Sunday, August 31, 2008

Saflar tutulurken

Geçen pazartesi sevgili dostumuz Hrant Dink’in suikastının davasının altıncı oturumu yapıldı. Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan son dalga operasyonun ertesine denk gelen 7 Temmuz duruşmasının lakayt tavırlarıyla sanık ve avukatlarınca adeta sabote edilmesi, zaten bir yıldır henüz anlamlı bir mesafe kat etmemiş davanın geleceği hakkında iyimser olmamızı engelliyor. Bu kişiler ilk günlerdeki kadar olmasa da hâlâ arkalarında ciddi bir destek hissediyorlar ve yaptıklarının kötü bir şey olmadığı konusunda da kirli bir vicdan rahatlığına sahipler.



Coşkun İğci’nin jandarma, Erhan Tuncel’in ise emniyet görevlilerini suikast hakkında defalarca uyarı ve ihbarda bulunduklarını ifade etmelerine rağmen, Trabzon ve Samsun’da devam eden ihmal ve kasıt davalarının, ana dava dosyası ile birleştirilmesi talebinin reddedilmesi, suikastın sadece Samast-Hayal ve Tuncel üçlüsünde sıkışması, belki birkaç görevlinin daha ceza almasıyla yetinilmesi, böylelikle de aysbergin görünmeyen kısmına ilişilememesi korkumuzu da destekliyor.


Yani 19 Ocak 2007’de var olan endişelerimiz aynen devam ediyor.


Diğer yandan geçenlerde Taraf gazetesinde yayımlanan Neşe Düzel’in Ali Bayramoğlu ile yaptığı röportajda, bir üst düzey emniyet yetkilisinin 22 Ocak 2008’deki ilk Ergenekon operasyonundan sonra Bayramoğlu’nu arayarak ‘Hrant sizin çok yakın arkadaşınızdı, bilin ki kanı yerde kalmadı. Çünkü Dink’i Ergenekon öldürdü. Bunu biliyoruz ama henüz kriminal delile sahip değiliz’ demesi, Hrant’ı tehdit eden, onu hedef haline getirmek üzere hem yargıyı, hem de medyayı kullananların şu an Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, suikastın birkaç ruh hastası gencin işi olamayacağı da ortaya çıkıyor. Ama bu zaten malûmun ilanı. Bunu ilk günden beri biliyoruz. Ümidimiz bu bağlantıların mahkeme tarafından da kurulması. Bu yazıyı okuduğunuz sırada açıklanmış olması gereken Ergenekon iddianamesinde Dink suikastı ile bağlantılı önemli bilgilere ulaşılmış olacağını ümit ediyoruz.


Dolayısıyla, Hrant Dink’in katledilmesinin pek çok yönden Türkiye’de bir milat olacağı savımız gün geçtikçe güçleniyor. Kendini memleketin tek sahibi zannedenlerin sürekli darbe planları yapıp, ülkeyi buna göre şekillendirmek için zelil çeteler ve onların zelil eylemlerine bel bağlamalarının önüne geçilmesi için önemli bir fırsat yakalanmış görünüyor. Bu noktada, geçmişte nice suikast, katliam ve hukuk ihlallerine seyirci kalan, seyirci kalmak bir yana Ergenekon tipi yapılanmaların toplumsal itibarını sağlayan zevat, Ergenekon tutuklamaları karşısında demokrasi neferi kesiliyorlar. Hadi onu da anladık diyelim. Hrant’ın suikastına ağıt yakanların, Ergenekonu AKP’nin siyasi bir muadiliymiş gibi değerlendirerek karşı saf tutmalarına ne diyeceğiz? Ergenekon soruşturmasını önemsemeyi AKP’yi desteklemekle bir tutup ‘Taraf olmayalım’ diyenler, nasıl bir pozisyon aldıklarının ve tarih önünde gelecekte nasıl hesap vereceklerinin farkındalar mı?


Bu nasıl bir körlük Allah aşkına!


Onlarca yıl bir adalet erozyonunda yaşamak belli ki kafaları da, vicdanları da bloke etmiş. AKP ile araya mesafe koymak adına Ergenekon’a bu denli yanaşmanın başka türlü bir izahı olmasa gerek. Oysa kanımca AKP’ye anlamlı bir mesafe koymanın en doğru dürüst yolu, Ergenekon soruşturmasında sonuna kadar gidilmesinde, açılacak davanın bir linç operasyonuna dönüşmemesi, mecrasından sapmaması için denetleyici ve zorlayıcı bir toplumsal baskı oluşturmakta ısrarlı olmaktan geçiyor.


Bunu görmek bu kadar mı zor?
11.08.2008
Sayı: 641

No comments:

Followers