Thursday, October 09, 2008

HRANT DİNK YA DA YENİ AHLAK / KARİN KARAKAŞLI

Son haftalarda Hrant Dink ismine, cinayete ilişkin kahredici ‘ihmal’ ayrıntılarının yanı sıra, kahredicilikte cinayet haberlerinden aşağı kalmayan çeşitli tartışmalarda da rastlar olduk. Bunlardan ilki Birgün gazetesi üzerinden yürütülen ‘sol’ tartışması iken, bir ikinci cephe de Patrikhane Basın Sözcülüğü tarafından dillendirilen görüşler üzerinden açıldı.
Her iki tartışmanın da göndermede bulunduğu yılların doğrudan ve çok yakından tanığıyım. Ama burada daha tali konuma gerileyen geçmiş zaman ayrınıtılarına girmeden önce, süreçlerle ilgili ilgisiz herkesin ortaklaşabileceğini umduğum temel sıkıntımı ifade etmek isterim. Hadi, diyelim, Hrant Dink cinayetine ilişkin süregiden ifşaatın vahametine edecek bir şey yok; iyi de, tüm ideolojik ve toplumsal hesaplaşmaları Hrant’ın ismi üzerinden yapmak zorunda mıyız?
Mesele Hrant Dink’in siyasi ve toplumsal düzeyde gündeme getirdiği konularda yeni düşünceler üretmek olsa yaşanan sürece ‘tartışma’ diyeceğim ama, bu haliyle ancak ‘hesapların dürülmesi’ deyişini çağrıştırıyor.
Sonuç olarak ortaya çıkan bilgi, Birgün yayın kurulundan bir üyenin Hrant Dink’in yazılarına etnik köken vurgusu dolayısıyla itiraz etmesi ise, sormak gerekir: Çok mu şaşırdık? ilk örnek mi? Ve hemen eklemeli: Tek bir yazarın şerhi, 19 Ocak’tan bu yana Türkiye’nin onurlu geleceği adına bu cinayetin aydınlanışına yönelik yayınlarını sürdüren, Hrant’ın yazarı olduğu Birgün’ü nasıl kapsayabilir?
Doğrudur, Hrant çoklukla “fazla Ermeni” bulunmuştur, çünkü etnik kimliğini ve vatandaşlığını aynı coşku ve açıklıkla bir siyasi duruşa havale eden, samimiyeti ile de kitleleri etkileyen böyle bir insana pek rastlanmamıştı. Hrant, bir yandan hayatta eylem olarak karşılığı olan görüşler üreterek, kendisini asla böyle adlandırmamış olsa da ‘aydın’ tanımını kökünden sarstı; diğer yandan da, nostaljik ya da gölge Ermeni prototiplerini yerle bir etti. Tam da bu yüzden, cenazesindeki yüz binler, onun Türklüğü de sağaltan ve bedeli canıyla ödetilen Ermeniliğinin hakkını “Hepimiz Ermeni’yiz” sloganıyla helalleşerek teslim ettiler ve Hrant Dink, yaşam mücadelesinin son noktasını bizzat ölümüyle koymuş oldu.
Hrant, sözünün dondurulmasını, varlığının putlaştırılmasını istemez. “İlahlara illallah” diyendir. Ama hatırasına saygı göstermek de, tüm semavi dinleri aşan, asgari bir insanlık vazifesidir. Bu vazifenin yerine getirilişinde azami özeni göstermesi gereken kesimlerden biri de Patriklik makamı olsa gerek.
Hrant Dink, Türkiye Ermeni toplumu içerisinde sivilleşme tartışmalarını başlatırken, sorgulayıcı üslubunu Patriklik makamına da yöneltti, ancak bunu yaparken olumlu hiçbir icraatı görmezden gelmediği gibi, sivilleşme olgusunun içerdiği sorumluluğa gönderme yaparak yönetici kesimi de kıyasıya eleştirmekten çekinmedi. Öte yandan, eğer konu gerektirmişse Patrik de dahil tüm kesimlerle yazısını paylaştı, çünkü onun toplumsal sorumluluk duygusu gazeteciliğinin de önündeydi. Ancak, herhalde bu mesaiyi anlatmanın “Hrant, Mesrob’suz adım atmaz” ifadesi dışında, insaflı ve izanlı seçenekleri mevcuttur. Kaldı ki, benim anılarım, bunun tersinin daha çok geçerli olduğu ve Patrik 2. Mesrob’un bir dönem tüm siyasi demeçlerini Hrant Dink’e danıştığı yönündedir.
Hiçbir zaman unutulmamalı ki, Hrant’ın adım atmaya cesaret ettiği yerlere biz çoğumuz yaklaşamadık bile. Ve Hrant o en ırak noktaya, yalnızlaştırılma pahasına vardı. Bugün onun ölümünün bize dayattığı, yeni ahlaktır. Ahlak bilgisi kitaplarında karşılığı olmayan, muhatabın veremediği yanıtların ailesi ve sevenlerinin boğazında yumru olabileceğini hesaba katan bir ahlak. O ahlak da Hrant Dink’i değil, yalnızca bizim ne mene bir insan olduğumuzu kanıtlar.
KARİN KARAKAŞLI

Followers