Thursday, August 27, 2009

Kardeş kardeşi öldürmedikçe savaş asla savaş değildir

Emir Kusturica’nın elli milyon insanın hayatına mal olan İkinci Dünya Savaşı’ndan başlayarak Yugoslavya’nın bölünmesi ve kardeşin kardeşi kırdığı iç savaşa kadarki dönemi anlattığı o efsanevi destanı Underground filminin finalinde, savaş taciri Marko son nefesini verirken sevgilisi Natalija’ya şu sözleri fısıldar:

“Kardeş kardeşi öldürmedikçe, savaş asla savaş değildir.”

Savaş hakkında söylenecek her sözü anlamsız kılacak kısa, sade, destansı bir sözdür bu.

Her savaş aslında kardeşin kardeşi öldürmesidir. İnsan öldürmek kendini öldürmektir. Bu gerçek ısrarla görülmediği, insanlar bunu görmekten imtina ettiği için savaşların yıkımı da görmezden gelinir. Savaşlar, ‘hak arama,’ ‘barışı tesis etme,’ ‘özgürlük mücadelesi,’ ‘başka yol kalmadığından son çare” türünden savlarla meşruiyet, kutsallık ve dokunulmazlık kazanır.

Savaş, her yıkımda kelepçesini bir tırnak daha daraltır, daraltır, daraltır...

Savaşın gerçek yüzü, iki kardeşi boğaz boğaza getirecek denli yaşamı “bitirdiğinde” ortaya çıkar. Vücudu tümüyle sarmış kanserin o güne değin sakladığı emarelerini dışarı birden boca etmesi gibi, çoğunlukla her şey için çok geç olur. Savaşın insanın aslında “kendini” yok ettiği bir yıkım olduğu, Marko gibi ekseriyetle son nefeslerde kabul görür.

Bazen bu bile olmaz.

Kaybettiğini bile bile, kana ve ölüme boylu boyunca gömülmüşken bile, çevresinde bunca yıkıma neden olduktan sonra dahi, kazandığını düşündürtecek zehirli bir diken vardır insan evladının yüreğinde.

O dikeni söküp atmak kavgasıdır insanlaşma süreci. O süreç sadece bireyin değil, dünyanın kaderini de belirler.

Siyasi, dinî liderler bu yüzden önemlidir. Bir şeyin öyle ve böyle olmasına karar verme gücü onların elindedir çünkü. Düşünsenize, eğer iki uğursuz Bush dönemi yaşanmış olmasaydı, bugün Irak’ta bir buçuk milyon insan yaşıyor olacaktı. Afganistan ve diğer yerlerdeki devasa kayıplar ha keza...

***

Aklım bu aralar Kürt meselesi ile meşgul olduğundan böyle bir girizgâh yaptım. Son ayaklanma olarak kabul gören PKK ile devletin savaşı, aslında kardeşin kardeşi öldürmesi değil miydi? Dersim gibi önceki felaketleri hesaba katmıyorum bile...

Otuz yıl boyunca kardeş kardeşi öldürdü. Aynı aileden on binlerce kardeş öldü. Çok daha fazlası ruhen öldü. Aileler bölündü. Milyonlarca insan evini terk etti; gurbete, fakirliğin, düşkünlüğün, ayrımcılığın ve hatta suçun eline düştü. Dostluk, kardeşlik, sevgi öldü.

Devlet kirlendi. Suça bulaştı. Faili meçhulleri çare gördü. Ayırımcılığı çare gördü. BüyükDevlet’i felç eden küçükdevlet, istediği gibi at oynattı.

Biz düşmanla savaştığımızı düşündük. Ordu ülkeyi bölmeye ant içmiş hainleri öldürüyordu. PKK da Kürtlere zulmü ve fakirliği reva gören TC’ye karşı özgürlük savaşı veriyordu.

Şimdi bana “Bugün böyle konuşmak kolay tabii” demeyin sakın. “Seçeneğimiz yoktu” demeyin. Bugünün dünden ne farkı var?

Şayet “Kardeş kardeşi öldürüyor” diyebilseydik dün, tıpkı bugün gibi...

“Ölüp öldürmek çare değil, bu insanların derdini dinlemek lazım,” “Haksızlığa karşı mücadele etmenin tek yolu silaha sarılmak değil” diyebilseydik...

Söyleyin, savaşı durdurmanın önünde başka nasıl bir engel var, zihniyetimizden başka?

***

Şimdi Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve hatta MGK, diğer “tarafta” da DTP, Kürt kanaat liderleri ve hatta PKK düzeyinde bunun anlamsız, korkunç bir kardeş kavgası olduğu telaffuz ediliyor. Yani bunun düşmanla değil, kardeşler arasındaki bir savaş olduğu kabul edilmiş durumda.

Yani, hadi bugüne değin düşmanla savaştığımızı düşünüyorduk. Artık kardeşimize kurşun sıktığımızı fark ettiğimize göre, önümüzdeki barış fırsatını değerlendirmez, yeniden silaha sarılırsak...

Savaşı devam ettirmek adına, her şeyi unutup kardeşi yeniden düşmana çevirirsek bu bizi ne yapar?

Açık değil mi, ahlaksız ve savaş taciri olduğu kadar kardeş katili yapar...

O vakit, şu andan itibaren Türkler ve Kürtler olarak kardeş öldürmenin bütün sorumluluğunu birlikte yüklenmiş oluyoruz. Günahları başkasının sırtına yükleyip kenara çekilme konforumuz yok artık.

Cumhurbaşkanı Gül ve AKP hükümetini vatan hainliği ile suçlayan Sayın Bahçeli gibiler de, “Bu kadar savaştık, göz boyamalık birkaç iane karşılığında silahı bırakmamalıyız” diyen bir kısım Kürtler de, atıp tutarken bu son şansın sonrasını iyi hesap etmeliler.

Öyle zannediyorum ki, bu son şansımız zira...

24.08.2009, Taraf

No comments:

Followers