Tuesday, November 03, 2009

Başbakan Erdoğan’a vatandaş arzuhali...

Son yazım “Türkiye’ye acilen Hrant Dink Anonim Cinayeti açılımı gerekli” başlığını taşıyordu. Ne hoş tesadüftür ki, hemen ertesi günü (15 ekim) Irak gezisi öncesinde çeşitli konularda görüş bildiren Başbakan Erdoğan’ın Türkiye Ermenileri üzerine yaptığı değerlendirmeler geldi. Hemen bir gün sonra ise, Dink cinayetinde ihmali bulunduğu iddiasıyla hakkında Erdoğan’ın izniyle bir ön soruşturma başlatılmış olan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek görevinden alındı.

Sayın Erdoğan açılımlar üzerine değerlendirme yaptığı o konuşmada şöyle diyordu: “(...) Kaldı ki bugün bizim ülkemizde Ermeni vatandaşlarımız var ve bunlarla iç içe herhangi bir sıkıntı yaşamadan hayatı devam ettiriyoruz, ettireceğiz. Onların her şeyiyle, güvenliği, inancı bizim güvencemiz altında. Bunun sorumluluğu, mesuliyeti içerisindeyiz. Bu konuda da en ufak bir farklı düşünce söz konusu değildir. Zaman zaman bazı istenmeyen olumsuz şeylerin olması Ermeni vatandaşlarımıza karşı bir tavır olarak değerlendirilemez. Yani böyle bir değerlendirmenin içine girmek de Türk Milleti’ne ve Türkiye’ye karşı haksızlık olur. Bunlar kişisel, bireysel yanlışların birer tezahürü olarak ortaya çıkmaktadır. Zaman zaman bunların kurumsal bağlantılarının olduğunu da görüyoruz, teşhis ediyoruz. Onların üzerine de ona göre gidiliyor, gidilmektedir, gidilecektir de. Türkiye bir hukuk devletidir, bunu unutmayalım. Bir hukuk devleti olmanın da teminatı olarak bizler bu işi en sağlıklı, ciddi olarak [nasıl] tutabiliriz diye yasamayla, yürütme olarak, bakın bunun altını çiziyorum, biz elimizden geleni yapıyoruz. Yargı sürecine bizim bir müdahale yetkimiz yoktur. Böyle bir hakkımız yoktur.

Allah için, böyle insani bir yaklaşımı seksen küsur yıldır özlemle bekliyoruz.

Ama...

Çıtayı yükseltmek de benim gibi çıkıntıların vazifesi. Bizler bunun için varız.

Evvela, Sayın Erdoğan’ın –sanırım farkında olmadan- kullandığı hiyerarşik, gizli ötekileştirici dile itirazım var.

“Bizim ülkemizde”, “onların”, “bunların” diye konuşurken, bilinçdışımızdaki hiyerarşi, ötekileştirme gayrı ihtiyari dışarı vuruyor, farkında mıyız acaba?

Kendi adıma konuşayım, kendi standardımı anlatayım ki anlamak kolay olsun:

Bu ülke benim ülkem, cebimdeki T.C. hüviyeti, bu ülkenin tapusunun bende olduğunu gösteriyor. Tıpkı diğer her bir 70 milyon yurttaş gibi...

Ermeni ve Hıristiyan –veya başka bir şey- olmam bu gerçeği değiştirmez, bu ülkenin her şeyiyle eşit vatandaşı olma ısrarımdan hiç vazgeçmedim, haklarımdan bir gram aşağısına da razı olmam. Bu güne değin itilip kakılmış Ermenilerin, Alevilerin, Kürtlerin, eşcinsellerin ve Müslümanların bu ülkenin asli bir unsuru olarak itibarları iade edilene kadar bu ısrarımdan dönmem. Ne komşumdan ayrıcalıklı olmayı, ne de başkasının benden üstün olmasını kendime yedirebilirim.

Ayrıcalık sahibi olmak, ahlaksız olmak demektir çünkü.

Kimseye emanet değilim. Cumhurbaşkanı’ndan, Başbakan’a, ondan Genelkurmay Başkanı’na kadar tüm kamu görevlileri sade ve sıradan vatandaş Markar Esayan’ın hizmetindedir. Benim oyum, canım ve vergimle görev yapıyorsunuz. Kimsenin nesnesi de değilim. Doğruyu yapıyorsanız, bu zaten göreviniz olduğu içindir. Vatandaş olarak bana verdiğiniz hizmet, göreve gelirken bana peşinen borçlandığınız şeydir.

O yüzden, Meclis’te en kalbî toplumsal birlik ve beraberlik mesajları verir “Türkü, Kürdü, Çerkesi, Lazı...” diye sayarken, artık Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudiye de kalbinizde eşit yer verirseniz iyi edersiniz. Böyle yapınız ki, kendi ülkemizdeki gurbetimiz, yersiz ve yurtsuzluğumuz artık sona ersin. Kendimiz nihayet saygın ve eşit birer vatandaş gibi hissedebilelim. Yaralarımızı sarabilelim.

Ama daha önemlisi, devlet aklındaki değişimin mesajı şer odaklarına ulaşsın, İttihat ve Terakki döneminin kapandığını iyice idrak etsinler.

“Zaman zaman bazı istenmeyen olumsuz şeylerin olması Ermeni vatandaşlarımıza karşı bir tavır olarak değerlendirilemez” cümlesinden kastınız Dink cinayeti ise, bunu hiçbir zaman “bizim de dahil olduğumuz” Türkiye toplumunun tamamına mal etmedik. Bu çok saçma ve haksızca olurdu.

Lakin bu, Dink cinayetinin anonim görüntüsünü de ortadan kaldırmıyor.

“Zaman zaman bunların kurumsal bağlantılarının olduğunu da görüyoruz, teşhis ediyoruz. Onların üzerine de ona göre gidiliyor, gidilmektedir, gidilecektir de” demeniz büyük incelik. Sizden beklentimiz, yargıya müdahale etmeniz değil tabii ki. Ama yargı bu kadar tavsıyor, adalet bu kadar gecikiyorsa, kimden medet umacağız ki! Kime çatacağız?

Sizlere tabii.

En nihayetinde Dink 2007 yılında öldürüldü. Yani sizin iktidarınız döneminde. Büyük bir olasılıkla AKP’yi devirmek ve ülkeyi AB sürecinden koparmak isteyen Ergenekon güçlerinin planının bir parçasıydı Dink, Santoro ve Malatya misyoner cinayetleri...

Tam da bu yüzden, bu cinayetleri çözmek AKP’nin namus borcudur.

Bunu böyle yazıyorsam, bu ülkede dünden daha farklı ve heyecan verici gelişmeler olduğu içindir.

Gazze katliamına “One Minute” dediğinizde sizi destekleyen yazılar yazdım. Samimiyetinize inanıyorum çünkü. Bu duruş çok şeyi değiştirebilir. Reelpolitik’in zelil ahlakından bizi kurtarabilir.

“Onları”, “bunları”, “şunları” yeniden BİZ yapabilir.

En kalbî duygularımla, arz ederim.
Taraf, 19.10.2009

No comments:

Followers