Tuesday, November 03, 2009

Bizi bizle ‘Torunlar’ buluşturacak

Ermeni konusunu her yazdığımda, bunca parçalı tarihi olabildiğince nüanslarıyla vermeye çalıştığım halde –destek mesajlarının yanında- neredeyse birbirinin kopyası iletiler alıyorum.

Kimisi sert, kimisi ise daha yumuşak bir üslupla beni şöyle uyarıyor bu iletiler:

“Hep Ermenilerin kayıplarını yazıyorsun. O dönemde Müslümanlar da çok kayıp verdi. Üstelik Ermenilerin de katlettiği birçok Müslüman var.”

Hatırlarsanız Cumhurbaşkanı Gül, Obama’nın TBMM’de yaptığı konuşmada 1915 konusunda “[soykırım olduğuna dair] fikirlerim ortada, değiştirmiş değilim” sözüne atfen, yine aynı ruh hali ile konuşmuş, pek de övgü almıştı.

“O dönemde milyonlarca da Müslüman öldü.”

Ölülerin ölüleri hiçleştirdiği bir vicdan sıkışması bu.

Yüzleşmenin, hatırlamaya başlamanın sıkıntısı bu.

İnkârcılığın gücünün zayıflamasından, gerçeklerin içeriye sızmasının verdiği rahatsızlıktan gayrı bir şey değil bu. Yani Ermenilere yapılan fenalıklar, ancak yanına “bize” yapılmış o türden bir haksızlık konduğunda çekilebilir oluyor.

Çünkü hiç kolay bir iş değil bu. Çok iyi anlıyorum. Böyle hissetmek, Ermeniyi bu kadar düşman, yabancı, dışarılıklı gördükten sonra hele...

Halbuki, Ermeni de buranın insanıydı. Bizden bir parçaydı. 1915’te olan, bize de olandı. Buradan baktığımızda, kaybı sahiplenip empati kurabiliriz Ermeni’yle.

Geçen gün yazdığım gibi, her Ermeni’nin yüzde 25’i Türktür, Kürttür, Müslümandır. Her Türkün, Kürdün ve Müslümanın da dörtte biri Ermenidir. Tek bir Ermeni kalmasa dahi bu ülkede, tüm mirasını kazısan da, hiçbir muktedirin işi değildir, yüreğe, hafızaya, hücrelerine işlemiş o gerçeği kazımak.

Yüzyıl da geçse çıkar o, çocukların, torunların hafızalarında...

***

Anneannem adlı kitabı hatırlarsınız. Değerli dostum Fethiye Çetin Ermeni olduğunu öğrendiği anneannesinin (Heranuş) hikâyesini ve bu bilgiden yola çıkarak Ermeni akrabalarını buluşunu anlatıyor, bu kitapla Türkiye’de belki tahmin etmeyeceği bir kırılmanın tohumunu atıyordu.

Çünkü bu ülkede sayısını bilmek mümkün olmasa da, Ermeni anneanneler, babaanneler o kadar çoktu ki!

İşte anneannem kitabının çatlattığı yarıktan sızan hafıza parçacıkları bir ikinci kitapta Fethiye Çetin ve Ayşe Gül Altınay tarafından Torunlar adıyla Metis Yayınevi’nden çıktı, daha yeni...

Evet, bir kısım Ermeni kadın kurtulmuştu. Dersim’in bir bölgesi dışında, çoğu Müslüman, Kürt, Türk edilmişti. Onların varlığı pek çok ailede gizlenmiş, utanılan, korkulan bir şey olmuştu. İşte bu kitapta, o talihsiz kadınların bu korkudan daha az nasiplenmiş torunları, hatta torunlarının çocukları kendi Ermeni anneannelerini ve babaannelerini anlatıyorlar.

Boğaz Köprüsü’nden atlayarak intihar eden Dicle, bıraktığı notta “Çok fazla acı var” demişti. Bu kitabı okurken aklımdan hep bu söz geçti.

Ne kadar çok acı var gerçekten de! Tasnif ederek, bölerek, tek başımıza nasıl baş edebiliriz bu kadar acıyla? Kitapta konuşan torunlar da aslında hep aynı isyanı dillendiriyorlardı.

“Neden gizlendi bu bilgi bizden? Neden konuşamadık? Niçin onları kendi acıları ile yalnız bıraktık?”

Babaannesinin Ermeni olduğunu öğrenen 45 yaşındaki Deniz anlatıyor: “Babaannemin ismi değiştirilmiş. Hep isimler değiştirilmiş. Geçmişe dair hiçbir bilgi ortalık yerde bırakılmamış. (...) Yani çok masum olduğunu [sevkıyat memuru olan dedesinden bahsediyor] düşünmüyorum. Bir sürü insanı yerinden yurdundan edeceksin, bunu yapmak için onay vereceksin. Bunların içinden bir tanesini de alacaksın. Bunu alışının arkasında ne olabilir? Olsa olsa çok güzel bir kadın olabilir. Belki sorsan özgür iradesini, babaannem yollarda telef olmayı seçecekti.”

Anneannesi Ermeni olan Diyarbakırlı Arif de benzer şeyler söylüyor. Dedesi Diyarbakır’ın önemli dinadamlarından. “Ninem bir dinadamı tarafından korunmak için mi alındı, yoksa güzelliğinden mi? Bazıları diyor ki korumak için aldı. Ama bakıyorum güzel kızlar alınmış hep...”

Herkes için de duyması çok zor hikayeler bunlar. Ama bunlar bizim hikâyemiz.

Yine babaannesi Ermeni olan Gülçin şöyle anlatıyor babaannesinin hikâyesini:

“Dedemin de bir karısı ve bir çocuğu var. Babaanneme, malvarlığından dolayı veya işte güzel bir Ermeni kadınla birlikte olmak için –hangisi daha ağır basıyor hiç bilemedim- evlenme teklif ediyor. Birkaç defa elçi gönderiyor. Kadın kabul etmiyor. ‘Benim bir oğlum var, bunu büyütmek için sağ bırakıldım. Bir Müslümanla beraber olmam mümkün değil’ diyor. Bunun üzerine babaannem dedemin adamları tarafından kaçırılıyor. Zorla evlendiriyorlar.”

Bu talihsiz kadınların sayılarını bilmiyoruz. Torunlar kitabı bu kadınların yaşadıkları zulmün, geride bıraktıkları ailelerinin, inançlarının, dillerinin üzerine dikenli bir perde çekip, yeni hayatlarına onurla sahip çıkışlarının hikâyesi. Onların can ve kan verdiği torunların ağzından Sevgili Fethiye Çetin ve Ayşe Gül Altınay’ın çabalarıyla gün ışığına çıkıyor.

Yazıyı o torunlardan olan Deniz’in sözleriyle bitirelim.

“Yapabileceğim tek şey... hakikaten Ermenilerin de bizim de hepimizin şu anda yapabileceği tek şey bunların yaşanmışlığını bilmek, o acıyı paylaşmak. Ötesi beni çok da ilgilendirmiyor...”

Ötesi beni de çok da fazla ilgilendirmiyor.
Taraf, 02.11.2009

No comments:

Followers