Saturday, January 17, 2009

SEÇENEKLER NASIL İKİYE İNER

Son yazımda Gazze konusunu işlerken şiddetin her türlüsünü, her durumda, yani haklılığın insan öldürmeye cevaz verdiği, hatta bu uygarlığın seküler ve seküler öncesi çağlarının değerleriyle de kutsandığı pozisyonlarda bile reddetmek gerektiği konusunda yazmıştım. Yazdım çünkü buna hem aklım, hem de tüm yüreğimle inanıyorum. Üstelik bunun, Kutupyıldızı gibi bize doğru yönü gösteren, lakin kendisine asla ulaşamayacağımız hayali bir hedef olduğunu düşünmeden, mümkün olduğuna yürekten inanarak yazdım. Bu argüman, hele hele dünyanın en kanlı yüzyılından çıkıp, dünyanın daha kanlı diğer bir diğer yüzyılınla girdiğimiz, Gazze’de bebeklerin, Irak’ta bir milyon insanın “barış ve demokrasiyi tesis etmek” iddiasıyla katledildiği bir ortamda çok da sağlam durmuyor, farkındayım. Ama tam da uygarlığımızın ikiyüzlülüğünün yattığı noktada durur bu algılama. “Doğru”yu yapmak ister gözükürsünüz. Bunun için önce doğrunun bulunacağı havuza bakarsınız. O havuzda sürüsüyle seçenek vardır. O havuza nasıl baktığınıza da, oradaki seçenekleri nasıl “iki”ye indireceğinize de, sonra da o “iki” seçenekten sizi “doğru”ya ulaştıracak kararı verme aşamasına hangi usullerle ulaşacağınıza da siz karar verirsiniz.

Hayat insanları ve toplumları çok güç durumlarda bırakır. Kurbanlarını en vahşi biçimde öldüren bir seri katilin idam edilip edilmeyeceğine, üç yaşındaki bir çocuğa tecavüz eden ve öldüren bir kişinin toplum vicdanında açtığı yaranın en adil biçimde nasıl kapatılacağına karar vermek zordur. Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atan ve binlerce kişinin ölmesine ve nesillerin sakat kalmasına yol açan ABD de, bu zor kararın verilmemesi halinde, devam edecek savaşta çok daha fazla insanın öleceğini, bu şekilde aslında daha az insan öldürerek daha fazla insanın ölmesinin önüne geçildiğini iddia etmişti. Hatta bu çok zor kararı alabilenlerin fedakâr erdemlilikleri de oldukça övülürdü. Diğer pek çok örnekte de toplumları için kendilerini feda eden, kan dökmek uğruna daha büyük felaketlerden kitleleri esirgeyen kişi ve tarihî olayların hikâyesi bizleri mest eder.

Ancak “an”ın üzerinden zamanlar ve zamanlar geçtikten ve bizler o “an”a daha soğukkanlılıkla bakma imkânına eriştikten sonra, su yüzüne çıkan “yeni” bilgilerin de yardımıyla anlarız ki, aslında başka seçenekler de pekâlâ mümkündür. Nitekim Başkan Roosevelt öldüğünde Manhattan Projesi’ni (atom bombası) kucağında bulan Truman’ın savaşın bitirilmesi için yapılan diplomatik görüşmelerin kapsamından, stratejik planlardan, savaş sonrasına dönük hesaplardan da haberi yoktur mesela. Çünkü kendisinin de günlüğünde yazdığı gibi, uluslararası ilişkilerle ilgili değildir o, Dış İlişkiler Komitesi’nin toplantılarına ve çalışmalarına katılmamış, hatta incelememiştir bile.

Truman seçenekleri ikiye indirmiş ve kararını vermiştir: Savaş bitirilmeli, 2323 cana mal olan Pearl Harbour’ın intikamı alınmalıdır. Atom bombası iki şehirde toplam 250 bin kişinin hayatına mal oldu. Altı milyonu Yahudi, yirmi milyonu ise SSCB vatandaşı olan toplam elli milyon insanın öldüğü bir savaş ortamında Truman’ın cebinde böyle çılgınca bir kararı almanın meşruiyetini sağlayan iktidar ve özgürlük kartları vardı çünkü.

Gazze’de savaş hâlâ devam ediyor ve ölenlerin sayısı her gün katlanıyor. Katlanan bir diğer şey de halkların birbirine olan nefreti. Dünyada Yahudi düşmanlığı ABD’ye duyulan nefretten aldığı ivme ile tavan yapmış vaziyette. Ben, bir insandan ırkı yüzünden nefret eden, onun mahvını dileyen bir kişinin, Filistin’de ölenler için duyduğu üzüntüsünün samimiyetine de inanmam. Sevgi, merhamet ve barış, nefretle dolu bir yüreğin mukimi olmamıştır hiçbir zaman. Filistin’de birbirini öldüren iki halkın şiddete taparları da bilmeli ki, ne nefsi müdafaa, ne de var olma hakkı, savaşmanın son seçenek olduğu yalanını örtemez. Birbirimizi öldürmeme seçeneğine her zaman sahibiz. Ama öldürüyoruz. O zaman katilleriz. Özgürlük savaşçısı veya barış elçileri değil.

Ben kendimi, seçeneklerimi ikiye indirirken hep ahlaksızlık yaparken yakalıyorum. Kendi bencilliğim ve arzularımın önceden belirlediği sonuçları öngörüp, sonra onları unutkanlık kuyusuna yuvarlayıp, karar verme anında onların sözde iradem dışında beni yönetmesine izin veriyorum. Bu bana özel olarak açılmış bir bilgi değil. Hepiniz de kendinizden bunu biliyorsunuz.

O yüzden bizler de mesulüz, bizler de katilleriz diyorum. Seçeneklerimizi indirirkenki ahlaksızlığımız, içimizde, şiddeti o veya bu nedenle bir yöntem olarak benimsediğimiz için...

12.02.2009 TARAF

No comments:

Followers