Thursday, May 24, 2007

Bize başka bir halk lazım

Türkiye gerçekten de olağanüstü günler yaşıyor. Türkiye’nin bu olağanüstü siyasi gündemine eşlik edercesine gökyüzünde de, yeryüzündeki temayüle koşut olağanüstülükler yaşanmaya başladı. Bildiğiniz gibi, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği Cumhuriyet mitingleri serisinin sonuncusu 19 Mayıs’ta Samsun’da yapılacak. Bununla birlikte Salı günü basına yansıyan bir habere göre, aynı günün gecesi Venüs ve Ay, bayrağımızı oluşturacak şekilde yan yana gelecekmiş. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi öğretim üyeleri bu tarihi olayı basına heyecanla açıkladılar. Bu açıklamalarda bu hadisenin 19 Mayıs’a, üstelik böyle bir konjönktüre denk gelmesinin ilahi bağlantılarına göndermeler yapıldı. Ancak zannederim bir husus atlanmış. Bu da benim katkım olsun: Şöyle ki, gökyüzündeki bu ulvi durum gece daha iyi görünecek ve bu görüntü saat gece yarısına doğru semadan silinecekmiş. Gece yarısı size neyi hatırlatıyor? Söyleyeyim: E-muhtıranın verildiği saat... Yeryüzünün ve gökyüzünün güçleri birbirleriyle mükemmel bir uyum ve işbirliği içerisinde hadiseyi el ele götürüyorlar. Her şey Türkiye’nin laik rejimi için…

İşin içine gökyüzü de karıştığına göre, Türkiye’de gerçekten durum ciddi olmalı. Öyle ki, yüz binlerce vatandaş meydanlara sökün ediyor, İzmir’de düşman bir kez daha denize dökülüyor, memleket yeniden kurtarılıyor. Kimden? Halkın belirli bir kesiminden. Şeriat tehlikesi, bölünme senaryoları ve komplo teorileri gırla gidiyor ama, bunca provokasyona rağmen –çok şükür- vatandaş henüz birbirine düşmüş değil. Vatandaş iyi niyetli. Kimse ülke karışsın, kardeş kardeşi kırsın istemiyor. Bu iyi. Çünkü artık güvenecek ne hukukumuz, ne de bağımsız işleyen bir siyasi sistemimiz var. Mümtaz Soysal’ın çıktığı son tv programında dediğinin aksine (rejim, halkın ellerine teslim edilemeyecek kadar mühim bir meseledir) halk -tüm kafa karışıklığına rağmen- ülkenin siyaseti ve hukukunun bir adım önünden gidiyor.

Şu son aylarda olan biten her şeyi herkes kendi açısından yorumluyor. İşin garibi bu yorumların her birisinin de kendine göre haklılık payları var. Halk cumhuriyetin kuruluşunda ağzına tıkılan lokmanın tadına seksen yıl gargara yaptıktan sonra henüz varıyor. Mamafih henüz geçmişle yüzleşme aşamasına gelinemediği için kafalar ciddi biçimde karışık. Sorunların varlığı şöyle böyle fark ediliyor ama, gerçek nedenleri –dedik ya, geçmişle yüzleşilemediğinden- analiz edilemiyor. Bu sıkışmışlık ve çaresizlik hissi ile alanları dolduran aşırı biçimde uyarılmış halk, yüz binlerin dirsek teması ile kendini o anlık iyi hissediyor. Tıpkı Hrant’ın cenazesinde bizim de kendimizi iyi hissettiğimiz gibi. Lakin eve döndüğümüzde, hatta miting alanından ara sokaklara dalıp benzerlerimizle göz temasımızı kaybettiğimiz anda, elimizdeki şeyin ne kadar geçici ve güvenilmez olduğunu anlıyoruz. Anlıyoruz ki, kendimizi yalnızken de iyi ve güvende hissedebilmenin tek çaresi var. Nedir o? Demokrasi. Herkes için, her zaman, tam ve eşit işleyen sıhhatli bir demokrasi.

Türkiye dönüşüyor. Kendini Atatürkçü ve laiklik koruyucusu olarak tanımlayan, lakin gerçekte kendi kliklerinin menfaati için ülkenin en hassas dengeleriyle oynayanların hareleri pul pul dökülüyor. Kısa vadede nelerin olacağını tahmin etmek zor. Ama uzun vadede bu süreç tersine dönmeyecek. Halk gün geçtikçe korkutulmuşluğunun, aldatılmışlığının daha çok farkına varacak. İnternet dünyasının tüm mesafeleri bir tuşa indirdiği ve orta ölçekli bir Perşembepazarı esnafının Çin’den ithalat yapabildiği bir toplumsal hareketlilikte Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarıyla, Diyanet İşleriyle, Denktaşlar, Soysallar, Nur Serterler ve mezarlıklardan kemik aşırma zihniyle gelinecek nokta, 19 yılda bir gökyüzünden medet uman bir akıldışılığa savrulmaktır. 19 yıl nereden mi çıktı? Venüs ile Ay bir daha bundan 19 yıl sonra, yani 2026 yılında ay-yıldız konuma gelecekmiş, ondan.

Kim öle kim kala.

Agos gazetesi, 18 Mayıs 2007

No comments:

Followers