Saturday, June 20, 2009

Bizim seçkinler ve onların Majidleri

Prof. Dr. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Birol Caymaz’ın önemli çalışması Seçkinler ve Sosyal Mesafe adlı araştırmayı okur ve daha sonra bizim gazete için kısa bir haberini yazarken nedense o filmi hatırladım sık sık.

“Avrupa sinemasının vicdanı” sıfatını alarak haklı bir ün yapmış olan Michael Haneke’nin 2005 Cannes ödüllü Caché, yani Saklı filmiydi bu.

TV’de edebiyat programları yapan Georges (Daniel Auteuil) ve eşi Anne (Juliette Binoche) on iki yaşındaki oğulları Pierrot (Lester Makedonsky) ile ayrıcalıklı lakin huzursuz burjuva yaşamlarına devam ederken, kapılarının önünde bir videokaseti bulurlar. Georges’un evini cepheden kaydetmiş bir kasettir bu. Sonrasında birkaç kaset daha bırakılır evin önüne. Bu kasetlerden birindeki kayıt, uzun yıllar evvel Georges’un iftiraları yüzünden baba evinden kovulan Cezayirli evlatlık Majid’le (Maurice Benichou) yeniden buluşturur onu.

Georges’un altı yaşında girdiği kıskançlık krizi Majid’in yetimhaneye gönderilmesine yol açmıştır. Fransa nasıl Cezayir’in hakkını gasp ettiyse, Georges da, Majid’in hakkını gasp etmiştir.

Majid’in evden kovulması için uydurduğu hikâyeler, Georges için sürekli tekrarlanan kâbuslara dönüşmüştür. Haneke, Cezayirli ‘Öteki’ne yönelik Batılı önyargıyı öyle güzel vermiştir ki! Korkuların, şüphelerin, açgözlülüğün, kıskançlıkların nasıl anlatı (tarih) haline geldiğini, sonra o anlatıların nasıl gerçek olarak kabul edildikleri, o “gerçek”ler üzerine nasıl soykırımlar, talanlar inşa edildiğini...

Nitekim Majid, videoları onun çekmediğine bir türlü ikna edemez Georges’u. Evlerine gelen kanlı el çizimleri (ki bu resimler kâbuslarında tekrarlanan ve sadece Geroges’a özel görüntülerdir) bardağı taşıran son damla olur. Polise giden Georges, Majid ve oğlunun yaşadığı sefil evi bastırtır. Majid’in ısrarlı diyalog ve aklanma talepleri, Georges’un korkularını, tehditlerini bir türlü aşamaz.

Öteki’nin sözü değersiz, varlığı önemsizdir seçkinler için...

Nihayetinde, Majid, Georges’u evine çağırır.

“Bu kasetlerle hiçbir ilgim yok. Buna senin de tanık olmanı istedim” der ve kendi boğazını keserek intihar eder Majid.

Georges’un gözleri önünde.

Majid öldükten sonra “video” –ki video aslında Georges’un suçluluk duyguları ve bastırmaya çalıştığı vicdanını temsil etmektedir- kaydına devam eder. Son sahne, Georges’un daha altı yaşındayken küçük Majid’e yönlendirdiği korku, güvensizlik, öfke ve suçluluk hislerinin, eşi ve oğlu Pierrot ile kurduğu ilişkide kendini tekrarladığını bize fısıldar gibidir. Video, Pierrot’nun okuduğu okulun girişini çekmektedir çünkü.

Pierrot’nun, babası Georges’a kendisi ile kurduğu ilişki biçimine duyduğu öfkenin bir tezahürüdür belki de her şey...

***
Seçkinler ve Sosyal Mesafe
adlı araştırma, hani şu Robert Kolej gibi çok prestijli okullarda okuyan, orta-orta-üst gelir grubuna dahil, ülkenin iktidar mekanizmasına adam yetiştiren, kendilerini “laik-çağdaş-demokratik” cumhuriyetin “değer”lerinin taşıyıcısı gören kesimler üzerinde yapılmış.

Yani şu bizim yerli Georgeslar üzerinde.

Sormuşlar yerli Georgeslara; yerli Majidler, yani gayrımüslimler, Kürtler ve İslâmi kesim hakkında ne düşünürler diye. Eksik olmasınlar, gayrımüslim azınlıkları pek sever olmuşlar. Nedeni basit. Onlar da kendini azınlık hissederlermiş artık. Yaşam biçimleri, Batılı kültürleri (Anadolu’nun gayrımüslimleri sapına kadar Doğuludur halbuki) ile kendilerine en yakın gördükleri “öteki”lerdendir onlar. Üstelik, azalan sayıları ve sıfır çeken temsil güçleri ile seçkinlerle rekabet etme güçleri kalmamıştır artık.

Kürtler de zaten çocuk gibidirler. Nereye çekersen oraya giden, tembel lakin tehlikeli. Onları en çok İslâmi kesim sinirlendirmektedir lakin. Bu densiz köylüler, hadlerini bilmemiş, kentleri çekirgeler gibi işgal etmiş, seçkinlerin sadece “yüksek” kültürlerini değil, yüksek ayrıcalıklarını da tehdit eder hale gelmişlerdir.

Araştırmada, “Cumhuriyet balosunda görmek istemem Gül’ü, orada beyaz Türklüğüm çıkar, elim ayağım oynar” diyor bizim yerli Georgeslardan biri...

***

Grand Palace’ı, Köln Katedral’ini, Rijkmuseum’u ilk gördüğümde hayranlığımı gizleyememiştim. Sonra çoğunu gezdim Avrupa’nın. Hayranlığım kat be kat arttı.

Tüm o muhteşem yapıların temelinde, Afrika’nın, Asya’nın, Güney Amerika’nın ve tüm diğer kolonilerdeki milyonlarca garibanın kemikleri vardı oysa.

Bizim seçkinliğimizin altında da, kendi Majidlerimizden çalınmış haklar ve kendi Majidlerimizin iskeletleri var.

Bu bir lanet, benden söylemesi.

Helalleşmeden bu dünyada kimseye huzur yok.

Herkesin hayatı ona zehir edecek bir Majid’i var çünkü.

Ve şu uğursuz video durmadan çalışıyor.

Kabil’in kardeşi Habil’i öldürdüğü günden beri.

Sürekli.

Kaydediyor...

08.06.2009, Taraf

No comments:

Followers