Saturday, January 17, 2009

BEN DE ÖZÜR DİLERİM

Gündem Ermenilerden özür dileme konusuyla çalkalanıyor. Herhalde bunu normal karşılamak gerekiyor. Öyle ya, içinde Ermeni’nin geçtiği her cümle veya Ermeni sözcüğünün sadece kendisi bile dikkatin o yöne çevrilmesi için yeterli bu ülkede. Söz konusu metin de içinde özür, duyarsızlık, inkâr, vicdan, adaletsizlik gibi pek çok yüklü kelime ihtiva ettiğinden taraflı tarafsız pek çoklarının bir süre için duralamalarına yol açtı. Böyle bir girişime kategorik olarak karşı duran kesimler dışında, –ki onlar da zaten hemen karşı bildiriler yayımlamaya başladılar-, bu tereddüt durumu oldukça anlaşılır. Öyle ya, zaten özür dileme olgunluğu ve bilincinde olan bir kişi, neden kendisini 1915’in müsebbipleri ile bağlantılı hissetsin, o korkunç eylemleri hiç onaylamamış, bundan acı duymuş bir kişi neden özür dileme gereği duysun ki!

Ben de bir Ermeni olarak ASALA cinayetlerinden dolayı kendimi hiç suçlu ve sorumlu hissetmedim. 1915’ten sonra Rus ordusuyla gelip doğuda Müslümanları öldüren katillerle de bir empati geliştirecek halim yok. Bilakis, her iki dönemde katledilen tüm insanlar adına, en az 1915’te öldürülen Ermeniler için duyduğum acı kadar keder ve üzüntü var içimde. Böyle bir dünyada yaşadığım için çok kederliyim. Hepsi için, Habil’den beri öldürülen her bir can için çok üzgünüm. Hani bir faydası olacaksa, “Önce Ermeniler özür dilesin” diyenler var ya, eğer samimiyseler, hiç gocunmadan da özür dilerim; özür dilerim.

Söz konusu kampanyayı başlatanların büyük kısmı yakın dostlarım. Bu konuya emek harcayan, risk alan, böyle bir tabuyu tartışmaya açma yürekliliğini gösteren kişiler. Sanırım Ermenilerden özür dileyecek, İttihatçılarla gönül bağı hissedebilecek son kişiler yine onlar. Bildiriye imza atanların da –şu an itibarıyla 11 bin kişi civarında- herhalde tamamı böyle hisseden kişilerden oluşacak. Bu, hepimizin içinde yer aldığı o en büyük aile olan insanlığa karşı işlenmiş tüm suçlara karşı takınılan ahlaki ve vicdani bir duruştur.

Öyle ki, bu ülkede bir daha kardeş kardeşe düşmesin, ülke bir daha o karanlık günleri yaşamasın.

Yoksa, değil böyle bir özür kampanyası, Türkiye bu konuda tam ve eksiksiz bir yüzleşme yaşasa dahi Ermenilerin 1915’te yaşadıkları yıkımı telafi etmek mümkün değil. Önemli olan, bu zihniyetin Türkiye’de bir daha böyle bir çılgınlığa kalkışmasını önleyecek bir aydınlanmayı sağlamaktır. Bu yüzleşme Türkiye’de maalesef yaşanmadı. Beni en çok tedirgin eden de bu. Biz 1915 ile hakkıyla yüzleşebilseydik, o zihniyeti yargılayıp içimizden bu illeti söküp atabilseydik, bugün çok daha demokratik, çok daha müreffeh ve güvenli bir ülkede yaşıyor olacaktık. Belki kısa cumhuriyet tarihimizde yaşanan pek çok katliam, kırım, darbe, gelir adaletsizliği, cinsiyetçilik, töre cinayetleri, Ergenekon yapılanmaları yaşanmayacaktı. Kişisel olarak beni yıkan bir acı olarak da, yüzde yüz eminim ki sevgili Hrant da bugün hayatta olacaktı. ***

Hâsılı, bu imza kampanyası benim de dillendirebileceğim itirazlarıma karşın, demokratik olgunluğumuzu geliştirme yönünde sembolik ama ciddi bir işlev yükleniyor. Sorunun varlığını kabullenme yönünde, görüşümüz ne olursa olsun hepimiz için faydalı bir etkiye sahip. Bunları konuşuyoruz ve dünya yıkılmıyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Gül de konu hakkında oldukça sağduyulu görüşler ifade etti. Kampanyayı düzenleyenlerin ve buna karşı çıkanların düşünce özgürlüklerini kullandıklarını, bunun komşu Ermenistan’la yaşanan son açılıma da faydalı olduğunu ima etti. Doğrusu da budur. Ermeni konusunda Türkiye’nin bildik içe kapanmacı, hırçın ve savunmacı politikasını sürdürmesini isteyenler hem Ermenistan’la gelişen ilişkileri, hem de böylesi sivil inisiyatifleri “davayı satmak” olarak yorumluyor, bunun Türkiye’nin soykırım iddiası konusunda elini zayıflattığını iddia ediyorlar. Oysa bu açık bir yanılgıdan ibaret. Bilakis, Obama döneminde –eğer tüm dert soykırımın ABD tarafından kabul veya reddedilmesi ise- bu tür açılımlar Türkiye’nin prestijini yükseltecek bir kalite farkını içeriyor.

Ama tabii bir de Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları var. Erdoğan şöyle demiş: “Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok. Yani eğer ortada böyle bir suç varsa suç işleyen özür dileyebilir. Ama ne benim ne ülkemin ne milletimin böyle bir sorunu yok...”

Lakin bu heyecanlı açıklamanın şöyle bir problemi var. Bir yandan 1915 siyasilerin değil, tarihçilerin işi diyecek ve Ermenistan’a gerçeklerin ortaya çıkması için ortak tarih komisyonu kurmayı önereceksiniz, diğer yandan da böyle bir sorunumuz yok diyerek kişisel kanaatinizle tarih yazacaksınız. Konu sizin için tartışmalı olabilir, o zaman tutarlılık adına kendi kanaatinizi de arkadaş sohbetlerinize saklamanız gerekir.

Hem kim sizden özür dilemenizi istedi ki?

18.12.2008 TARAF

No comments:

Followers