Sunday, August 31, 2008

Bu süreç nasıl yönetilecek?

Hatırlarsanız, Patriklik Ruhani Kurul’u, Patrik Mesrob II’nin sağlık durumu hakkındaki ilk açıklamayı 26 Mayıs’ta yaptı. Açıklamada ‘Cemaatimiz içinde, uzun zamandan beri, patriğimizin sağlığıyla ilgili gerçek veya gerçekdışı söylentiler dolaşıyordu. Bizler ise bir açıklama yapabilmek için öncelikle doktorların tetkik sonuçlarını bekledik. Patriğimizin son sağlık kontrolleri geçtiğimiz hafta tamamlandı. Dolayısıyla, konuya ilişkin açıklama yapmayı uygun gördük’ deniyordu. Daha sonra 11 Haziran’da iki uzman hekimin Patrik’i yeniden muayene ettikleri, 19 Haziran’da ise basına kapalı yapılan bir toplantıda Patrik’in sağlık durumuyla ilgilenmek üzere en az üç hekimden oluşacak bir heyet oluşturulacağının kararlaştırıldığı basına yansıdı. Aynı ‘yansımadan’ hekimlerin İngilizce bir rapor yazımına giriştiklerini de öğrendik. 14 Temmuz’da Patriklik Basın Sözcüsü Luiz Bakar’ın ‘Önümüzdeki haftaya kadar tamamlanacak olan raporda tüm detaylar anlatılacak, konuya ilişkin gelişmeler ve raporlar hakkında, basına da gereken bilgiler verilecektir’ sözlerini yine Agos’tan okuduk. Ancak geçen hafta Agos’a tekrar açıklamada bulunan Sayın Bakar, Patrik’in sağlık kontrollerini yapan doktorların raporun basına açıklanmasının gerekli olmadığını söylediklerini, dolayısıyla, raporu basınla paylaşmanın, Patrik’in sıhhatiyle çok yakından, sevgi ve saygıyla ilgilenen doktorların arzularına uygun düşmediğini söyledi.

Allah Allah! Binlerce kişinin ruhani lideri olan önemli bir şahsın sağlığı konusunda bilgilendirmenin nasıl yapılacağını ne zaman sevgi ve ilgi dolu doktorların arzusu belirler oldu?

Bu argümanı ciddiye alan gazetemiz, Alman, Amerikan ve Esnaf hastanelerine başvurarak görüş alıyor; uzmanlar da etik, deontolojik ve hasta-doktor ilişkileri açısından Patrikhane’nin bu kararının doğru olduğunu onaylıyor. Agos’un başyazısını ve Etyen Mahçupyan’ın köşesini okumasak, ortada bir gariplik olduğu gerçeğini ıskalamak işten bile değil.

Oysa ortada ciddi bir gariplik var.

Bu konuyla ilgili bir süre evvel yazdığım yazıda, olayın insani boyutu, hayatın sürprizlerinin herkesi ve her kurumu kapsadığı ile ilgili bir tespitte bulunmuş, her şeyden evvel bu insani boyutun gözden kaçırılmaması, tartışmaların zamanlaması ve etiğine dikkat edilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu sürecin, arzu edilen insani ve etik rotada ilerleyebilmesi için de Ruhani Kurul’un Patrik’in sağlık durumu ile ilgili gelişmelerden cemaati sık ve net bir biçimde bilgilendirmesinin en önemli unsur olduğunu belirtmiştim. Bunun da herkesin herhalde kabul edeceği bir nedeni vardı: Mesrob II herhangi bir birey değil, tüm bir cemaatin dini ve yerine göre ‘cismani’ liderliğini üstlenmiş özel bir kişiydi.

Oysa Patrikhane bu konuda basına oldukça mesafeli duran, ketumiyeti bile aşan bir savrukluk içerisinde davranıyor. ‘Patrik’in sıhhatiyle çok yakından, sevgi ve saygıyla ilgilenen doktorların arzularına uygun düşmediği’ gibi bir tutum, basına kapalı toplantılarda sadece vakıf yöneticilerini bilgilendirmek, bu sürecin nasıl yönetileceği konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor. Patriklik sözcüsünün, söylentilerin önünü almanın basını bilgilendirmekle mümkün olmadığı görüşü de bu endişeyi destekler nitelikte.

Hali hazırda kullanılan dil ve yöntem Patrikhane’nin böyle bir süreci yönetebilmekte hazırlıksız olduğu, konu hakkında sadece vakıf yöneticilerinin muhatap alınması da, cemaatin merkeze uzak ‘atıl’ kısmının kaale alınmadığı izlenimi veriyor. Oysa önümüzde, belirsizliğin hakim olabileceği bir süreç var ve bu sürecin sonunda olası bir patriklik seçimi, Rahip Anuşyan örneğinde olduğu gibi, riskli karşılaşmalar ve tehlikeli virajlarda soğukkanlı, açık ve özgüvenli bir duruşu talep ediyor. Patrikhane’nin böyle bir süreçte en büyük destekçisi tabii ki cemaatin kendisi ve tüm hassasiyetlerin deşifre edildiği basınımız olacak.

Hülasa, bu süreci hem Patrikhane, hem cemaatimiz, hem de basınımız daha ciddiye almak zorunda.

25.08.2008
Sayı:643

No comments:

Followers