Tuesday, April 21, 2009

Tahakkümle barış olur mu?

DTP’ye yönelik operasyonlar başladığında ve iki genel başkan yardımcısı dahil çok sayıda partili tutuklandığında aklıma hemen 1993’teki 33 teskereci askerin katledilmesi ve 1996’daki 11 köylünün öldürüldüğü Güçlükonak katliamı geldi. Her ikisi de PKK’nın tek taraflı ateşkes ilan ettiği bir döneme denk gelmiş ve barış umutlarının tükenmesine yol açmıştı. Her iki olaydan sonra bölgede şiddet yeniden tırmanışa geçti ve sayısız ocağa ateş düştü. Nitekim bu sefer de, Erbil’de PKK’nın silah bırakması için çağrı yapılmasının da ihtimaller dahilinde olduğu Kürt Konferansı öncesi ve PKK’nın 1 hazirana kadar ateşkes ilan ettiği bir esnada söz konusu operasyonlar başladı. DTP’nin seçimlerde gösterdiği başarı, kafasının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan kapatma davasının gölgesinde bu partiye hem moral olmuş, hem de aslında barış için önemli bir fırsat sunmuştu. PKK ile masaya oturma fikri ile sorunu olan “devlet”in, Kürtleri nesne olarak görmekten vazgeçip, sürecin başat öznesi olarak, DTP ile siyaset zemininde sorunu çözebilmesinin imkânı doğmuştu. Tabii bunu “imkân” ve “fırsat” olarak görenler de bizleriz. Belli ki, Türkiye’deki “Devlet koalisyonu”, yani kırmızıçizgilerin belirleyicisi sivil-askerî bürokrasi ile AKP hükümetinin oluşturduğu akıl aynı fikirde değildi ki, operasyonlar geldi. Zaten seçimlerden hemen sonra “Devlet koalisyonu”nun bağlantı noktası ve bir bileni Cemil Çiçek, DTP’nin Ermenistan sınırına dayandığını söyleyerek durumun söz konusu koalisyonca nasıl algılandığını ortaya koydu. Bu, demokratik kuralların normal işlediği bir ülkede acil istifa nedeniydi. Başbakan Erdoğan ise Britanya yolunda vicdanının sesini dinleyerek “Olmaz öyle şey” diye tepki gösterdi önce. Derken Genelkurmay’ın haftalık basını bilgilendirme toplantısında Tuğgeneral Metin Gürak’ın ağzından Çiçek’e destek geldi. Gürak “Seçimler hakkında bir yorum yapmamız mümkün değildir” dedikten hemen sonra “Ama bu, seçimler üzerinde düşünmemize engel değildir” diyerek askerin yorumunu ortaya koydu. Başbakan Erdoğan’ın bence son DTP-PKK operasyonlarıyla çok yakından ilgili olduğunu tahmin ettiğim açıklaması ise kareyi tamamladı. Kendisine Genelkurmay’ın seçimler hakkındaki “yorumu” soruldu. O da ne ilginçtir ki aynı Gürak gibi, önce “Bunu değerlendirme yetkisi bende değil” dedi, lakin hemen sonra Çiçek ve Gürak’ın sözlerini tamamlayan görüşlerini ifade etti: “Hangi şartlarda nasıl bir seçim yaşadığımızı açıkladık. Yani tehditlerle bir seçim yarışı orada yaşanmıştır. Vatandaşlar evlerinin altından atılmış mektuplarla ciddi tehditler almıştır. Yani buna demokratik ortamdır diyemem. Sıkıntılı bir ortamda ne yazık ki Güneydoğuda bir seçim yaşanmıştır.” Şimdi deniyor ki, operasyon en az iki senedir planlanıyormuş. Operasyon başladığında bu sözü televizyonlarda ve ajanslarda o kadar çok işittim ve okudum ki, “artık yeter” diyesim geldi. DTP’nin PKK ile olan ilişkileri bizim gibi on yıllarca bu meselenin gündemde olduğu bir ülkede son üç yıldır araştırılıyorsa, kim inansın buna? Bu operasyon tam da barış sürecinin hiç olmadığı kadar olgunlaştığı bir döneme denk geliyorsa, burada şüphelenmemek, ya da yürütülen “Barış” sürecinin “doğası” hakkında bir sorgulamaya gitmemek mümkün mü? Nitekim tam da operasyonların başladığı ve son sürat ilerlediği esnada, Kürt asıllı Irak Devlet Başkanı Talabani şöyle bir açıklama yaptı: “Irak anayasasına göre ülke sınırları içinde silahlı mücadelelere izin vermemiz mümkün değil. PKK silahlı mücadeleye devam etmek istiyorsa, bunu kendi ülkesinin topraklarında sürdürmeli, bizi karıştırmamalı. Lakin bizim PKK ile savaşmak gibi bir politikamız da olamaz.” Bu ne anlama geliyor? Bu aslında son operasyonların Irak yönetimi tarafından da rahatsızlıkla karşılandığının bir işareti. Türkiye’nin, DTP ve PKK’yı, ABD, AB ve askerden aldığı destekle es geçerek, pragmatizme ve tahakküme dayalı bir “barış” planı uygulamak istediğinin de deşifresi. Türkiye’nin PKK ile masaya oturması kolay değil. Zaten tam da bu yüzden DTP gibi Meclis’te gurubu bulunan ve Kürtleri temsil etmeye nispeten ehil bir siyasi partinin desteklenmesi zorunlu hale geliyor. DTP ve PKK ilişkisi, PKK’nın bölge halkı üzerindeki tesiri bilinmeyen bir olgu değil. Bu olgunun üzerine bugün gidiliyor olması “Devlet Koalisyonu”nun çözümü algılama ve çözme mantığında bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Operasyonlarla DTP üzerinde baskı kurmak, DTP ve PKK’yı ayrıştırmanın yolu değil. Böyle bir barış tahakkümü kısa vadede iş görür gibi gözükse de, devlet koalisyonunun mantığı aynı kaldıkça Kürt sorunu gerçek anlamda çözülemez.

Taraf, 20.04.2009

No comments:

Followers