Saturday, June 20, 2009

Kürt Sorunu’nda tarihî fırsat mı?

Değerli dostum Ümit Kardaş’ın Ötekiler İçin Sivil İtaatsizlik Rehberi isimli kitabında yer alan şu saptama çok sade, ama bir o kadar çarpıcıydı:

“Ülke tarihimizde uzlaşmayla çözülmüş hiçbir ihtilaf yoktur.”

Bu kadar basit.

Yoktur.

Peki neden?

Nedeni basit. Osmanlı-Türk modernleşmesi, halkı nesne olarak gören totaliter zihniyeti paylaşmakta ciddi bir doku uyumu gösterir. Lakin Türk modernleşmesi, Osmanlı’dan farkla, sadece devleti ve bürokrasiyi değil, halkı da biçimlemeye tevessül etmiş, tepeden tırnağa yeniden kurguladığı sosyo-politik, sosyo-kültürel yaşamı pazarlığa açık olmayan bir “seçenek” olarak “tebaasına” dayatmıştır.

Türkiye’nin hem tarihine, hem de kültürel dokusuna uymayan bu deli gömleğine sığamayanlar “Türk” olarak addedilmemiş, Türk olmamanın karşısına da vatan hainliği yerleştirilmiştir.

Devletin balyozu bu kesimler üzerine sürekli olarak inmiştir.

Dayatma, uzlaşmayı dışlar. Devleti bir dayatma teknolojisi olarak gördüğünüzde de, halktan gelen talep ve şikâyetler isyan olarak algılanır. Hizmet aracı olmaktan çıkıp, karar verici elitin mikserine dönüşen devlet aygıtı, programlandığı gibi çalışır.

Yani kıyar.

Ermeniyi kıyar, Kürdü kıyar, kadını kıyar, eşcinseli kıyar.

Ve her zaman haklıdır.

Şimdi de “Kürt sorununda tarihi fırsat”, “yakında çok iyi şeyler olacak” türünden bir iklime girmiş durumdayız. Hepimiz barışı çok arzuluyoruz. Herkes ölümlerin bir an evvel durmasını istiyor çünkü. AKP hükümetinin son icraatları ve Cumhurbaşkanı Gül’ün açıklamaları ile yukarıdaki türden kötücül devlet aygıtıyla kökten ayrışan bir yönetme aklının ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda ümit beslemek istiyoruz.

Ama bilmem, ne kadar doğru yapıyoruz?

Geçen günlerde Başbakan Erdoğan’ın yakın danışmanlarından Yalçın Akdoğan’ın Star gazetesinde çıkan “PKK çözüm istiyor, ya DTP?” adlı makalesi, “Kürt sorununda yakında iyi şeyler olacak” adlı torbanın içini “nasıl” doldurduğuna dair önemli ipuçları içeriyordu. Bu yazıdan birkaç önemli tespiti sıralamak istiyorum.

1- Sosyal, ekonomik ve kültürel alanda atılan adımlar önemlidir, lakin sorunu tek başına çözmeye yetmez.

2- Kürt sorununu çözmek için öncelikle PKK’nın etkisizleştirilmesi gerekmektedir.

3- Askerî, siyasi ve diplomatik çok yönlü çalışmalar neticesinde PKK terör örgütünün giderek izole konuma gelmesi ulaşılan olumlu durumu göstermektedir.

4- AB, ABD, Irak Merkezî Yönetimi ve Kuzey Irak Yerel Yönetimi’nin PKK’ya karşı takındığı Türkiye yanlısı pozisyon ortaya bir fırsat koymaktadır.

5- Bu durum PKK’yı silah bırakmaya zorlayacaktır.

6- Terör örgütüne yönelik olarak hükümet, cumhurbaşkanlığı ve genelkurmay arasında geçmişte hiç olmayan bir uyum söz konusudur.

Görüldüğü üzere, Kürt sorununda tarihî fırsat olarak pazarlanan şey, jakoben laiklik üzerinden statüko ile çatışan AKP’nin, Kürt konusunda “Evet bu iş sadece silahla olmuyor, silahın yanına biraz da kültürel motif ekleyelim” noktasına gelen TSK ile benzer aklı paylaşması ve bölgede Türkiye lehine gelişen konjonktürel şartlardan başka bir şey değil.

DTP de, PKK da bu nedenle temkinli. Savaştan herkes yoruldu. Ama aslanla aynı yatağa girerken dikkatli olmaya çalışıyorlar. Çünkü önerilen uzlaşma, barışma değil, kendi barışını dayatma. Kürtlere bunca yıldır kan kusturan zihniyetin özeleştirisi yapılmış değil çünkü. Kürt, Türke henüz eşit hale getirilmiş de değil. Dağlardan “Ne mutlu Türküm Diyene” yazılarının silinmesi türünden öneriler sembolik olarak önemli, anlamlı. Ama devlet henüz vatandaşını ayıran, onlara eziyet eden ideolojisinden tövbe etmedi. Atılan adımların sadece bir makyaj mı, yoksa bu ideolojiden radikal bir kopuş mu olduğu konusu ise muğlak.

Lakin, devlette böyle radikal bir ayrışma beklerken, PKK ve Kürtler de şiddetin ağır yükünü paylaşmayarak, bu zihniyeti ülke ve dünya kamuoyu önünde yalnız ve çıplak bırakmak durumunda. Silahtan boşalan yeri, uygar dünyanın yücelttiği ve şiddetten çok daha etkili olan sivil itaatsizlikle doldurmalılar. Çünkü mazlum halkların, tıpkı Filistin sorununda olduğu gibi, güçlü ulus-devletler karşısında silahlı mücadele ile varabilecekleri bir zafer yok. Üstelik bu hem insani, hem de ahlaki değil. Sizi mağdur eden zihniyetle aynı yöntemleri kullanmak, süreç içerisinde güçlünün kazanmasını garanti etmek demek.

Kürtler ve Türkler arasında bunu gören önemli bir kesim var. Benim konu hakkındaki iyimserliğim de şimdilik buradan kaynaklanıyor.

04.06.2009, Taraf

No comments:

Followers