Friday, June 29, 2007

Bu seçim sizin

Baskın Oran’ın İstanbul 2. Bölgeden, yani Bayrampaşa, Beşiktaş, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Sarıyer, Şişli ve Zeytinburnu semtlerini kapsayan bölgeden bağımsız milletvekili adaylığı koyması ile seçimler bizim için daha anlamlı hale geldi.

Bizler tabii ki seçimleri Türkiye bazında düşünüyor ve sadece Ermenilerin değil, tüm demokrat kesimlerin desteğini önemsiyoruz. Dolayısıyla, zihinsel alıştırmalarımız da bu geneli kapsıyor. Lakin Ermenilerin şu dönemde daha özel bir durum yaşadıkları ortada. Bu duruma belki en benzer kesim olarak Alevileri görmek mümkün. Çünkü Alevilerin geleneksel oy verme eğilimleri son gelişmelerle çatlamış durumda. AKP’nin Reha Çamuroğlu gibi önemli Alevi isimleri aday göstermesi değil bu çatlamanın tek sebebi. Aleviler tarihsel eğilim ve deneyimleri gereği destekleyegeldikleri CHP’nin aslında sol bir parti olmadığını, demokrat duruşunun sahteliğini, sadece laiklik elden gidiyor ve şeriat geliyor korkularını pompalayan bir kabuk partisine dönüştüğünü artık görüyorlar. Öte yanda ise İslamcı, mütedeyyin Sünni tabana yaslanmış, dolayısıyla Alevilere karşı duyarsız hatta düşmanca davranmaya meyilli olduğu farz edilen bir partinin, yani AKP’nin ezber bozan davranışları Alevileri bir karar verme noktasına götürüyor. Aleviler iyi eğitimli, laik düzene ve çağdaş yaşama bağlı, yüzyıllardır gördükleri baskıdan mustarip, hassas bir seçmen kitlesi özelliği taşıyor. Aslında yukarıda üstüne vurgu yaptığım “çatlama” tam da demokrasinin gereklerinden biri. Alevileri, sanki tek bir kişiymiş gibi blok bir oy deposu olarak görmek oldukça arkaik bir tutum. Dolayısıyla, Alevilerin ve Ermenilerin AKP’ye yönelmesi geçmişte buna ters davranış göstermeleri ile bir çelişki göstermiyor. Çünkü bugün, dünden çok daha farklı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Seçmen kitlelerinin buna bağlı olarak eğilim değiştirmeleri, ya da oylarını eskiden hiç düşünmeyecekleri partilere –en azından demokrasi adına– “emanet” etmeleri de demokratik hassasiyetin bir sonucu.

Ancak şöyle de bir gerçek var: AKP, 4,5 yıllık iktidarı esnasında iyi bir yönetim gösterdiği ve 100 milletvekilinin adaylığını yenilemeyip, onların yerine kadın, sol ve liberal kesimlerden isimler koyarak kendisine yapılan eleştirileri algıladığını ispatladığı halde, pek çok kişi bu partiye oy vermeyi deyim yerindeyse “kendine yediremiyor.” Bu gerçeği görmezden gelmek pek gerçekçi değil. Dolayısıyla, Baskın Oran ve Ufuk Uras’ın adaylığı tam da burada pek çoklarına “ilaç” gibi geldi. Çünkü her iki isim de kendini kanıtlamış, hani o çok özlediğimiz “adam gibi adamlardan”. Şüphesiz seçime hiçbir Ermeni adayın –en azından seçilmesi mümkün sıralardan– katılamayacak olması üzücü. Bunu biraz da Hrant’ın katledilmesiyle içine girilen defansif duruşa bağlamak mümkün. İnsan, hele şu günlerde, Hrant’ın katledilmesiyle Türkiye’nin ne büyük bir kayıp verdiğini düşünmeden edemiyor. Çünkü en büyük hayalimiz bir gün Hrant’ın meclise girecek olmasıydı. Bu hayali elimizden alanlara en güzel cevap, en azından bu seçimde Baskın Oran’ı meclise taşımak, daha sonraki seçimlerde de cemaat olarak daha aktif bir katılım göstermek olacaktır.

Geçen hafta da yazdığım gibi, Ermenilerin bir kısmı Hrant Dink’in öldürüldüğü, Malatya’da Hıristiyanların katledildiği, Sakarya’da Kürt gençlerinin linç edilmeye çalışıldığı şu günlerde seçimlerle ilgilenmenin bizim için lüks ya da risk olduğunu düşünebilir. Aslında biraz kafa yorarsanız, böyle düşünmenin “Hrant konuşmasaydı, Agos da yazmasaydı öldürülmezdi” kanaatinin bir tezahürü olduğunu fark edebilirsiniz. Şu yanılgıyı düzeltelim: Yaşadığımız kötü tecrübelerde hiçbir mesuliyetimiz yok. İnsan gibi yaşamanın ölçüsü asla susmak, kabuğuna çekilmek değil. Türkiye Ermeni toplumu tarihten günümüze kadar yaşadığı adaletsizliklerin hiçbirini hak etmedi. Kabuğumuza çekilerek daha güvenli bir Türkiye yaratmış olmayacağız. Sadece tükenişimiz sessiz ve çabuk olacak, o kadar.


Bu seçim sizin…

Agos gazetesi, 08.06.2007

No comments:

Followers