Sunday, August 31, 2008

Veda yazısı

Daha evvel bahsetmiştim ama, sizlere yazdığım bu son yazımın hatırına bir kez daha anlatmak istiyorum. Agos’ta ilk yazılarım 1997 yılında yayımlanmaya başlamıştı. Yazarlığın olmazsa olmazıdır; anlatacak çok şeyim, hayata dair pek çok itirazım vardı. Kapalı, suskun bir toplumun içinde, ondan daha da kapalı, içine çökmüş bir cemaatin kozasında yetişmiştim ve bu zelil “sessizlik”i bir türlü hazmedemiyordum. Görmezden gelinmenin, hakkını savunamamanın ve susmanın bir tür kölelik olduğunu hissediyordum. Hissediyordum lakin, itirazlarımı, dert edindiklerimi ve yüreğimde hazırladığım sözleri ete kemiğe büründürüp sunacağım ne bir platform, ne de imkânım vardı.

Sonra Agos kuruldu… Eminim benim gibi pek çok insan tam da bu sessizlik nedeniyle büyük bir coşkuyla karşılamıştı Agos’u. Bize bir Zadik armağanı olarak verilen sevgili ve biricik Agos’u…

Hrant’ın adını da ilk kez o zaman duydum.

Coşkuyla yazılarımı kaleme alıyor, Agos’ta basıldıkça da çok mutlu oluyordum. Sırf bu mu? Sorular yönelten, gündem yaratan, itiraz eden, hesap soran, fikrini korkmadan söyleyen, bizi bizim ağzımızdan anlatan onurlu ve gür bir “ses”e kavuşmuştuk nihayet. Yazı yazmaya ve Agos’a göndermeye devam ettim. Bir süre sonra, yazılarımdan biri basılmadı. Bir süre bekledim ve artık basılmayacağına ikna olduğumda da Agos’a küstüm. Hep zannettiğiniz gibi, altmışlarında bilge bir bey amca değil, en nihayetinde 27 yaşında, toy bir gençtim. Sonraki haftalarda Oşin ağabeyin bir yazısını okudum. Yazıda bazı hususlar kafama takıldı; oturdum bir şeyler karaladım ve gönderdim. Oşin ağabey bırakın hiddetlenmeyi, pek mesut olmuş, daha evvel haberi olsaymış, kendi köşesinde yayımlayacakmış. Söz konusu yazım tabii ki basıldı; derken…

Derken Hrant aradı beni. O hayran olduğum kişi telefonun öte tarafındaydı. Makalemi övdü ve bana neden yazı göndermediğimi sordu. Sormaz olaydı. Ben de başladım şikâyete. “Ben o kadar emek veriyordum da neden yazım basılmıyordu?”, “Bari neden basılmadığına dair bir bilgi verilseydi” gibi bir sürü laf işitti benden. Hrant sabırla yazı yazmam konusunda beni ikna etmeye çalışıyor, ben ise şikâyetlerimi sürekli tekrarlıyordum. İş tam kabak tadı veriyordu ki, -kendimi epey zorlayarak- bir şartla yazabileceğimi söyledim. “Nedir?” diye sordu. Ben de “Vallahi, köşe verirseniz yazarım, yoksa yazmam” dedim. Birkaç saniye kesildi konuşma. Sonra “Peki sürekli yazabilecek misin?” diye sordu Hrant. İçimden, “Allah allah” diye geçirdim. Herhalde yazardım. Nasıl yazmazdım!

“İyi o zaman, bu haftadan itibaren başla yazmaya… Ama bak, aksatırsan gözünün yaşına bakmam, ona göre” dedi. “Söz” dedim. “bir hafta bile aksatmam.”

Hrant’la bu köşe için yaptığım sözleşme buydu.

O günden beri bir hafta bile yazımı aksatmadım. Köşeyi kaybetme korkusundan değil, ona verdiğim sözü tutmak, yaptığımız sözleşmeye sadık kalmak için. Ve tabii ki, bu sözleşmenin asıl öznesi olan siz kıymetli okuyucularıma olan saygımdan ötürü…

Geçen hafta, işte bu sözleşmeyle bana açılmış olan bu köşede yazımı okuyamadınız.

Dolayısıyla Hrant’la yaptığım sözleşme yenilenmemiş oldu. Yeni Agos’un yeni yönetiminin bu tasarrufuna saygı duymak bize yakışacak olan davranıştır. Zaten 19 Ocak’tan sonraki bir yıl boyunca da yayın kurulu üyesi ve editör olarak Agos’a katkıda bulunmaya çalışmış, sonra gördüğüm lüzum üzerine istifamı vermiştim.

Bu köşede bundan böyle benim yerime Yetvart Danzikyan’la muhabbet edeceksiniz. Kendisi çeşitli platformlarda takip ettiğim, çok değerli bir yazarımız, fikir insanımızdır. Bana gösterdiğiniz teveccühü kendisinden esirgemeyeceğinizi biliyorum. Agos bizim göz bebeğimiz. Ona katkıda bulunacak herkes de bizim için çok değerlidir. Ona laf gelmesini de, hor davranılmasını da yüreğimiz kaldırmaz.

Bu size bu köşede yazdığım son yazım. Bu veda yazısını yazmak benim için hiç kolay değil. Ammavelakin, Hrant’la yaptığım sözleşme benim açımdan devam ediyor. Yazdığım ve yaşadığım müddetçe de devam edecek. Hrantça yazmaya ve ses vermeye devam edeceğiz. Benim kendime 19 Ocak’ta verdiğim söz budur. Yazı işleri müdürlüğünü yaptığım ve köşe yazdığım Taraf gazetesinde buluşmaya, muhabbet etmeye devam edeceğiz.

Yapacak daha çok işimiz var.

Sözümüz var.

Hülasa, tebdili mekânda da ferahlık var.

Şimdilik hoşçakalın…

08.082008
Sayı:645

No comments:

Followers