Tuesday, November 03, 2009

Ermenistan’la iki devlet tek millet olabilir miyiz

Başbakan delikanlı siyaset yaptığı için lafından dönmedi.

“Azerbaycan’a ihanet etmeyiz” açıklamasını, protokollerde altı haftalık iç istişare süresinin dolmasına yakın günlerde kaçıncı kez yine sarf ediverdi.

“İhanet” gibi bizim coğrafyada pek kolay sarf ediliveren, lakin ağır bedelleri olan bir kelimeyle neyi kastediyordu Başbakan?

Tabii ki Karabağ konusunda bir ilerleme olmadan Ermenistan’la sınırların açılması ve diplomatik ilişki kurulmasının geleceği anlamı...

Yani 29 ekimde İsviçre’de Türkiye ve Ermenistan arasında paraflanan iki protokolde yer almayan bir koşulu ‘fiilen’ pakete sokmuş oluyordu.

Bir yandan BM Güvenlik Konseyi’nde “Riske dayalı dünya düzeninden güven ve dayanışmaya dayalı bir dünya algısına geçilmesi gerekli” derken, diğer yandan da Avrupa’nın tek kapalı hududunu açmak ve iki milyonluk bir komşu ülke ile ilişkilerin normalleşmesi için o ülkenin bir başka komşusu ile birkaç asırdır çözülememiş Karabağ sorununun hallini şart koşmak...

Kafalar karışıyor değil mi? Ama aslında hiç de anlaşılmaz değil bu durum.

AKP komşularla sıfır problem ilkesini benimsemiş bir parti. Bu işlerin böyle geldiği gibi gitmeyeceğini gören, geçmiş muadillerine göre daha ileri bir vizyona sahip. MHP ve CHP’nin hayal bile edemeyeceği politikaları gündeme sokarak risk alıyor. Arkasındaki halk desteği konjonktürel olarak düşme eğilimine girse bile, partinin orta vadede misyonunu tamamladığına yönelik bir işaret de henüz yok.

Çünkü ülke siyasetinde, AKP’den rol çalacak, hatta daha ileri roller üstlenecek bir parti yok.

MHP’nin oy tabanı yarıya yakın bir oranla Bahçeli’nin Kürt politikasını desteklemiyor. CHP’li seçmen ise neredeyse topyekûn Baykal’dan kurtulmak ve artık “yeni bir şeyler” söyleyecek, Erdoğan gibi güçlü bir lider için dua ediyorlar.

Peki, AKP neden açılımlarda zikzak çiziyor?

Her şeyden önce AKP oyla iktidara gelen bir siyasi parti. Herhangi bir ülkede değil, Türkiye’de siyaset yapıyor. Kırmızı çizgilerin, resmî ideolojiye yaslanmış zümrece bir cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirme, bölme, şeytanlaştırma ve yanlış bilgilendirme ile çok güçlü örüldüğü bir ülkede yani...

Enerjisinin büyük bölümünü darbe planlayan askerî-sivil bürokrasi ile harcamakla paradoksal olarak kısmen demokratlaşmış, meşruiyetini halktan ve Türkiye’den, artık değişmesini bekleyen dış dünyadan almak durumunda kalmış bir koalisyon.

Ama dünden kopmak o kadar da kolay bir iş değil. Kolay olmadığı doğru, ama Erdoğan’ın açılımlar üzerinde konuşurken işaretini verdiği “Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerleyeceğiz” stratejisi hiç doğru değil.

Bu açılımlar yüzyıllardır gasp edilmiş haklarının iadesi. Neyi hazmettireceksiniz daha? Lice’de tek atışla paramparça edilen Ceylan için devletin parmağını kıpırdatmadığı bir ülkede yaşıyoruz biz hâlâ!

Ermeni açılımında ise tek amaç 2010’un 24 Nisanına kadar Obama’yı oyalayıp “Soykırım” sözcüğünü telaffuz ettirmemek midir? Ermeni açılımı her kritik eşiği geçtiğinde Azeri kardeşlerimizin Rus kartına davranmasını engellemek için zayii edilecek kadar önemsiz midir Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi?

Siyasette momentum çok önemlidir. Yani demiri tavında dövmezseniz, iyi niyetle yola çıkmış olmanızın hiçbir kıymeti harbiyesi kalmaz. Devlet, başta Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Müslümanlar olmak üzere vatandaşlarına hem özür, hem de onlara uzun yıllar borçludur. 17.500 faili meçhule neden olmuş, en basit insan hakkı talebini bölücülük olarak değerlendirip ülkenin başına bir iç savaş musallat etmiş bir devletin yapacağı en isabetli iş acilen demokrasiyi hazmetmektir.

Kürt ve Ermeni açılımı da artık Türkiye’yi yönetenlerden yeni bir ahlakı talep etmektedir. Hemen sınırımızda küçük bir ülke var. Orada yaşayanların pek çoğunun dedeleri Osmanlı vatandaşıydı. Bin yıl birlikte yaşadıktan sonra iki ülke tek millet olma payesini Ermeniler de hak etmiyor mu? Tek suçları Ermeni olmaları mı?

Ermenistan ilişki kurmak için ön koşul dayatmıyor. Ne 1915’i soykırım olarak kabul edin diyor, ne de iddia edildiği gibi Türkiye’nin toprak bütünlüğüne bir itirazları var. Kars Antlaşması’nın tanınmadığına yönelik atıf yapılan 1991 Bağımsızlık Bildirgesi’nde, Ermenistan’ın SSCB döneminde yapılan anlaşmalara taraf olduğu maddesi de var. Üstelik aynı yıl Ermenistan Birleşmiş Milletler’e üye olurken, diğer üye devletlerin toprak bütünlüğünü tanıdığına dair belgeyi de imzalamış oldu.

Birbirine sırtını dönmek, kavga etmek, konuşarak, ilişki kurarak sorunları çözmekten daha mı iyi? On yıllardır yaptığımız zaten bu değil mi?

O zaman bu hazımsızlık niye?
Taraf, 01.10.2009

No comments:

Followers