Saturday, June 13, 2009

Devletimizin kötücül zaman makinesinde...

Hafızanızı biraz zorlarsanız, Tayyip Erdoğan’ın Gdansk’tan salladığı “Ermenistanlı kaçak işçileri gerekirse geri göndeririz” tehdidinin yeni olmadığını hatırlarsınız.

Aynı tehdidi Tansu Çiller 2000 yılında ABD Temsilciler Meclisi’nde görüşülen Ermeni Soykırımı Tasarısı’na tepki olarak kullanmıştı. Daha sonra bu öneriyi 2006’da Şükrü Elekdağ, 2007’de –sıkı durun- AB Uyum Komisyonu Başkanı AKP’li Yaşar Yakış yineledi ve sahip çıktı.

Basında ise Ermenistanlıların sınır dışı edilmesi konusunda ön plana çıkan gazete “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyasındaki “milli” duruşuyla dikkati çeken Zaman olmuştu. Kadir Dikbaş 13 Ekim 2006’da, Prof. Dr. Kemal Çiçek de 14 Ekim 2007’de [Zaman’ın yorum sayfasında] öneriyi savunan yazılar yazmışlardı...

Göçürülecek Ermenilerin sayısı önce 70 bin olarak açıklanmış, sonra 40 bine düzeltilmişti. Kaynak bir türlü açıklanmadığı için “Acaba Türkiye vatandaşı Ermeniler de mi kastediliyor” sorusu akıllara takılıvermişti.

Belki de takılsın istenmişti.

Malûm, burası Türkiye...

Sayın Erdoğan Gazze’deki Filistinli kıyımına tepki verdiğinde 500 sene evveline, yani İspanyol Yahudilerinin Osmanlı’ya sığınmalarına referans verirken, Ermeni konusunda da dokuz yıl geriye gidip Çiller türü bir politik “duruşa” sahip çıkıverdi.

Geri geri gitmeye bir başlarsanız, bu kötücül zaman yolculuğundaki bir dahaki sıçrama noktası da hep belirsiz kalır.

Bir bakmışsınız Yunan pasaportlu 40 bin Rum’un bir günde 20 dolarla sınır dışı edildiği 1964’e sıçramışsınız, bir bakmışsınız 6-7 Eylül 1955’e, ya da kararnamesi bile olmayan tehcirin uygulanmaya başladığı 27 Mayıs 1915’e...

Belli mi olur?

Bu tip kötücül devlet politikaları her zaman devleti yönetenlerimizin elinin altında olmuştur çünkü. Erdoğan gibi Bakü’de “Karabağ işgali bitmeden sınır açılmaz” deyip elinizdeki en önemli kozu kaybettiğinizde, durumu toparlamak için “acil durumda kırınız” önlemlerine sarılırsınız.

Türkiye’de çok zor şartlarda ekmek parası kazanmaya çalışan 40 bin gariban insanı, Ermenistan’ı sıkıştırmak için koz olarak gördüğünüzü belli etme noktasına kolayca iniverirsiniz.

Çünkü onları belli ki bu “zor zamanlar” için ülkede tutmuşsunuzdur. Yoksa Türkiye zaten uyguladığı göçmen politikasında Doğu-Batı ayrımı yapan ve Doğu’dan gelenlere iskân hakkı vermeyen bir ülkedir.

Erdoğan, Bakü açıklamasıyla sorunun arabulucusu değil, tarafı olmuştur. Pozisyonu Azerbaycan’ın pozisyonudur. Bunu yapabilmesinin tek geçerli bir nedeni olabilir. O da Ermenistan tarafından Karabağ’ın hemen boşaltılması konusunda sağlam bir teminat almış olmasıdır.

Erdoğan’ın açıklaması üzerine konuştuğum Erivan’daki kaynaklara göre, bu sözü veren hiçbir hükümet Ermenistan’da iktidarda kalamaz. Nitekim hem Sarkisyan, hem de Nalbantyan, Türkiye’nin Karabağ sorununa taraf olma çabalarının olumsuz etkileri olabileceğini açıklamakta gecikmemişlerdir.

Ama daha da önemlisi, Türkiye’nin boşalttığı pozisyonu Rusya’nın doldurmuş olmasıdır. Erdoğan’ın ‘Soruna müdahil ol’ çağrısına Putin “Dağlık Karabağ konusundaki görüşümüz, tarafların bu ihtilaf konusunda karşılıklı kabul edebilecekleri bir anlaşmaya ulaşmalarıdır. Tarafların kabul edeceği bir çözüm konusunda da Minsk sürecine dahil olan ülkeler sadece yardımcı olurlar” şeklinde cevap vermiş, Erdoğan’ın son açıklamasını paylaşmadığını bizzat Erdoğan’ın huzurunda deklare etmiştir.

Erdoğan bu tarihî gafıyla sadece Rusya’nın elini güçlendirmekle kalmamış, Ermenistan’da zaten sınırların açılması ve yol haritasındaki belirsizlik nedeniyle var olan kafa karışıklığını daha da artırmıştır. Bu açılımı arzulayan Ermenistan yönetimini içeride çok zor durumda bırakmıştır.

Biliyorsunuz, Dağlık Karabağ dışında kalan ve halen Ermeni güçlerinin işgali altında bulunan Azeri bölgelerinden kaçmak zorunda kalan bir milyonu aşkın mülteci çok zor şartlarda yaşamaktadır. Ve yine biliyorsunuz ki, bu yedi reyonun boşaltılması konusunda taraflar önemli bir aşama kaydetmişti.

Dağlık Karabağ konusu ise yüzlerce yıllık bir sorunun bakiyesidir. Her iki tarafın da bölge hakkında kendine göre bir tarihi ve hak iddiaları vardır. Böyle karmaşık bir sorunda züccaciye dükkânına giren bir fil konforuyla hareket edemezsiniz.

Ama tabii ki, masaya koyduğunuz sınırları açma vaadini geri çektiğinizde onun yerine ikame etmesi için 40 bin Ermenistanlıyı sınır dışı etmeyi telaffuz edebilen bir zihniyetin, insanlık dışı şartlarda yaşayan bir buçuk milyon Azeri göçmenin bir an evvel evine dönebilme şansını belirsizliğe ötelemesi çok da şaşırtıcı olmasa gerektir.

Ne diyorum biliyor musunuz? Siz bu kafayı hiç değiştirmeyin emi. Baktınız işler sarpa sarıyor, zaman makinenize binin, 40 bin Ermenistanlıyı sınır dışı edin. Olmadı elinizde hâlâ elli bin kadar da Türkiye Ermenisi var. Kırık dökük vakıfları, biraz malları da var devletten koruyabildikleri. Onlar için de ikinci bir çakma Emval-i Metruke kararnamesi çıkarır, dağıtırsınız.

Taraf, 18.05.2009

No comments:

Followers