Tuesday, November 03, 2009

En zoru barışa alışmak

Çok zor bir süreç bu.

Kürt açılımından bahsediyorum. Habur’dan memleketlerine giriş yapan 34 PKK’lının serbest kalmasıyla yaşanan milâdı kastediyorum. Diğer yandan Dışişleri Bakanı Davutoğlu Meclis’te Ermeni açılımını izah ediyor, ondan evvel ise MGK’dan Ermeni açılımını destekleyen açıklamalar geliyor.

Yüzyıldır el değmemiş kırmızı çizgilerin baş döndürücü bir hızla delik deşik edildiği tarihî günler yaşıyoruz.

Habur’dan girişin 1999’daki gibi olmaması için AKP hükümeti azami gayret içerisinde, büyük bir siyasi risk alıyor. Öte yandan Ahmet Türk ve kurmayları, bu sürecin diğer ayağını dengeli götürmeye çalışıyorlar. Arada kalma pahasına, bunun bir teslim alma değil, onurlu bir eve dönüş olması için büyük risk alıp mücadele ediyorlar.

Evvelki gece 34 PKK’lının nasıl karşılanacağı pazarlıkları yapılırken Ahmet Türk pille desteklenen yorgun kalbine rağmen sonuna dek müzakereleri sürdürüyor. DTP hem barış şansını iyi değerlendirmek, hem de Kürtlerin kandırılma olasılığını sıfırlamak istiyor.

Çünkü bu ülkede kimse kimseye güvenemiyor. Ama her şeyden evvel kimse devlete güvenmiyor.

Çok ama çok zor bir süreç bu.

Travmalar zamanı dondurur. Nefret ve mağduriyet duygusu değişimin kıvrak ritimlerini kendi loş ve yoğun balçığında sıfırlar.

Oysa bugün Türkiye’de yeni bir şeyler oluyor. Barışın kapımızı çaldığının farkında olmayan kesimler, yılların alışkanlığı ve öfkesiyle bugüne adapte olamıyorlar.

Bir de bu kesimlere yönelik sözde siyaset yapan zavallı bir muhalefet var. Akan kardeş kanını durduracak böyle bir açılıma heyecan ve kararlılıkla destek vereceklerine, gittikçe daha da saldırganlaşıyorlar.

Peki, soruyorum size:

Barış tamamıyla sağlandığında, “akan kan durduğunda” bugün vatan hainliği ile suçladığınız Gül, Erdoğan, Türk ve Atalay’ın yüzüne nasıl bakacaksınız Sayın Bahçeli, Sayın Baykal?

Bu en kritik günlerde yaptığınız provokasyonları, kameralı şaklabanlıkları halka nasıl izah edeceksiniz?

1999’daki fırsat kaçmasaydı, o güne kadar ölen 25 bin evladımız için yas tutup geleceğe bakacaktık. Olmadı, 15 bin evladımız daha öldü. Etti 40 bin şehit. Dile kolay...

Geçen gün Kürt açılımındaki son gelişmeleri değerlendirmek için evinde ziyaret ettiğim değerli yazar ve barış insanı Vedat Türkali şöyle diyordu:

“CHP eğer gerçekten sosyal demokrat bir parti olsaydı, gelen kafileleri karşılamak için Habur sınır kapısına giderdi.” Ve daha önemi bir acı gerçeğin altını çiziyordu:

“Üzülerek, ama çok üzülerek söylüyorum. Kürt sorununun çözülmesi için kan akması gerekti. Şart değildi kan dökülmesi. Ama bugün çözümü konuşuyorsak maalesef kan aktığı içindir.”

Sorunu çözmek isteyen kesimlerin ağzında sürekli olarak “Akan kan durdurulsun” cümlesi olması bu yüzden değil mi? Ne olurdu kan akmadan bu sorun çözülseydi?

Habur’dan gelen grubun getirdiği mektubu okudunuz mu? Oradaki 10 maddeye göz attınız mı?

Apo’nun yol haritasının açıklanması, operasyonların durdurulması, Kürtçe eğitim hakkı, çocuklarına Kürtçe isim takabilmek, Kürt kültürüne göre yetiştirebilmek, tarihî, kültürel ve edebî değerleri yaşatabilmek, Kürt kimliği ile siyaset yapabilmek, bölgenin koruculardan ve özel harekât timlerinden arındırılması, sivil ve demokratik bir Anayasa ve özgürce tartışabilmek ve birlikte çalışabilmenin şartlarının sağlanması.

Diyeceksiniz ki, bu talepler de o akan kanın sayesinde böyle makul hale geldi. Bundan on yıl önce PKK, bağımsız Kürdistan hedefiyle mücadele ediyordu.

Ben de diyeceğim ki, bu sorun yeni değil ki! Bu ülkede PKK’dan önce 28 Kürt isyanı oldu. Nedeni Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan kurma inatları mıydı? Yoksa sadece güvenli ve onurlu bir şekilde yaşamak istiyorlar da, en basit insan haklarının talepleri dahi bölücülükle yaftalanıp, en sert şekilde bastırılıyor muydu?

Aynı yanlış politikayı II. Abdülhamit ve İttihat ve Terakki Ermenilere tatbik etmişti. Onları dinlemek ve asgari isteklerini devlet olmanın en temel mantığına münasip olarak yerine getirmek yerine, bu talepleri baştan isyan olarak yargıladı. Almanya’nın desteği, 20. yüzyılın sosyal Darwinci zihniyeti ile 1915 felaketi ile “Ermeni sorunu halledildi”, güya...

Peki, siz Kürt ve Ermeni açılımlarının art arda gelmesinin bir tesadüf olduğunu mu zannediyorsunuz?

Yok canım! O kadar saf olamazsınız.

Ermeni ve Kürt sorunlarının yaratıcı mantığı İttihat ve Terakki zihniyetinin zenofobik, pragmatist ve ırkçı ideolojisidir.

Ne demiş Albert Einstein “Karşılaştığınız problemleri, onu yaratan düşünce tarzıyla çözemezsiniz.”

AKP’nin, -özellikle CHP’den farkı- İttihat ve Terakki zihniyetiyle organik ilişkilerini kesmiş olmasıdır. AKP’yi besleyen, onu gerçek kılan taban da, devletten geçinmeli –özellikle sermayenin Türkleştirilmesi ile tek parti döneminde zenginleşen- laik elit değil haliyle. Sermayesi, Öteki’ni yağma etmeye değil, alın terine dayalı bir Anadolu burjuvazisine yaslanıyor AKP. Gücü ve farklı düşünebilme yeteneği buradan geliyor.

Bu yüzden CHP gibi suç ortaklığında diretmiyor. Sırtında tarihin tüm resmî ahlaksızlıklarını taşımak zorunda olduğu bir yumurta küfesi yok.

Çok zor bir süreç bu. Çok zor olduğu için çözülünce de çok rahatlayacağız.

İşe önce birbirimize güvenmeye ve barışa alışmakla başlayacağız.
Taraf, 22.10.2009

No comments:

Followers