Sunday, August 31, 2008

Gül Yerevan'a gider mi?

Bir de Ermenistan vardı. O zamanlar ben Ermenistan’ın bu kadar yakında, hemen sınır komşumuz olduğunu bilmiyordum. Ermenistan SSCB denilen o gizemli devin devasa topraklarının içinde bir yerlerdeydi işte. Ermenistan hakkında epeyce estetize edilmiş bilgileri çevremden duyuyor ve bu efsanevi ülke ile bir çocuk olarak nasıl bir bağ kuracağım konusunda çelişki yaşıyordum. Gitmemiştim, görmemiştim, orada doğmamış, oralı kimseyle tanışmamıştım. Ama adı Ermenistan’dı. Ben de Ermeniydim ve bu bana sık sık hatırlatılıyordu.


Yıllar geçti SSCB dağıldı, Ermenistan bağımsızlığını ilan etti. Uzak ülke hemen yakına geldi. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birisi olduğu halde, Ermenistan’la diplomatik ilişki kurmadı. Karabağ savaşında durum Azerbaycan’ın aleyhine döndüğü ve Kelbecer’in Ermenilerin eline geçtiği 1993 yılında, Türkiye Azerbaycan’ın ambargosuna destek vermek üzere sınır kapısını kapattı. Ter Petrosyan’ın ‘Soykırım meselesini rafa kaldıralım, ekonomik ve kültürel ilişki kuralım, ilişkiler geliştikçe bu ihtilaf da kendi doğal mecrasında çözüm yoluna girer’ teklifi Türkiye tarafından itibar görmedi.


Türkiye’nin Ermenistan’la diplomatik ilişki kurmamasındaki ana argümanlar soykırım ihtilafı, Karabağ meselesi, Ermenistan’ın 1921 Kars Anlaşması ile belirlenen sınırı ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımadığı iddiasından oluşuyor. Bu argümanların hiçbiri niyet ve irade olduğunda aşılamayacak sorunlar değil. Nitekim eski hükümetin Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan bu yılın başlarında Münih’te düzenlenen Güvenlik Zirvesi’nde ilişki kurmak için önkoşulları olmadığı, Türkiye’de olduğu gibi Ermenistan’da da aşırılıkçıların bulunabileceğini, lakin Ermenistan’ın resmi görüşlerini temsil eden tek yetkili organ olarak hükümetlerinin Kars Anlaşmasını tanıdıklarını söylemişti. O zaman güzide basınımız bu önemli açıklama yerine Erdoğan’ın Oskanyan’ı nasıl azarladığını manşetlerine taşımayı tercih etmişlerdi.


AKP’nin Kıbrıs politikasında gösterdiği kararlılığın aksine, soykırım ihtilafında var olan devletçi politikaları takip etme dışında önemli bir girişimi olmadı bugüne kadar. Erdoğan’ın 2005 yılında yaptığı ortak tarih komisyonu kuralım teklifi, yeni bir açılımdan ziyade, bir düello mantığını ima ediyordu. Aynı mantıkla, geçenlerde Astana’da yapılan Agitpa 17. Genel Kurulu’nda Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili ortak tarih komisyonu kurulması önerisinin Ermenistan’ın çekimser oyuna rağmen kabul edilmesi de diplomatik bir başarı olarak kabul gördü.


Ancak statükoya böylesine çakılmış bir pozisyondan bir sonuç çıkmayacak gibi görünüyor. Zannediyorum şu an için bu pek arzu edilmiyor da. Çünkü çözümü arzulayan zihniyetin, bir araya gelmenin ve geçilmesi güç kavşakları by pass etmenin yollarını ararken daha yaratıcı ve samimi olması gerekiyor. Bu anlamda Ermenistan Başbakanı Serj Sarkisyan’ın Eylül ayında oynanacak iki ülke futbol takımının maçına Cumhurbaşkanı Gül’ü davet etmesi oldukça iyi bir fırsat. Hatırlarsanız, yetmişli yıllarda ABD-Çin arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla düzenlenen masa tenisi karşılaşmaları oldukça işe yaramış, Nixon Çin’i ziyaret etmiş ve bu durum literatüre ping-pong diplomasisi olarak geçmişti.


Umarız Gül Ermenistan’a gider. Böylelikle, büyük ülkelerin politikalarında ambargo kabul etmeyeceklerini göstererek çözümsüzlüklerden medet umanlara iyi bir cevap verilmiş olur.

17.08.2008

Sayı:642

No comments:

Followers