Saturday, January 17, 2009

DİNK CİNAYETİ VE ERGENEKON DAVASI

Hrant Dink 19 Ocak 2007’de ırkçı ve planlı bir suikastla öldürüldü. Bu suikast, Cumhuriyet tarihimizde faili meçhul kalan 17 bini aşkın cinayetin utanç listesindeki yerini almasın diye Dink Ailesi avukatları var güçleriyle çabalıyor. Aile avukatlarından Fethiye Çetin Sabah gazetesine verdiği röportajda, süren davada bir buçuk yıldır bir arpa boyu yol alınamamasından duyduğu sıkıntıyı ifade ediyordu. Aynı sıkıntıyı paylaşan Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ise, Nisan 2007’de Başbakan Erdoğan’a bir mektup yazmış, cinayet dosyasında yer verilmeyen çok önemli bulguların incelenmesini talep etmişti. Bu yardım çağrısı üzerine Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla harekete geçen Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Dink cinayetiyle ilgili yaptığı inceleme ve araştırmalar tam 1,5 yıl sürdü. Ortaya 27 klasör ve 200 sayfalık bir rapor çıktı. Araştırma kapsamında 30’u kamu görevlisi toplam 46 kişi ile görüşüldü. Raporun önemli ayrıntıları evvelki gün gazetemizde de yer aldı.

Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Dink Cinayeti Raporu, Meclis İnsan Hakları Alt Komisyonu ve İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin raporlarıyla ortak bir özellik taşıyor. O da, dönemin Trabzon Emniyeti ve Jandarma İl Alay Komutanlığı üzerinde yoğunlaşan çok ciddi iddiaların bu raporlara da “mutlaka araştırılmalı” şeklinde yansımış olması. Müfettişlerin 11.04.2008 tarihinde yaptığı görüşmede, Erhan Tuncel’in, cinayetten önce Trabzon Emniyeti’ne suikast hazırlığı bağlamında Dink’in fotoğraflarını verdiğini, Yasin Hayal’in cinayeti işlettirmeyi planladığı Zeynel Abidin Yavuz ve cinayet sanığı Ogün Samast’ı da deşifre ettiğini söylediği kayda geçiyor. Öte yandan yine Tuncel’in, Dink cinayetini iki kez değil, ilki 2005 yılının ekim ayında olmak üzere en az üç kez ihbar ettiği belirtiliyor. Bu bilgilerin İstanbul Emniyeti’ne de iletildiği, “devamı gelecek” denen bilgilerin güncellenmediği, takibatının da yapılmadığı söz konusu raporlara yansımıştı. Jandarma’ya, cinayetten altı ay evvel Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmek için –silah bulmak üzere- harekete geçtiği bilgisini veren Coşkun İğci’nin ihbarı da, ortaya “ihmal”in Jandarma yönünden boyutlarını ortaya koymuştu.

Hadi, buralarda Emniyet ile Jandarma arasındaki rekabet, koordinasyonsuzluk ve “iklimsel” ihmal vardı; peki “Hedef Şahıslar Programı” adı altında ülkede risk altındaki kişilere yönelik tüm istihbari bilgileri havuzunda toplayan ve buna göre risk altındaki kişileri koruma programına dahil etmekle görevli İstihbarat Daire Başkanlığı ne yapmıştı? Rapora göre, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun bu sorusuna kurumdan gelen cevap şu olmuştu: “Yasin Hayal’in Hrant Dink’e yönelik bir eylem planladığı ihbarları Dink’in bu programa alınmasına yeterli bulunmamıştır.” Evet, Dink programa kayıtlı değildir, dolayısıyla korunmasına ve önleme çalışması yapılmasına da lüzum görülmemiştir.

Cinayetten hemen sonra bazı çevrelerin koruma talep etmemiş olmakla Dink’in kendisini cinayetten mesul tutmaya kalktığını hatırlayınca, müfettişlerin bu tespiti daha da anlamlı hale geliyor. Olan bitenden bihaber Hrant Dink korunma talep etmemekle neredeyse kendi kendini öldürtmekle itham edilirken, elinde en az üç ciddi istihbarat olan yetkililer Dink’i korumaya gerek görmemişti.

Ergenekon operasyonlarının son dalgasında Sivas’ta bir Ermeni vatandaşı öldürme planı yaparken yakalanan zanlıların Susurluk sanığı eski özel harekatçı İbrahim Şahin tarafından azmettirildiği iddiaları basına yansıdı. Öyle ki, dinlemeye takılan suikast planının deşifre olmasıyla hedef şahıs korumaya alınırken, yapılan son operasyonla da suikast hazırlığındaki şüpheliler tutuklandı. Bu Ermeni şahısla birlikte, İbrahim Şahin’in evinde ele geçen suikast listesindeki 12 kişinin de hayatı bu operasyonla kurtulmuş oldu.

Peki, 2007 Ocakı ile bugün arasında ne fark vardı? Emniyet güçleri çok daha imkânlı mı çalışmaktaydı? Yoksa tüm bu devlet organizasyonundan sorumlu akıl, başka türlü mü düşünmeye başlamıştı?

Evet, Ergenekon soruşturması Hrant öldürülmeden evvel başlasaydı, çok büyük ihtimalle bugün hayatta olacaktı. O halde o hep kendime sorduğum soruyu şimdi size de sorma zamanıdır: Tuncay Güney’in 2001 yılında Adil Saçan’a verdiği ve dün naklen yayınlanan ifadeleriyle deşifre olan Ergenekon ve bu ifadelere dayalı MİT’in 2003 yılında hem Başbakanlık’a, hem de Genelkurmay’a gönderdiği “çok gizli” ibareli Ergenekon şeması ve dosyası soruşturmaya dönüşmek için neden senelerce bekledi? Bu bir hazırlık-izleme-dinleme süreciyse, neden Sivas’ta olduğu gibi, bunca ihbara rağmen Hrant Dink korunmadı?

Hâsılı, umarız Ergenekon davasının ilerleyen süreçlerinde bu sorularımızın cevabını bulma imkânına da erişiriz. O güne ve Dink cinayetinin tüm safha ve yönleriyle ortaya çıkmasına değin, tüm faili meçhullerin akıbetini takip etmekle mükellefiz. O yüzden bu pazartesi Agos’un önünde toplanıyoruz.

19 Ocak saat 15’te. Hrant’ın düştüğü yerde...

15.01.2009 TARAF

No comments:

Followers