Saturday, June 20, 2009

Milli Eğitim Bakanı Çubukçu’ya dilekçe

Hatırlarsınız, kısa bir süre önce “asılsız Ermeni soykırımı iddiaları”na cevap verme kapsamında Genelkurmay’ca hazırlatılmış sözde Sarı Gelin belgeselinin okullarda gösterilmesi konusu kamuoyunda genişçe yer almıştı. Bu belgesel, o yaşlardaki çocuklarımızın psikolojisini bozacak denli şiddet öğeleri içermesi ve kendisini 1915 konusunda resmî tezin en pespaye versiyonuna yaslamasından ötürü sorunluydu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, konu kamuoyuna mal olunca DVD’lerin kalan kısmının dağıtımının durdurulduğunu açıklamıştı. Bu mahcup da olsa iddiamızın kabulü anlamına geliyordu. Lakin bu açıklamadan sonra “belgeseli gösterin, sonuç raporlarını da İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine gönderin” yazıları okullara gitmeye devam etti.

Hâsılı, bakanlık durumu idare ediyor, kamuoyuna yasak savan bir açıklama yaparken, uygulamanın aynen devam etmesine ise göz yumuyordu.

“Asılsız soykırım iddialarıyla mücadele” kapsamında bu belgeselin okullarda gösterilmesi kararı 17. MGK toplantısında alınan bir karardı ve belli ki bakanlık bu kararın eziciliği ve kamuoyundan gelen tepkilerin arasında kalmıştı.

Biz gücümüz yettiğince bunun neden yanlış olduğunu anlatmaya çalıştık. Bir yandan “1915 tartışmalı bir tarihî olgu, tarih komisyonları kuralım, son sözü tarihçiler söylesin, herkes de buna tâbi olsun” derken, diğer yandan akla, bilime ve vicdana sığmayan zihnî çarpıklık ürünü bir belgeselle çocuklarımızın ideolojik olarak zehirlenmesinin, Ermenileri bir kenara koyun, yavrularımıza yönelik büyük bir haksızlık olduğunu açıklamaya çalıştık.

AK Parti gibi sürekli meşruiyet sıkıntısı yaşayan, bu meşruiyet krizinin ima ettiği alanlar dışında statükoyla kolayca zihniyet birliği kurabilen parçalı bir siyasi hareketten daha fazlasını beklemek de hayalcilik olurdu zaten.

Nitekim Taraf Gaziantep muhabiri Seyfi Genç’in uyarısıyla fark ettiğim bir gelişme bu tespiti tasdik eden yeni bir fiyaskoyu ortaya çıkardı.

Konu şu: Milli Eğitim Bakanlığı 14.04.2009’da yapılan değişiklikle İlköğretim 8. Sınıf İnkılap Tarihi kitabının 7. ünitesini değiştiriyor. Ders kitaplarında yer alan ayrımcılık içeren ifadelerin giderilmesine yönelik bunca girişime ve AB üyeliğinde yol haritası niteliği taşıyan Ulusal Program’da yer alan “Ders kitaplarında ayrımcılık içerebilecek ifadelerden arınması da dahil olmak üzere müfredatın yeniden gözden geçirilmesi çalışmalarına devam edilecektir” taahhüdüne rağmen, bakın değiştirilen ünitenin, Türkiye’ye yönelik tehditler bölümünde “Misyonerlik Faaliyetleri” başlığı altında neler yer almış:

Misyonerlik faaliyetleri

Misyonerlik, sıradan bir inanç yayma faaliyeti değildir. Misyonerlik, düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. İnsanları din değiştirmeye zorlayan sistemli ve organize bir harekettir. Misyonerler dini amaçların yanı sıra siyasi, kültürel ve ekonomik amaçlar da taşırlar. Dış güçlerden, bazı sivil toplum kuruluşlarından ve kendi çevrelerinden sağladıkları büyük maddi destekle amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. Misyonerler, insanların ekonomik zorluklarını istismar ederler. Kendi inançlarına ait metinleri, değişik dillere çevirerek insanlara ücretsiz dağıtır ve gerektiğinde yazılı ve görsel medyayı propaganda aracı olarak kullanırlar. Devletimizin ve milletimizin milli birlik ve bütünlüğüne yönelik tehdit oluştururlar.


Korkunç değil mi?

Bu ifadelerin Ergenekon soruşturması çerçevesinde ele geçirilen bir andıç belgesinden çıktığını söyleseydim, zannederim kimse pek şaşırmazdı. Muhabirimiz Seyfi Genç’in gönderdiği bu bölümü Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın internet sitesinden de kontrol ettim. Sizler de siteye girerek soldaki sütundan müjdelenen bu yeni üniteyi okuyabilir, gerçekliğini kontrol edebilirsiniz.

Metin üzerine söyleyecek fazla bir şey yok. Metin öncellikle dinî özgürlükleri ve dini tebliğ etme hakkını koruma altına alan Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesiyle ve Anayasa’nın paralel maddeleriyle çelişiyor. Yani kendi çocuklarımızı kanunlara ve Anayasa’ya aykırı hareket etmeye teşvik eden bir eğitim veriyoruz, bravo!

Lakin sorun bundan da çok öte. Çocuklarımızı ve gençlerimizi devlet eliyle böyle zehirleyerek yeni Malatya misyoner katliamları, Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerinin psikolojik alt yapısını hazırlıyoruz. Yeni Emre Günaydınlar, Ogün Samastlar, Yasin Hayaller yetiştiriyoruz kısaca.

Asıl suç olan bu!

Yeni Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’ya görevinde başarılar diliyor, gereğinin yapılması dileğiyle dilekçemi vicdanının önüne bırakıyorum.

Herhangi bir beklentiden değil, tarihe not düşmek adına...

18.06.2009, Taraf

No comments:

Followers