Tuesday, May 15, 2007

Kaosun neresindeyiz?

Tandoğan ve Çağlayan toplanmalarını pek çok açıdan okumak mümkün. Ama zannediyorum ki, demokratik ve bilinçli bir topluluğun gerçek bir endişe ile sesini duyurma teranesi, bu iki toplanma için de çok iddialı saptamalar. Milli birlik ve beraberliğin bu toplanmalarla pekiştiğini söylemek ise, çok daha hayali bir temenni olur. Her toplanma özü itibarıyla demokratik olmadığı gibi (demokratik olma ölçüsü kalabalığın birbirini ezmeden, kapkaç olmadan, güler yüzle yürüyebilmiş olması ile ölçülmez) birkaç yüz bin kişiyi yan yana getirebilmek de o faaliyetin geri planını aklamaz. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Evet, her iki toplanma da önemli olaylardır. Çünkü bu toplanmalar, aslında rejime dair içi varsayıldığı kadar dolu olan bir kaygıdan değil, provoke edilmiş, belirli bir toplumsal yarılmaya işaret eden, uzlaşmayı ve gerçek Türkiye’nin gerçek sorunlarını ıskalayan bir durumu açığa çıkarmaktadır. Kentli, orta sınıf, kadın ağırlıklı ve sivil görünümlü resmilerin oluşturduğu bir topluluk, aslında içinin ne kadar dolu olduğu belli olmayan bir endişe ile sokağa dökülmüşlerdi. “Ne mutlu Türk’üm diyene diyemeyenler bizim düşmanımızdır” diyerek, ülkenin elli küsur alt kimliğini birden silkeleyen çok tehlikeli bir tehdide bayrak sallatan bir zihniyet, aynı zamanda, o alanda olmayan bu ülkenin %60’lık bir kesimini de dışlıyordu kuşkusuz. Bu mitinglere katılanlar bunu süzebilmişler miydi? Şüphesiz hayır. Onlar, aslında ilan edilen erken seçimlerde oy atacakları bir siyasi partinin olmamasının sıkıntısını gidermek için oradaydılar daha çok. Ama bunun neden böyle olduğunu tahlil etmek pek mümkün olmuyordu her nedense.

AKP olgun davranıp miting ve askerin açıklamalarından sonra en az % 5 daha artan seçmen tabanını sokağa indirmiyor. Çok iyi ediyor ama, bu gittikçe derinleşen toplumsal yarılmayı durdurmaya yeterli olmayacak gibi. Çünkü karşılarında “Değil % 35, %95’le de gelseler belli kişiler belli konumlara gelemezler diyen” bir zihniyet var. Dolayısıyla, erken seçimlerde varılacak sonuç bir çözümü değil, daha da derinleşen bir krize işaret edecek. Burada laiklik çekincelerine ve türban hassasiyetine sahip olan kesimler de içinde olmak üzere, halk sadece bir figürandan ibaret. Halk tepede üretilen ve kendisini yenileyemeyen kadük bir projenin onaylayıcısı olmak durumunda. Buna karşı çıkmaya çalışmış tüm demokratik çeşitlilikler Cumhuriyet tarihi boyunca iğdiş edildiğinden, resmi ideolojinin karşısında sadece dinin, yani Müslümanlığın ayakta kalabilmiş olması da beklenen sonuç. Lümpenlikten dönüşerek burjuvalaşmaya başlayan Müslüman sınıfın partisi AKP’nin nasıl olup da sistem partilerinden daha demokratik ve üretken kaldığı, AB sürecinde ve 4.5 yıllık iktidarlarında Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir üretkenlik gösterebilmeleri de,AKP’nin başarısından çok CHP’ce temsil edilen zihniyetin günün gerçeklerinin dışına savrulmasında yatmakta. Müslüman’dan Türk yaratma projesi bugün yol ayrımına gelmiş durumda. Ecevitlerin “Ülkeyi misyonerler bastı. Bizi Hıristiyan yapıyorlar” feveranları pek çoklarının düşündüğü gibi bunamışlıktan değil, bu projeyi tekrar diriltme arzusundan kaynaklanıyordu. Danıştay baskını, Santoro cinayeti, Hrant Dink suikastı ve Malatya katliamı da bu bağlamda değerlendirilmeli.

Dolayısıyla, erken seçimler ile mecliste yenilenecek halk iradesi sizi fazla ümitlendirmesin. Ben bunun daha da ciddi provokasyonlar serisine yol açacağını, tıpkı Tandoğan ve Çağlayan toplanmalarında kullanılan halk kesimlerine pompalanan laiklik endişeleri gibi, tansiyonu gittikçe yükselen bir atmosfer yaratılacağını ve bu sürecin sonunda da ciddi kırılmaların yaşanacağını tahmin ediyorum. AKP karşıtı sivil ve askeri bürokrasi algılamasına göre işler, en çılgın teşebbüslere girişilmesini dahi mecburi kılan bir boyuta varmış durumda çünkü.

Biraz moral bozmak gibi oldu ama, başka türlü de anlaşılmıyor.

No comments:

Followers