Sunday, August 09, 2009

Özkök’e inat, 21. Kolay Adım

Ertuğrul Özkök, gazetecilik piyasasını ve hitap ettiği okuyucu profilini iyi bilen, akıllı bir genel yayın müdürü. Her devrin adamı olmak çok meşakkatli bir iştir. İşte Özkök bu yorucu mesaiden de bıkmayan birisi. Her pozisyon değiştirdiğinde, geçmişte neden öyle, bugün de neden böyle davrandığını –kah çocukluğundan örnekler vererek, kah ailesinin etnik kökenlerini faş ederek- öyle nahifçe anlatır ki, ondaki bu kişisel gelişim çizgisine imrenmemek mümkün olmaz. Özkök öylesine empatik, öylesine sterildir ki, lüzum hissettiğinde vahiy tadında çiziktirdiği kendisiyle yüzleşme yazılarıyla deri yeniler, kabuk değiştirir adeta. Kozasından rengarenk bir kelebek gibi taptaze çıkıverir karşımıza.

Lakin bu arada ülkenin en çok satar, en çok etkiler gazetelerinden birinin müdürü olarak attırdığı manşetler çoktan vazifesini görmüş olur.

Ama olsun, dün dündür, bugünse bugün.

***
Bu tür yazılar yazmaktan hazzettiğimden değil, Özkök böyle “etkili” bir zat olduğu için arada köşeme konuk ediyorum kendisini. 4 ağustos tarihli “Belediye Başkanı’na açık mektup” başlıklı yazısını okuduğumda, kırmızı alarm lambaları beynimde çalmaya başladı çünkü.

“İşte” dedim, “O meşhur Özkök yazılarından birisi daha!”

Özkök’ün, Özalp’ın DTP’li Belediye Başkanı’na “kardeşim” diye seslendiği yazısı, 1943’te öldürülen 33 suçsuz köylü için yapılması planlanan anıt hakkında.

Biliyorsunuz, Kürtlerle adeta alay edercesine ilçedeki Jandarma Garnizonu’na 2003 yılında Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı verilmişti.

Sürpriz değil, 2003-2004 dönemi ordu içindeki cuntanın AKP’ye karşı darbe hazırlığı içinde olduğu en civcivli yıllar. Bu zalim girişim AKP’de de bir karşılık bulmamıştı maalesef.

Peki Mustafa Muğlalı Paşa kim? 33 köylünün kurşuna dizilmesi hadisesindeki rolü ne?

Olay, Kürt sorunu denen şeyin, devletin hastalıklı bir suç makinasına dönüşmesiyle nasıl bir ilişkisi olduğunu da ortaya koymakta özel bir öneme sahip.

Söz konusu yılarda Türkiye-İran sınırındaki sıkça yaşanan hayvan hırsızlığı olaylarını önlemek için devlet önlem almak ister.
O önlem ne mi olur? İran’daki aşiret reislerine misilleme yapılacaktır. Devlet, olur a, suçüstü yakalanmasın diye İçişleri Bakanı Recep Peker, Van Valiliği’ne Jandarma’nın kontrolünde eylem yapacak bir çete kurulması talimatı verir. Evet, bildiğiniz çete! Bu çete sınırı geçip suç işleyecektir. Aşiret reislerine ait binlerce hayvanın gasp edilmesiyle doğan zelil kar, kaymakam ve çete üyeleri arasında paylaşılmaya başlanır.

Yani bildiğiniz JİTEM, bildiğiniz kontrgerilla, ya da daha geriye giderseniz, bildiğiniz Teşkilat-ı Mahsusa, ya da Hamidiye Alayları… Güneydoğu’da yaşanan kirli savaşın uyuşturucu ve silah kaçakçılığı üzerinden yarattığı muazzam para.

Ammavelakin, iki bin koyununa el konan İran Kürdü Mehmedi Misto çetin ceviz çıkar. Türkiye dostudur. “Malımı verin, yoksa ben alırım, devletiniz rencide olur” diye haber gönderir. Kaymakam “Gelir koynundaki karını da alırım” diye cevap gönderince Misto baskın koyar, 500 koyun kaldırır.

Olayla ilgisiz Milalengiz köylülerinden 40 kadarı tutuklanır. Hadise büyüyünce telaşlanan Kaymakam, Van Valiliği’ne “Sınırdan Rus askeri girdi” raporu gönderir, Ankara da telaşlanır, bölgeye Mustafa Muğlalı Paşa’yı gönderir. Paşa serbest bırakılan 35 köylünün yeniden gözaltına alınmasını, sınıra götürülüp keşif yaptırılmasını, gerekirse silah kullanılmasını emreder.

Bu yarı açık bir infaz emridir. Gözaltına alınan 33 köylü 30 temmuz 1943 günü sınır taburu komutanlığına bağlı iki manga tarafından sınırda kurşuna dizilir. Muğlalı paşa ancak DP’nin güçlendiği ellili yıllara doğru yargılanır. İdama mahkum edilir. Yargıtay kararı bozar. Yirmi sene mahkumiyete çevirir. Paşa hapishanede 1951’de vefat eder.

***
İşte Özalp’ta DTP’li Belediye Başkanı Murat Durmaz’ın yapılmasını gündeme getirdiği 33 köylü anıtının hikayesi bu… Belediye Başkanı, anıtın yapımına engel olmak isteyen askerle ciddi bir mücadele içinde.

Ertuğrul Özkök “Kürt Açılımı’na zarar verir” diye bu anıta karşı çıkıyor. Diyor ki, “Arkadaş, bu gereksiz şovdan vazgeç. Eğer herkes kendi acısını, kendi kinini, kendi ıstırabını canlı tutmaya kalkarsa, biz bu barışı neyin üzerine kuracağız?”

Böyle sorulmuş bir soruya hangi yürek dayanır?

1949’un şartlarında dahi idama mahkum olmuş, 33 masum köylünün ölümünden birinci dereceden mesul şahsın adını garnizona veren zihniyetin provokasyonu orada dururken, Özkök, Kürt açılımının olası başarısızlığını, Belediye Başkanı’nın sırtına yükleyiveriyor.

Devleti arkasına alan yetkililerce öldürülmüş insanların anısına saygı göstermeyi “kin” olarak sunuyor. Cinayet ve adaletsizlikler hepimizin ortak meselesi değilmiş gibi, “Herkes kendi kinini, acısını canlı tutmaya çalışırsa” diyerek bilinçdışımıza “bizler, onlar” ayrımını sokuşturuyor.

Özkök’ün formülüne göre barış ancak unutmanın üzerine kurulabilir. Oysa biliyoruz ki, kalıcı barış, bilakis, karanlıkta kalan, göz yumulmuş ayıplarla yüzleşmekle mümkündür.

O zaman, Özkök’e inat, Taraf’ın Kürt sorununun çözümü için yapılmasını teklif ettiği “20 Kolay Adım”a bir yenisini de ben ekliyorum.

O garnizonun adı hemen değiştirilsin. Bu provokasyondan mesul olanlar adalete hesap versin ve o anıt devletin katkısıyla hemen inşa edilsin.

Ondan sonra unutmayan namerttir.

Taraf, 05.08.2009

No comments:

Followers