Friday, June 08, 2007

Yengeç Yürüyüşü

Maalesef bu haftayı da çok acı ve şaibeli bir olayla noktalıyoruz. Ankara Ulus’ta meydana gelen patlamada 6 vatandaşımız hayatını kaybetti, 102 kişi ise yaralandı. Yaşadığımız her menfi hadise sonrası, elimde olmadan, kulaklarımda sevgili Hrant’ın “2007 zor bir yıl olacak” cümlesi çınlıyor. Yalan yok, Hrant’ı kaybettiğimiz günden itibaren her ölüm, her saldırı, her taciz, her hukuksuzluk, her gaddarlık yüreğimi başka türlü yakıyor. Malatya’da boğazları kesilen Hıristiyanların, Kayseri’de çöpe atılan marulları toplarken ehliyetsiz bir sürücü tarafından biçilen 6 çocuğun, kapağı açık unutulan kanalizasyon çukuruna düşerek boğulan Dilara’nın, 13’ünde zorla evlendirilip 15’inde kocası tarafından öldürülen Oya’nın, Kızıltepe’de özel tim polislerince üzerine 18 kurşun boşaltılan 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın, Bursa Osmangazi’de boğazları kesilerek öldürülen Melek anne ve iki çocuğun acısı, zaten öyleydi ya, şimdi çok daha katlanılmaz, çok daha can yakıcı geliyor. Ha, merak etmeyin, çatışmalarda ölen her asker, ölen her insan için de aynı hissi, aynı şiddette duyuyorum. Sonra Sivas’ta –o çatışmalara– asker uğurlayan konvoyun kaza yapmasına, bir kişinin ölmesine de üzülüyorum. Daha bunun Irak’ı, Darfur’u, Filistin’i, Afganistan’ı, Afrika’sı da var. Zaten ancak böyle olabildiği zaman Hrant’a duyduğum acının bir anlamı var. Ancak o zaman bu acının beni insan yapan bir yönü var. Ancak böyle bir acı, nefret, kin ve intikam duyguları üretmek yerine çözümü düşünür, biliyorum. Ama acı yine de acıdır değil mi? Her acıda, o güne değin yüreğimize saplanan tüm acıları anarız tekrar tekrar. Ben de öyle yapıyorum ister istemez.

19 Ocak’ta o uğursuz düğmeye basan o karanlık eller kan dökmeye ve Türkiye’nin demokratik bir toplum olmaya doğru çıktığı yengeç yürüyüşünü engelleme çabalarına devam ediyorlar. Derin devletin Türkiye’nin açık bir toplum olma yönündeki çabalarını önleme hususundaki telaşı, tabiatıyla aleniyetini de arttırıyor. Bir kumpas bu kadar aleni, bu kadar bayağı olabilir mi? Oluyor. Peki bu kadar bayağı, bu kadar patavatsız olan bir kumpas, kendi aleniyeti şiddetinde toplum tarafından algılanabiliyor mu? Umarım öyledir. Öyle olmasına şiddetle ihtiyaç var çünkü. Bir yandan bunca kurban verilirken, o kurbanların kanı derin hayaletlerin üzerine sıçrayarak onları görünür kılıyor. Sorun şu: Görebilir, bilebilir ama görmezden, bilmezden gelebiliriz. İşte başta Hrant’ın katli gibi, yukarıda sıraladığım tüm insanlık ayıplarında iştirakimizin başladığı sınır, tam da bu noktadadır.

Lakin bizler sorunlarımızı “çözmek” için insan öldüremeyiz. Provokasyonlara başvuramayız. İftira atamaz, ırkçılık yapamayız. Hukuku, adaleti eğip bükme gücümüz yok, olsa da kullanmayız. Bütün insanlar bizim kardeşimizdir.

O zaman çaresiz miyiz?

Hayır. Bazen ümidimiz kırılır gibi olsa da, yengeç yürüyüşüne devam edeceğiz. Çünkü Neruda’nın dediği gibi, “Biz halkız, hani şu sayılamayan, hani şu çok halk.” Eninde sonunda tüm ideolojiler, tüm devasa güçler ve hatta reelpolitik, o sayılamayan, o çok olan halkla birlikte evrilir. Bizler akıllarımızı, vicdanlarımızı temiz tuttukça, demokrasiye doğru çıktığımız yengeç yürüyüşü devam eder, hedefine ulaşır meşakkatle de olsa.

Bizim gücümüz aklımızı temiz tutmak ve onu sandığa yansıtmaktan gelir. Üstelik tam da bizi temsil eden bir partinin olmadığını düşündüğümüz, siyasetin çeşitli müdahalelerle, bizzat hukuk tarafından iğfal edildiği bu sıkışık günlerde daha çok inanmalıyız buna. 2007 İttihat ve Terakki lanetinin iktidarını sürdürmek adına en akıl almaz yöntemlere başvurulduğu bir yıl oluyor. Bu saldırıların hedefinde aslında kim ve ne var? Neden Türkiye’nin gördüğü en demokratik, en özgürlükçü bir 4,5 yılın ardından böyle bir karabasan üzerimize birden çöktü? Bu 4,5 yıl boyunca ülkeyi kim yönetti?

Bu basit soruların cevapları, sandıkta tek bir yöne işaret ediyor.

Agos, 25.05.2007

No comments:

Followers