bu anlamda çok hassas bir noktada duruyor. Bu açılışın ne anlama geldiği, nasıl yorumlanması gerektiği tamamen olaya nereden baktığınızla ilgili. Bir açıdan açılış pek çok dram ve trajedi içeriyor. Daha çok, şu anın geçmiş üzerinden değerlendirmesi. Bir halkın dramı, rafine bir uygarlığın doğduğu topraklarda uğramış olduğu hazin muamele ve hâlâ, hâlâ yıkıntılar üzerinden süren sembol ve isim savaşları. Bu başlı başına yaralayıcı… Nitekim Dünya Ermenileri Patriği Karekin II, yayınladığı Zadik mesajında bu konuya buradan bakmayı tercih ediyor. Türkiye’den de yükselen çok ciddi yorumlar var bu bakıştan kaynaklanan.

Diğer uçta da bildiğimiz o reddeden duruş var. Farklılıkları yok sayan, ondan korkan ve hem tarihi, hem bu günü kendi tahayyülüne göre biçimlemek isteyen bir görüş. Tüm bu karmaşa içinde, ortada duran, ortadan görmeye çalışan bakış, ne yazık ki hâlâ çok cılız ve baskı altında. Genellemelerin dışına taşan, Öteki’yi anlamaya gayret eden tüm çabalar büyük bir mukavemet görüyor. Hâlbuki daha demokratik, daha huzurlu ve daha müreffeh bir Türkiye, o cılız bakışın ülke politikasına nüfuz etmesiyle mümkün olabilecek. Dikkat ediniz, bu ülkede dün ve bugün alınan tüm anlamlı mesafeler bu bakış açısından üreyerek hayat bulmuş.

İşte Van Surp Haç Ermeni Kilisesi’nin restorasyonu ve açılışı bu ortadan bakışa göre bence çok da kıymetli bir açılım ifade ediyor. Haç tartışmaları, açılış tarihinde yaşanan sıkıntılar, hadisenin siyasal bir malzeme olarak kullanılma teamülünün arasında, bu hadise Türkiye’nin Ermeni politikasında önemli bir kırılma noktası olarak da görülebilir. Doksan yıllık travmatik Türk-Ermeni ilişkileri tarihinde bu açılışın değerini görmemeye çalışmak büyük bir fırsatın kaçırılmasına, bu dengeli duruşu kurmaya çalışan onca siyasetçi ve kurumun da teşviklerinin kırılmasına yol açabilir. Hani, iki uçta kendi tercihleri doğrultusunda aslanlar gibi duranlara söyleyecek bir şey yok. Ama ortada durduğunu zannedenlerin arada bir konumlarını kontrol etmelerinde fayda var. Bu kadar az görünmemiz ve bu kadar cılız ses vermemizi başka türlü izah etmek zor çünkü.

Hrant tek başına ortada dururken, çoğumuz onu kenardan seyrediyorduk.

No comments:

Followers