Sunday, May 06, 2007

Konuşmanın maliyeti

Türkiye tarihi günler yaşıyor.

14 Nisan’da Ankara’da yüz binlerce hassas vatandaş hassasiyetlerini göstermek üzere toplanıyor.

“Bu meydanda ‘Hepimiz Ermeni’yiz’ diyenler yok” diye slogan atıyorlar aynı hassasiyetle.

Malatya’da bir grup genç, milli ve dini hassasiyetlerle harekete geçiyorlar.

Bu hassas çocuklar, üç kişiyi lime lime doğruyor.

Son derece hassas seyreden cumhurbaşkanlığı süreci, AKP’nin adayını açıklaması safhasına geliyor.

Ve nihayetinde, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığı açıklanıyor. Hemen ardından muhtemelen yine hassas bir genç YÖK başkanı Teziç’e suikast girişiminde bulunuyor.

Böyle bir gündemde Ermeni toplumu da kendi hassasiyetini çelişkili bir biçimde yaşıyor. Yıllardır kapandıkları iç dünyalarından çıkıp, daha görünür, daha konuşur olmaya başladıkları bir sürecin bir noktasında, Hrant Dink suikastı ve hemen ardından yaşanan Malatya katliamı, bu çelişkiyi daha da sivri ve daha da can acıtır hale getiriyor. Patrik Hazretleri, yaşadığımız bu felaketlerin hemen sonrasında bize en çok umut veren şeyi, “Hepimiz Ermeni’yiz, hepimiz Hrant Dink’iz” ve “Hepimiz Hıristiyan’ız” sivil tepkisini, ona temkinli bir mesafe koyarak eleştiriyor. “Bunları söyleyenler çekildikten sonra, Ermeni cemaati ortada korunmasız ve tek başına kalıyor” diyor; yani kabak bizim başımıza patlıyor demeye getiriyor. Çelişki de zaten burada.

Kenara çekilen onlar ve ortada kalan bizler bu söylemle birbirinden ayrılmış oluyor. Yani, tam da biz olmanın keyfine tekrar varırken, yine bizler ve onlar olarak ayrışıveriyoruz. Bu da yalıtılmış olmaya, kapalı dünyamıza geri dönmeye ve elbette susmaya doğru doğal bir çekilim aslında. Çok da normal. Ortada bir suikast, bir rahip cinayeti ve korkunç bir katliam var. Bunlar gerçek. Bu düşüncede olan sadece Patrik Hazretleri değil; belki geniş bir kesim de böyle hissediyor. Konuşursan yanarsın. Hakkını ararsan kurşun yersin, boğazın kesilir. Seni kimse korumaz. Bu ülke böyle bir ülkedir. Kimseye güvenemezsin.

O zaman “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz” ve “hepimiz Hıristiyan’ız” diyenler de ya bunu kasıtlı yapıyorlar, ya da en azından samimiyetsizdirler.

Bu söylemde kristalleşen, yabana atılır veya hor görülebilir bir endişe değil. Mesnetsiz ve temelsiz de değil. Bilakis, verilmek istenen mesajın ne kadar isabetli bir biçimde yerine ulaştığını ispat ediyor. Bununla birlikte temkinli olmanın sınırı da bulanıklaşıyor. Gerçek duyguları ifade eden sözlerden, yine muğlak, araya mesafe koyan, sahte bir dile geçiyoruz böylelikle, fark etmeden. Zannediyoruz ki, ne kadar az konuşsak, ne kadar az görünür olsak, o kadar güvende olur, tükenme süremizi o oranda öteleriz.

Hâlbuki bu koca bir yanılsama. Bize öğretilen bir şey. Bizden istenen de beklenen de bu; ve öyle içselleşmiş ki, onu savunur hale gelmişiz. Tıpkı mezbahanın yolunu ezbere bilen ve sürüleri kesilmeye götüren yaşlı kılavuz koyun gibi…

Ben eminim ki Sayın Patrik de bunu cemaati için endişelendiğinden, pederane hislerle söylüyor. Kimsenin zarar görmesini istemiyor. Ermeni toplumunun bu hassas süreci en az hasarla atlatmasını arzu ediyor. Lakin bu psikolojinin bir de yukarıda belirttiğim bu yönü var. Türkiye Ermeni toplumu olarak bu konuda zaten çok deneyimliyiz. Son yüz elli seneyi bir kâbus halinde geçirdik. Ne yapsak hata, ne desek suç oldu. Bugün ise yasını tutamadığımız acımız bir kenara, hâlâ gerçekte vatan haini, kalleş, işbirlikçi olmadığımızı anlatmak zorundayız.

Aslında bu hafta Abdullah Gül’ün olası cumhurbaşkanlığının Türkiye için ne anlama geldiği ve Ermeni toplumunun bunu nasıl algılayacağı üzerine yazacaktım. Çünkü Hrant’ı kaybettiğimiz ve Türkiye’nin siyasi yapısının kökten değiştiği bugünlerde yaşananları yorumlama şeklimiz, önümüzdeki on seneleri biçimleyecek.

Türkiye’nin bu yeni geleceğinde Ermeniler nasıl yer alacaklar? Vatandaş mı olacağız, yoksa tebaa mı kalacağız? Konuşacak, üretecek miyiz, yoksa kendi iç dünyamıza çekilip tükenişimizin ne kadar süreceğini mi hesaplayacağız?

Şüphesiz akılların gerisinde de hep aynı soru var: Bunun maliyeti ne olacak?

27 Nisan 2007, Agos gazetesi

No comments:

Followers