Tuesday, November 03, 2009

Ey devlet, Enver Şahin’in çığlığını duydun mu?

Taraf çıktığı ilk günden bugüne kadar sergilediği tarafsız taraflılık ilkesiyle bu ülkede doğruluğa hasret kalmış ciddi bir kesimin medyadaki sesi oldu. Bu ülkede her zaman ilkeli, cesur, adaleti savunan insanlar vardı. Sayıları da bize –yalan- söyledikleri gibi hiç de az değildi üstelik. Yani biz Türkiyeliler, Batılılardan hiç de daha ilkesiz ve daha tembel değiliz. Ne ki, devlet aygıtının gücünü halkına karşı acımasızca kullananlar cezasız kaldığından, çeşitli kesimlerin kendi kompartımanlarında başlattıkları mücadele ateşi için için parlasa da, oksijen çabuk tükendiği için çabuk söndü.

Gönüller, eller, dertler, muhabbetler birbirine değmedi bir türlü.

Amma velakin, altı yüz yıl süren imparatorluğun yıkılışının etkilerinden kurtulmak için harcadığımız bir koca yüzyıl da orada öylece duruyor. Bu uzun sürede az bedeller ödemedik. Birarada yaşama kültürümüz, kültürümüzün zenginlikleri epey zarar gördü. Yeni bir ülke kurarken, sanki şartmış gibi kendi kendimizi de yıktık. Her şeye rağmen yine de biraradayız. Müslümanın gayrımüslime, Türkün Kürde, solcunun mütedeyyine değdiği, muhabbetleştiği bir ülke, kompartımanları parçalayan, toplumsal barışını kuran, gönüllerin yüzölçümünü arttıran bir rehabilitasyon evresine girecektir. Birbirinin sorununu dinleyebilenler, o sorunların aynı çarpık zihniyetten kaynaklandığını keşfedecektir. Kadının ezilmişliğinin sosyo-politik kökenleri ile, trafik terörünün, ya da Kürt sorununun, ya da kolluk kuvvetlerinin uyguladığı terörün nedenselliklerindeki ortaklaşmayı kavrayacaktır.

Taraf
bu anlamda ölçülerini aşan bir katkı sağladı ülkemize. Cihan gözlü Liceli Ceylan Önkol’un paramparça edilişinin, Şırnak’ta panzerle ezilen Yahya Menekşe’den, kurşunlanarak öldürülen Uğur Kaymaz’dan, Kızıltepe’de vücudundan 11 mermi çıkarılan yedi yaşındaki Rozerin’den, Diyarbakır’da dövülerek öldürülen 16 yaşındaki Şemsettin Yavuzkaplan’dan, velhasıl sadece 1992-1994 yılları arasında öldürülen 273 Kürt çocuktan, evet 273 ÇOCUKtan daha çok vicdanları burktuysa, bu biraz da Tarafsayesinde oldu.

Kayıplar bu kadar çok ve vaziyet bu kadar kritik olunca, yıllardır katlanan, katmerlenen diğer sorunlar da uzun bir adalet kuyruğunun sonunda bekliyor. Yazıyı sitayişkâr biçimde Taraf’tan açmamın nedeni, evvelki gün Hertaraf sayfasında yayımlanan engelli bir dostumuzun, Enver Şahin’in o muhteşem etkileyicilikteki yazısıydı. 2005 yılında geçirdiği bir trafik kazası nedeniyle omurgası kırılan ve belden aşağısı felç olan Şahin, hayatının nasıl değiştiğini, o en dar kompartımana nasıl hapsolduğunu, bu esarete karşı nasıl bir mücadele verdiğini anlatıyordu makalesinde.

Bu ülkenin muteber vatandaş tanımının sadece siyasî olmadığını da anlıyorduk böylelikle. Muteber olmak için beyazlamış Türk, devşirilmiş laik Müslüman, zenginleşmiş erkek, kentli kodaman olmak yetmiyordu ki! Bedenen de engelli olmamanız gerekirdi. “Çok geçmeden edindiğim tecrübelerden anladım ki hayatımın akışını değiştiren, hiçbir şekilde bedensel engelli bir bireyin yaşamına uygun olmayan çevreydi” diyordu Şahin. Bağnazlık yüzünden evinden çıkamayan kadınla, gayrımüslim olduğu için kamu görevlisi olamayan kişinin yaşadığı darlıkla ne kadar da benzeşiyordu onu hali? Ama Şahin asıl düş kırıklığını kaza geçirmeden kazandığı Fırat Üniversitesi Otomotiv Öğretmenliği Bölümü’ne devam etmek istediğinde yaşamıştı. Yaşamıştı çünkü okuyacağı derslikler 3. kattaydı. Asansör yoktu. Engellilerin o kata çıkması için hiçbir düzenleme yapılmamıştı.

Hiç düşünülmemişti, hiç umursanmamıştı!

“O daracık yaşam alanına geri mi dönecektim”
diye soruyordu Şahin. Kararlıydı, dönmeyecekti.

Engelleri aşmak, darlıkları kırmak üzere gurur duyulacak bir mücadele başlatmıştı Şahin. Engelli bir üniversite öğrencisinin, eğitimini sürdürebilmesi için okul binasının uygun hale getirilmesi gerektiğine dair yasalar bulunduğunu öğrenince harekete geçmişti. Üniversitesi, kaynak yetersizliği gibi özrü kabahatinden büyük nedenlerle kendisini defalarca geri çevirince dava açmış, kaybetmişti. Yasalarla güvenceye alınmış haklarla çelişen yargı sistemimiz, bu sefer de engelli vatandaşın canını yakmıştı. Sonuç alamayınca hâlâ süren tazminat davasına başvurmuş, ama devamsızlıktan dolayı okuldan atılmaktan da kurtulamamıştı.

Bütün Öteki’lerini yok sayan zihniyet, koca kıllı parmaklarıyla ona da evinin yolunu göstermişti.

Oysa en demokratik devlet, sokaklarında, okullarında, konser salonlarında, otobüs ve metrolarında en çok engelli vatandaşı görünen devlet olmalıydı.

Acaba kıymetli devletlu büyüklerimiz arasından sevgili Şahin’in feryadının ne kadar çok insanı temsil ettiğini anlayan çıkar mı? Ceylan’ın ailesini evinde ziyaret etmeye tenezzül etmeyen büyüklerimiz, acaba Şahin’in 3. kattaki dersliğine ulaşabilmesini ve bunutüm engelli öğrenciler için de standart bir uygulama haline gelmesini sağlayabilir mi?

Soru ortada duruyor; bakalım bir sahiplenen çıkacak mı?
Taraf, 08.10.2009

No comments:

Followers