Saturday, June 13, 2009

Küçük adımlar demişken...

Taraf’ın “Barış için 20 kolay öneri” manşeti oldukça teveccüh buldu. Fikrin ardında gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar vardı. Ankara ve İstanbul servislerimiz de oldukça iyi çalıştı. Hemen uygulanmasında hiçbir engel olmayan, kutuplaşma yaratıp asıl amacı gölgede bırakmayacak öneriler yazıişlerinin masasında birikti. Biz de bu öneriler arasından yukarıdaki mantığa münasip bir seçme yaptık. Bölgedeki arıcıların güvenlik nedeniyle yer değiştirmelerinin engellenmemesi dahil (şimdi gelen bir habere göre, Tunceli’de şehir merkezindeki ve askerî güvenlik bölgesindeki tüm meralar hayvancılık ve arıcılığa kapatıldı) 20 öneri manşetin spotlarında böylelikle yer aldı.

Lakin konu böylesi ağır bir yüke sahip olunca, o konuyu konuşmak da, fikir beyan etmek de öyle çok kolay bir mesele olmaktan çıkıyor. Yıllardır tarafların alışık oldukları bir pozisyon var. Bu pozisyonların kendine dair farklı diller ve dünya algıları yarattığını hatırlamak gerekir. “Barış” sözcüğü, Kürt meselesi ile ilgili tüm çevrelerde kendi evrensel gösterileninden (signified) çok farklılaşmış yüklere, endişelere sahip. Zaten bu da sorunun önemli bir bileşeni. Barış’tan çıkardığımız mana birbiriyle örtüştüğü an anlaşma zeminine en yakın olduğumuz an oluyor.

“Barış için en münasip zamanlarda olduğumuz” fikri kendi ülke gerçeğimizde doğru bir saptama olabilir. Ama belli ki böyle bir konjonktürel elverişliliğin olasılığı dahi Bahçeli ve Baykal’ın konuşmalarında kendini gösterdiği üzere ortalığı karıştırmaya yetiyor. İhanet sözcükleri hemen dolaşıma sokuluyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün “yakında iyi şeyler olacak” derken neyi kastettiği sorulur ve bu konuda bilgi sahibi olunmadığı böylelikle ikrar edilirken, bilgi sahibi olunmayan bir konuda ihanet gibi kesin yargılarda bulunmanın çelişkisi bu yıllanmış şarkının detone solistlerini çok rahatsız etmiyor. Yoksa itiraz “yakında iyi şeyler olabilecek” olmasına mı diye sormadan edemiyor insan.

Taraf
gazetesinin manşetine taşıdığı 20 madde Kürt sorununu tamamıyla tarif etmeyi amaçlamıyor. Bunların çözülmesi halinde sorunun tarihe gömüleceğini beklemek de saflık olur. Taraf’ın önerdiği, yıllanmış, kana bulanmış bir sorunun yarattığı güvensizliği bertaraf etme yolundaki “niyet”in bir an evvel ete kemiğe bürünmesini sağlamanın, böylelikle oluşacak yeni-temiz zeminde hep beraber barışı konuşmanın yolunu açmaktan ibaret.

Burada taraflara düşen, sorunu siyaset malzemesi olarak görmemek, genellemelerin, beylik sözlerin ötesine geçmek ve niyetin olgunlaşmasına elini taşın altına sokan katkılar sağlamak. AKP, kendi içindeki milliyetçi-statükocu kanadı ve MHP, CHP diğer partilere kaçabilecek –kanımca ihmal edilebilir olan- oyları hesap etmenin ötesine geçmeli. Bahçeli ve Baykal’ın kısmen haklı olduğu muğlaklığını gidermeli. Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunlarını çözebilen bir partinin ülkenin onlarca yıllık politik geleceğine damga vuracağını, kısa vadede kaybedilebilecek oyları hayal bile edemeyecekleri oranda geri alacağını görmeli. Kaldı ki, hiç bir siyasi başarı, ülkede akan kanın durmasını sağlamış olmanın vicdani huzurunun ötesine geçemez.

Kürt sorununun çözümüne yönelik sunulan önerilere baktığınızda, tüm bu sorunların bugün hâlâ gücünü koruyan devlet mantığından kaynaklandığını da görüyorsunuz. Üstelik bunların önemli bir bölümü en asgari insan haklarının “güvenlik” gerekçesiyle gaspından doğmuş. İnsanları anadillerinde konuştuğu için hapse atan bir zihniyeti terk etmenin kime ne zararı olabilir ki? Bölgede sırtını bir şekilde devlete dayayarak sözümona vatana hizmet adına yirmi bine yakın faili meçhul yaratanların vicdani mesuliyetini taşımak zorunda mıyız? Bu sorunu yaratan devlet mantığını terk etmedeki bu mahcubiyeti anlamak gerçekten de çok kolay değil. Güven artırıcı adımları sıralarken Başbakan Erdoğan’ın Meclis’te grubu bulunan seçilmiş bir partinin başkanıyla, yani Ahmet Türk’le görüşmesi gerekliliğini ilk sıraya koymak bile bir başına düşündürücü. Her şeye bu kadar geriden başlamanın bedelini yıllardır ödüyoruz zaten.

Yazı tamamlanırken Başbakan Erdoğan’ın Bakü gezisinin ayrıntıları gelmeye başlamıştı. Bir diğer yıllanmış mesele olan Ermeni konusu... Erdoğan, Karabağ işgali sona ermedikçe sınırın açılmayacağını kesin bir dille telaffuz etti. Zannederim çözümsüzlüğün devamından yana olanlar derin bir nefes almış olmalılar. Halbuki, tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi, bu meselede de atılabilecek en maliyetsiz adımdı sınırları açmak. Ermeni açılımında da, tıpkı Kürt açılımında olduğu gibi muğlaklığını gideremeyen Türkiye, böylelikle geri adımlar atmanın konforunu da bırakmamış oluyor.

Zannederim Kürtleri de tedirgin eden en önemli husus, Türkiye’de Abdülhamid döneminden beri devlet siyaseti olarak benimsenen bu muğlaklık politikası...



Taraf, 14.05.2009

No comments:

Followers