Thursday, August 27, 2009

Kürt sorununda karından konuşmalar

AKP gecikmiş ve zorunlu olanı, hem iç, hem de dış şartları doğru okuyarak yapmaya çalışıyor.

Kürt sorununun artık ihmal edilebilir bir “negatif dinamik” olmadığını gördüğü gibi, bu negatif dinamikten siyaseten faydalanma ahlaksızlığına da düşmüyor.

AKP, meselenin Irak’taki Amerikan işgali ile şekillenen yeni dengelerle bir bölge sorunu haline geldiğinin farkında.

Paneldeki tüm uyarı ışıkları alarm halinde, “Çöz, çöz, çöz!” sinyali veriyor.

Adımlar, her halükârda doğru yöne giden ahlaki bir ana yolda atıldığı için, şu an siyasette çıkan çatlak seslerin fazlaca bir ehemmiyeti yok.

Hem çatlak da olsa, o sesler de sestir en nihayetinde. Sessizlik bana daha tehlikeli gelir hep. Sevgili Bejan Matur bu sesler için, “Eğer çatışma olasılığı hâlâ devam ediyor olmasaydı, MHP ve CHP’nin açılıma sert çıkışlarını siyasi zeminde değerlendirebilirdik” diyordu haklı olarak.

Yani mevzubahis akan kanı durdurmaksa, kışkırtıcı açıklamalardan imtina etmek gerekire getiriyordu.

Doğru, doğru olmasına ama, ben Bahçeli’nin –“12 kötü adam” gibi hedef gösterenleri hariç- sert üslubunu yine de siyaset içinde görüyorum. MHP’nin oy tabanı AKP’den çok da farklı değil; süreç güçlü ilerlerse MHP tornistan edecektir, görürsünüz.

Hem her mal tezgâha dizilsin derim ben; bodrumda için için çürüyüp zehirlemesin bizi. Kimse böyle önemli bir geçiş ânında desteğinin de, öfkesinin de temsil edilmediğini düşünmesin.

Asıl tehlike halkın tepkisi değil çünkü. Kürt sorununu var eden halk olmadığı gibi, onun çözülmesine mani olacak olan da halk değil.

Kimler mi olabilir? Akla ilk gelen devletin alter egosu Ergenekon oluyor tabii. Bugün Türkiye’de Kürt sorunu gibi, hal yoluna girme eğiliminde olan bir sürü problemde varlık bulan Ergenekon’u hesap dışında tutmak doğru olmaz tabii.

Amma velâkin, neredeyse tüm parametreler Türkiye’de barışı dayatıyor artık. Ergenekon gibi yapıların ise pabucu şimdilik dama atılmış vaziyette. Ülkeyi iklimlendirecek kadar güçlü üfüremiyorlar artık. Başlarında da ciddi bir dava baskısı var hem.

***

Bana kalırsa orta vadede asıl sıkıntı Kürt sorununun çözülmesini ilkesel olarak arzulayan ittifakta yaşanacak. Dedik ya, hepimizi en azından ahlaki olarak yan yana getiren bir anayolda ufak ufak ilerliyoruz şu anda. Kürt sorununun bitmesi, PKK’nın silah bırakması, akan kanın durdurulması, Kürt vatandaşlara yönelik ayırımcılığın sona erdirilmesini isteyen geniş ittifak bu tartışmanın ileriki safhalarında tel tel ayrılacak gibi geliyor bana, ne dersiniz?

Peki, bu bir tehlike midir?

Çoğuna göre öyle. Bana göreyse olabilir de, olmayabilir de...

Nasuhi Güngör, Star’da 17 ağustostaki “Her öneri çözüm değildir” adlı makalesinde sürecin bir şans olduğunu söylüyor, lakin yazısını liberal görüşleriyle tanınan asker kökenli psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan yaptığı şu alıntıyla bitiriyordu: “Bugünkü tehlike demokratik açılımın ortak değerleri güçlendirmek yerine ortak kimlik değerlerini değil, farklı kimlik değerlerini güçlendirecek şekilde yönetilmesidir. Kültürel bağları güçlendirmeden yapılan özgürleşme ayrışma ile sonlanır. Tıpkı ailelerde olduğu gibi. Şimdi baktığımızda hükümet demokratik açılım gibi kulağa hoş gelen sloganların cazibesi ile Türk-Kürt diyalogunu Türk-Kürt ayrışmasına götürecek bir yola girmek üzeredir. Sorunları çözmeyi ikinci plana alan tarihsel özgeçmişteki bağları güçlendiren ortak eylemler için işbirliği planı yapılmalıdır. Psikanaliz ekolünün negatifi düzeltme çabası yerine pozitif psikolojinin olumluyu güçlendirme ekolü bize daha uygundur.

Belli ki bizim “anayol” diye tabir ettiğimiz sürecin ahlaki parametrelerini dahi riskli bulanlar var. Çoğunlukla karından konuşma olarak başlayan bu uyarılar, yakında daha kreşendo haline gelecek.

Yukarıdaki alıntıda zararlı bulunan açılımlar, Kürtçe eğitim hakkı, yer isimlerinde otantik hallere dönüş, Kürtçe bilen memurların bölgeye atanması vb. gibi uygulamalar belli ki. “Kültürel bağlar” güçlendirilmeden atılacak bu gibi adımların ülkeyi bölünmeye götüreceği korkusu var. Güngör de belli ki bu kadarını kendisi söyleyememiş, Tarhan’a söyletmiş yazısında.

Aynı yazıda Metin Heper’in “Müşterek 600 yıllık tarihleri boyunca ve bugün, genel olarak Kürtler ve Türkler birbirlerine karşı yaygın bir husumet duygusu beslememişlerdir” alıntısı da yer almış.

İlginç...

Yani, 600 yıldır birbirine husumet beslememiş iki halk, aynı sürede kültürel bağlarını güçlendirmekte muvaffak olamamışlar. Kürt sorununu çözmeyi bölünmeden başarmak için demek bu kadar uzun süreler daha beklemek tavsiye ediliyor bize.

Bunlar karından konuşmalar gerçekten. Bu sözlerin tercümesi şu: Kürtlere kültürel haklarının verilmesi dahi bölünme getirir. Hazır değiliz, o zaman Kürtler yeteri kadar Tükleşene kadar eziyete devam!

Kendimizi kandırmayalım: Güçlendirilmesi önerilen “Ortak kimlik değerleri”nden kasıt statükonun devamı anlamına geliyor. Bütün sorun, tüm halklara aynı etnik kimliği, yani Türklüğü dayatmaktan, zorla asimile etme politikasından çıkmadı mı zaten?

O zaman, farklı ve yeni ne söylüyorsunuz ki!



20.08.2009, Taraf

No comments:

Followers