Tuesday, April 21, 2009

Obama, Zeytuni Hala, Türkler ve Ermeniler

Dün gece itibarıyla ülkemize ziyareti başlayan Obama’nın halası Zeytuni Onyango’nun ABD’den sınır dışı edileceğine dair haberleri okuyunca, Obama’nın başkanlığının dünya için ifade ettiği anlamla bir kez daha yüzleştim. Zeytuni Hala’nın sınır dışı edilmesi kararında olduğu gibi, can yakarkenki haliyle bile eşitlik uygulamalarına ne denli hasret kaldığımızı ayrımsadım. Amerikan demokrasisi, babası Kenyalı bir Müslüman olan siyahi bir vatandaşı başkanı olarak seçerken, onun göçmenlik şartlarını taşımayan öz halasını da sınır dışı etme kararı alabiliyordu. Karar şimdi temyizdeymiş. Avukatları, Zeytuni Hala’nın Kenya’ya dönmesi durumunda ona zarar vererek ABD’ye mesaj göndermek isteyenlerin çıkabileceği savıyla sınır dışı kararını önlemeye çalışıyorlarmış. Peki, yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Markar Esayan veya onun çocuğunun bu ülkenin –mesela- genelkurmay başkanı olma olasılığı nedir? Ya cumhurbaşkanı, başbakan, dışişleri bakanı? Söyleyeyim; yüzde sıfır! Koca bir SIFIR! “Senin gözün de amma yüksekteymiş” diyorsanız eğer, mesela, Türkiye’de bir tane Ermeni temizlik işçisi –alınmasınlar ama- yani bildiğiniz çöpçü göstermenizi isterim sizden. Yıllar evvel bir tane vardı. Allem kulem edip atmışlardı adamı belediyeden. Agos’ta haberi çıkmıştı, iyi hatırlarım. Gösteremezsiniz, zahmet etmeyin yok. Ben de genelkurmay başkanı olmak istemiyorum zaten. Malum, yapıma ters. Çözmüş olduk mu meseleyi? Ama işte, bir Ermeninin genelkurmay başkanı olamadığı bir ülkede, o Ermeninin mutsuzluğundan öte başka bir şeyler de oluyor; benim de anlatmak istediğim temelde bu zaten. O ülkede demokrasi tam anlamıyla bir türlü yerleşmiyor, mesela. *** Vesselam, işte o siyahi, babası Müslüman Afrika kökenli Obama, Türkiye’de nihayet... Ne ilginçtir ki, Obama’nın Türkiye ziyaretinin en önemli gündem maddelerinden biri de başkanın 24 Nisan’da, 1915’te hayatını kaybeden Ermenileri anarken soykırım kelimesini telaffuz edip etmeyeceği... Bir de şüphesiz Kongre’ye gelen Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı var. Türkiye, her iki riskli konuyu da hasarsız atlatmanın hazırlığı ve de yüksek gerilimi içinde. 1915 meselesi Türkiye’nin en çok zorlandığı konulardan biri. Sorun sadece soykırımcı bir halk olarak damga yeme olasılığı ve kabulün sonrasında gelecek taleplerin ülkeyi zor durumda bırakma korkusu değil. Çünkü diasporada dahi, küçük marjinal bir kesim dışında, kimse Türkleri bu felaketten topyekun mesul tutmuyor, tutamaz da. Konuyla ilgili herkes bu facianın Osmanlı’nın son döneminde, savaş ve dağılma koşullarında, darbelerle iktidar elde etmiş bir kısım İttihatçının, yani o zamanın Ergenekoncularının marifeti olduğunu biliyor. Sorun, 1919-1922 arası Divan-ı Harb-i Örfi’de yargılanıp Ermeni kıtallerindeki rolleri nedeniyle hüküm giymiş pek çok İttihatçının Anadolu’daki Müdafaa-i Hukuk ve Kuvva-i Milliye hareketine karışıp, önemli roller üstlenmesidir. Mustafa Kemal, 1915’te payı olanların da aralarına karıştığı İttihatçıları –biraz mecburiyet, biraz da örtüşen ideolojiler gereği- hem kullanmış, hem de İzmir suikastı gibi vesilelerle zaman zaman budamıştı da. Lakin onlar her zaman Türkiye’nin yönetilmesinde pay sahibi oldular. Bugün Ergenekon olarak da anılan bu zevat, ayrıcalıklarını korumak üzere geçmişte Ermenilere ne yaptılarsa, Cumhuriyet tarihi boyunca da onu yapmışlardır. O yüzden 1915 sorunu Türkiye için çözülmesi en zor meseledir ve uzun bir süre daha öyle olacaktır. Telaşlanmayınız, Obama 24 Nisan’da büyük bir ihtimalle soykırım sözcüğünü kullanmayacak. Danışmanları, Obama’nın kulağına Türkiye’nin 1915 konusunda pire için yorgan yakacağını mutlaka fısıldamış olmalıdır. Erdoğan da Londra’da yaptığı konuşmada “Türkiye olarak sözde Ermeni soykırımını kabul etmemiz mümkün değil. Olmayan bir şeyi kabul etmemiz hiç mümkün değil” gibi bir açıklamayla Obama’ya, gerektiğinde resmî ideolojinin en inkârcı versiyonuna hızla dönebileceğini göstermeye çalıştı. Aynı konuşmada Erdoğan Ermenistan’a 1915’te ne olduğuna dair ortak bir tarih komisyonu kurulması teklifinde bulunduğunu, lakin hâlâ bir cevap alamadığından yakınıyordu. Tutarlı olmak gibi bir derdiniz olmadığında hayat ne kadar kolay değil mi? Gazze’de ölen 1200 Müslümanın hesabını Davos’ta sorarken, diğer yanda yüz binlerce Afrika kökenli Darfurlunun ölümünden sorumlu El Beşir’e sahip çıkabilme imkânını ancak böyle bir konfor sağlayabilir çünkü. Hâsılı, Türkiye bu sene de Obama’nın soykırım sözünü telaffuz etmemesini sağlayabilir, Kongre’deki tasarı da rafa kaldırılabilir. Umarız bu sayede kapalı sınır açılır, iki ülke birbirine yakınlaşır ve Karabağ sorunu da kan dökülmeden çözülür. Azeri kardeşlerimizin kalbi kırılmaz, Nabucco projesine halel gelmez, Erdoğan’ın ağır ağabey karizması çizilmez. Bunların hepsi de Obama’nın ağzından çıkacak bir kelimeden çok daha önemli. 1915’te Ermenilerin başına gelen büyük felaket mi?Biz onu Ortak Vicdan Komisyonları’nda kendi aramızda hallediyoruz, merak etmeyiniz.

6.04.2009

No comments:

Followers