Tuesday, November 03, 2009

Birkaç eksik birikmişti

Birkaç eksik birikmişti...

Böylelikle, karımla pek de hazzetmediğim şu alışveriş merkezlerinden birinin çekim gücüne bıraktık kendimizi. Saniyede binlerce kilovat elektrik harcayan, dev gırtlağından yüzlerce kişiyi yutup, aynı anda beriden kusan bu alışveriş mabedine gitmek için bindiğimiz taksi şoförü, ki önde, yanında oturduğum koltuğun yarısını işgal edecek denli kiloluydu, yolun yarısını kat etmemiştik ki dev cüssesini de gölgede bırakacak bir tonla “Rahatsız olmazsanız, bir sigara yakabilir miyim” diye bana doğru gürledi.

Önce dağılan saçımı düzelttim, sonra da bu ülkede her şeyin büyüğüne itaatin hakkımızda hayırlı olacağına dair engin deneyime dayanarak bu sorunun cevabının asla hayır olmaması gerektiğine karar verdim. “Buyurun” dedim, “için”. Ellerinde daha önce yaptığımız bir kaç küçük alışverişin paketleri olduğu için arkada oturmayı seçen karım, benden altı yaş küçük olmakla daha özgür büyümüş olmanın verdiği özgüvenle “İçin, ama” dedi, “bu hem bizim, hem de sizin sağlığınız için zararlı. Üstelik yasalara da aykırı...”

Hayda...

O anda aklımdan en yakın hastanenin yerini hesap ederken, içimden de karıma kızıyordum. Hem bir erkek olarak lafımın üzerine laf getirip erkeklik onurumu bilmem kaçıncı kez üç paralık etmiş, hem de kendi değil, benim hayatımı riske atmıştı. “Adamın yanında oturan sen değilsin tabii” diye söylenir, ellerimi de gelebilecek bir atağa karşı yüzüme siper edecek şekilde hazır tutarken, dev cüsseli taksici mahzun sesle “Ben zaten ölmüşüm be ablacım” deyiverdi. “Şu sigara olsa olsa ancak vefalı bir dost olur bana.” Kıpırdayamadığım için başımı olduğunca sola çevirip adamı bir süzdüm. Aslında gösterdiğinden çok daha genç olduğu kırışıksız ve parlak cildinden hemen anlaşılıyordu. “Hayırdır, neler geçti başınızdan” dedim.

Ve anlattı...

Özel hayatında çok kısa sürede çok ağır darbeler almıştı. Son olarak da annesini kaybetmişti. Kısa sürede 63 kilodan 140 kiloya çıkmış, bir sürü de ciddi sağlık sorunu yaşamıştı. Mesafe kısa olmasa, beni de bir sigara tellendirecek kadar üzdü anlattıkları...

Ama mesafe kısaydı. Onun için bir şeyler yapmak istedim. Önce beylik konuştum. “Daha çok gençsin, yaşadığın kötü tecrübelerin altına bir çizgi çek ve yeniden başla. Hayat, tüm zorluğuna rağmen yaşamaya değer...”

Söylediklerim çok tepeden, çok geneldi, kendimden hazzetmedim. İnerken durdum, “Dostum, yokuş aşağı gidiyorsun. Gecikmeden psikiyatrik destek al, bir diyetisyene git. Sürekli şikâyet edenlerden, kendine acıyanlardan, düşkünlüğünden zevk alanlardan olma. Harekete geç, yeniden başla...”

Erdoğan’ın sosyal demokrat versiyonu aranıyor


Alışveriş merkezini tüm enerjimiz emilmiş halde terk ettik. El edip, yine bir taksiye bindik. Yaşlı ve zayıfça bir şoföre “ajansı” dinlerken eşlik ettik. Baykal, Kalecik Karası Festivali’nin açılışında konuşuyordu: “Sayın Başbakan açılım konusunda kimseye bir şey söylemiyor. Bir gözü ABD, bir gözü de İmralı’da. Sanki kafasının için de bir şey var da söyleyemiyor. Başbakan olarak senin görevin millete tuzak kurmak mı? Kafalarının arkasında başka niyetler var. AKP iktidarı Hollywood artistlerinden medet umar hale gelmiştir.”

Aklımdan Baykal’ın çevresinde benim az önceki taksi şoförüne verdiğim “sert” nasihatleri verecek türden birileri olup olmadığını düşündüm. “Sayın Baykal, yokuş aşağı gidiyorsunuz. Sürekli şikâyet edenlerden olmayın, harekete geçin, yeniden başlayın” diyen bir dostu var mıydı acaba?

İçimden sorduğum bu soruya cevap taksi şoföründen geldi. Gerçekten geldi. Baykal’ın konuşmasına tahammülü benden evvel tükenmiş ve söyleniyordu.

“Beyefendi, ben bir sosyal demokratım. Ömrüm boyunca Karaoğlan’a oy verdim. Ama şimdi artık bir partim bile yok! Oy vereceğim bir partim kalmadı kendi ülkemde. İsyan ediyorum Baykal’a.”

“Peki” dedim, “eleştirileri hakkında ne düşünüyorsun? Açılımlara nasıl bakıyorsun? Erdoğan’ı nasıl buluyorsun?”

“Adam –Erdoğan’ı kastediyor- üç saat konuşuyor, her şeyi anlatıyor, dikkat ettiniz mi, önündeki kâğıda bir kez bile bakmıyor. Kendine güvenli ve sorunlara hâkim. Baykal’a ‘varsa açılıma bir itirazın, gel, söyle değiştirelim’ diyor; bizimkinden tık yok. Ortaya bir fikir de koymuyor. Varsa yoksa itiraz ediyor. Keşke Erdoğan’ın İslâmcı-muhafazakâr olmayan bir sosyal demokrat versiyonu olsaydı, özeniyorum vallahi.”

“Ama 22 Temmuz’da Kürtler, azınlıklar, liberaller dahil büyük bir çoğunluk AKP’ye oy verdi. Partiyi merkeze çekmeye çalışıyorlar. Onlar da değişiyor, hâlâ korkuyor musunuz AKP’den” dedim, “Doğrudur belki” diye cevapladı. Ama ben Baykal’a oy vermeyen bir CHP’li ve sosyal demokratım. Bizim de halka yakın, güçlü bir partimiz olmalı” dedi.

Başta söyledim ya, birkaç eksik birikmişti. Biz bütçemize göre eksiklerimizi iyi kötü giderdik. Geriye, hayata ve siyasete dair önemli eksikleri işaret eden çok değerli iki anı kaldı.
Taraf, 28.09.2009

No comments:

Followers