Tuesday, April 21, 2009

Güçlükonak savcısını buldu mu?

Yeni Aktüel dergisinden Mehmet Korkmaz’ın bir gazetecilik başarısı olan haberi hemen dikkatimizi çekmişti. Korkmaz, 1996 yılında 11 köylünün Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde katledilmesi hadisesi esnasında 52. DYP-CHP koalisyon hükümetinin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Adnan Ekmen ile görüşmüş, PKK’ya mâl edilen bu korkunç katliamın aslında JİTEM’in işi olduğunu birinci ağızdan gündeme taşımıştı. Derginin bu haberi basında neredeyse hiç görülmemiş, Sabah gazetesi ise haberi çok kısa olarak iç sayfalarına adeta gömmüştü. Gerçi konu da, iddialar da yeni değildi. Hadise vuku bulduktan sonra başını Celal Başlangıç, Şanar Yurdatapan, Ercan Kanar ve Münir Ceylan’ın çektiği bir grup aydın bölgeye ziyarette bulunmuş, köylü ve koruculardan katliamı PKK’nın değil, JİTEM’in yaptığına dair –yanmış cesetleri tanınamayacak halde bulunan 11 köylünün kimliklerinin sapasağlam askerden çıkması gibi- önemli bilgiler elde edilmişti. PKK eylemi üstlenmemiş, zaten zamanlaması da PKK’nın ikinci ateşkes dönemine ve Avrupa Parlamentosu’nda PKK konusundaki görüşmeye denk gelmişti. Tıpkı PKK’nın tek taraflı ateşkes ilan ettiği 1993 yılında Bingöl’de gerçekleşen 33 askerin öldürülmesi olayında olduğu gibi, uğursuz ve aleni konjonktürel bir örtüşme söz konusuydu. Aktüel’in haberi üzerine Taraf’ın Ankara bürosu muhabirlerinden Adnan Keskin, Adnan Ekmen ile yeniden görüştü. Gazetemiz o söyleşiyi 7 Şubat 2009’da Ekmen’in ağzından “11 köylüyü JİTEM yaktı” manşetiyle verdi. 1996 yılında olayın sorumluları değil, takipçisi olan aydınlar yargılanmış, Ekmen ise tanıkların haklı korkusu ve hükümet ortağı, Başbakan Yardımcısı ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan gerekli desteği almadığı için susmayı tercih etmişti. Baykal kendisine “Bir zarar görmeyeceksen, üzerine gidebiliyorsan git” demişti. Baykal, Ekmen’in Başbakan Çiller’le görüşme arzusuna da “Görüş ama, başı çok karışık, ilgilenemez” diyerek ve en önemlisi, 11 köylüyü derin devletin yok ettiği yönündeki bunca güçlü delilleri TBMM gündemine taşımayarak bakanını yalnız bırakmıştı. İşte o Baykal’ın “avukatıyım” dediği Ergenekon davası olmasa, ne Ekmen, ne de diğer tanıklar bir bir konuşmaya başlamayacaktı. Babası Güçlükonak’ta katledilen Meryem Demir, Yeni Aktüel ve Taraf’ın yayınlarından sonra 4 Mart 2009’da Milliyet’ten Ümit Aslanbay’a konuşup şunları söyledi: “Babam Ali Nas zorla korucu yapılınca, korucu olmaya zorlanan amcası ve dayısının çocuklarıyla firar etti. Beş firari Tori-Dargeçit’te yakalandılar, Güçlükonak Karakolu’nda bir hafta işkence gördüler. Serbest bırakılmalarından kısa bir süre sonra iki asker ve bir sivil babamı eve gelip götürdüler. Sonra katliam oldu. Bize bu işi PKK’nın yaptığını kabul etmemiz halinde maaş bağlanacağını söylediler, kabul etmedik. Baştan yargılama olması için her şeyi yaparım. Suçlular ortaya çıksın istiyorum...” Bu satırları Yasemin Çongar martın 13’ünde “Güçlükonak savcısını arıyor” diyerek yeniden köşesine taşıdı. Adnan Ekmen de 1996 yılında susmak zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu, ama artık Türkiye’nin Ergenekon davası ile önemli bir fırsat yakaladığını ifade ederek savcılara çağrıda bulunuyordu: “Gerekirse yeniden tanıklık yaparım...” Beklenen haber geçen gün Diyarbakır Başsavcılığı’ndan geldi. Bir süredir basında çıkan haberleri derleyen başsavcılık, özelikle Adnan Ekmen’in ifadeleri ve son olarak Ergenekon sanığı Levent Göktaş’ın devre arkadaşı olduğu belirtilen Z.S. adlı kişiden gelen Güçlükonak katliamını Ergenekon’a bağlayan ihbar mektubunu da dikkate alarak dava dosyasını yeniden açtı. Buna göre olayla ilgili adı geçen, dönemin tüm yetkili, asker ve tanıklarıyla yeniden görüşülecek, deliller yeniden değerlendirilecek. Bu çok ama çok iyi bir haber. Biliyorsunuz, katliamın mümkün olduğu halde gerekli biçimde soruşturulmadığı ve aydınlatılmadığı gerekçesiyle Türkiye AİHM tarafından ceza almıştı. Güçlükonak olayı, Bingöl’de 33 askerin öldürülmesi, Madımak, Gazi, Maraş katliamları ve Hrant Dink, Uğur Mumcu gibi sayısız faili meçhullerin aydınlatılması, Türkiye için hayati önem taşıyor. “Ulus devletin bekası”, “devletin bölünmez ve ayrılmaz bütünlüğü”, “laik-çağdaş-demokratik tam bağımsız Türkiye” gibi kalıpları ağızlarından düşürmeyenler, ülke için asıl tehlike ve asıl bölünme riskinin böylesi insanlık suçlarına, terör ve katliamlara devletin alenen bulaştırılması olduğunu görmeliler. Devlet, Ergenekon davası ve diğer savcılarının yeniden açtığı kapanmış dosyalar marifetiyle suçtan ve şiddetten mutlaka arınmalıdır. Kendi vatandaşını katleden bir düzen ayakta kalamaz. Adaleti orta malı yapan bir zihniyet çürümüştür, deşifre edilmesi ve tarihe gömülmesi gerekir. Güçlükonak gibi pek çok katliam ve faili meçhul savcılarını arıyor. O savcılara destek vermek de siyasetçisi, bürokratı, askeri, gazetecisi olarak, cinayetlerden medet ummayan, bu ülkenin demokratik ve huzurlu bir memleket olmasını dileyen tüm ahlaklı ve dürüst insanlarına düşüyor.

Taraf, 13.04.2009

No comments:

Followers