Tuesday, November 03, 2009

‘Güven bunalımı’ doğmadı zaten hep vardı

Kürt ve Türk sorunu ile ilgili açılım sürecinin çok zor olduğundan geçen yazımda bahsetmiştim. Bunu söylemenin yeni bir tarafı yok, biliyorum. Nitekim Avrupa’dan gelecek PKK’lı grubun eve dönüşü Başbakan Erdoğan’ın açıklamasıyla tehir edildi, vize işlemleri ise yapılmadı. Umarım, –ki gelen bilgiler maalesef bu yönde değil- bu karar tıpkı ilk grubun ülkeye hangi şartlarda kabul edileceği ile ilgili müzakere sürecinde olduğu gibi, AKP ve DTP arasında oluşan ortak bir akılla alınmıştır. Kamuoyu önünde AKP ve DTP, birer “siyasi parti” olarak birbirlerine ne kadar çatarlarsa çatsınlar, sonuçta bu tarihî görevde en büyük yük onların sırtında. Aralarındaki koordinasyon ve işbirliği bozulduğu anda bir çuval incir berbat olur.

Ama daha vahim olanı, bu “açılım” bir fiyaskoyla sonuçlanırsa, kendimizi başlangıçtaki noktadan çok daha zorlu bir statükonun labirentinde sıkışmış bulma olasılığıdır. Bunu söylerken, açılım karşıtlarının bir korku ve tehdit bombası gibi ortalığa fırlattıkları “Türk-Kürt çatışması” ihtimalini ima etmiyorum. Bence böyle bir olasılığı kesinlemek –geçmişte yaşadığımız bunca provokasyondan edindiğimiz tecrübeyle de- her şeyden evvel halkımızın sağduyusuna bir hakarettir. Benim asıl kaygım, yıllardır bu barışı arzulayan geniş kesimin sukutu hayale uğraması ve barışın gerçekleşebileceğine olan inanca indirilecek psikolojik darbedir.

Yukarıda bunun çok zor bir süreç olduğu tesbitinin yeni bir şey olmadığını söyledim. Ama tam da, bildiğimizi zannettiğimiz gerçekler, bu alenilikleri nedeniyle hak ettiği ihtimamdan mahrum kalıyor. Oluşan iyimser havayla, aslında ne çetrefilli bir meseleyle cebelleştiğimizi, sorunun kangren oluşuna, ülkenin tüm siyasetine nüfuz etmesine koşut olarak, ne kadar karmaşıklaştığını hafife aldığımızı düşünüyorum. Nitekim, Habur’dan evlerine dönen PKK’lıların karşılanma manzaralarının fiili eve dönüş organizasyonunu –şimdilik- sekteye uğrattığı ortada.

Dile kolay, ortada sonuncusu 25 yıl sürmüş, Kürtlerin 29. kez devletle kapıştığı bir savaş var. Aslında adı telaffuz edilmese de, bu, düşük yoğunluklu bir iç savaş. Toplamda, faili meçhulleri ve kayıt dışı kayıpları da eklediğinizde yüz bin “insanın” öldüğü koca bir yıkım bu. Devlet, bu savaşın bir türlü sona ermemesini ve bunun gerekçelerini, sürekli şehit veren ve türlü bedel ödeyen halkına “İsyan eden bölücü Kürt” teması üzerinden “kesin bir haklılıkla” anlatmış. Sivil-askerî bürokrasi, savaşa yandaş medya ve –Şemdinli gibi utanç verici kararlarla- yargı bu dezenformasyona destek vermiş.

Diğer yanda ise mağdur ve madun bir Kürt halkı var. Aynı evden hem orduya, hem PKK’ya, hem de faili meçhullere birer evladını vermiş bir coğrafyadan bahsediyoruz. Devlet, JİTEM, itirafçı PKK’lılar ve koruculuk sistemiyle bölgeye bir iç sömürge bakışıyla ve böl-yönet taktiğiyle girmiş. Aynı aileler hem PKK’lı, hem korucu çıkartmaya mahkûm edilerek kendi içinde kimyasal bir zehirlenmeye uğramış. Aileler arasına araya kan girmiş. Açılım paketinin içi boş eleştirilerine iştirak etmedim. Ancak, bu kadar karmaşık ve kanla mühürlenmiş bir düğümü açarken, bunun Türkler ve Kürtlerde yarattığı tahribatı rehabilite edecek çalışmalar nerede diye hep soruyorum açıkçası. Daha düne kadar vatanın bölünmemesi için evladını şehit verdiği ile avutulan bunca insana “devlet sana yalan söyledi, aslında kardeş kardeşi boşuna kırdı” derken, bu duruma hemen intibak edilmesini beklemiyorduk herhalde.

Üstelik ortada akan kandan beslenen siyasi bir anlayışın sesi bunca cazgır biçimde çıkarken...

Şimdi, şehit ailelerine 34 PKK’lının karşılanması görüntülerinin “naifliğini” nasıl anlatacaksınız? Bu dönüşü yıllardır bekleyen, artık barışı arzulayan bölge halkı için bu olayın bir barışı kutlama özlemi olduğunu, bu sevinci durdurmaya değil DTP’nin, PKK’nın dahi engel olamayacağını Çankırı’daki, Trabzon’daki şehit ailesine nasıl anlatacaksınız?

“Hiç de kolay bir süreç değil bu” demem bundan. Başbakan’ın eve dönüşlere ara verirken “Güven bunalımı doğdu” demesi, DTP’yi siyasi rant devşirmekle itham etmesi, sürecin omuzlarından aşağı nasıl bastırdığını gösteriyor. Çünkü geçen yazımda “neden zor”u açıklarken, sadece Kürtlerin değil, tüm vatandaşların devlete güvenmediğini, yılların iç sömürge politikasının tahrip edici sonuçlarının bu güvensizliğin ana nedeni olduğunu söylemiştim.

Hâsılı, güven bunalımı doğmadı, zaten vardı, iyice açığa çıktı. Eğer açılım, dış konjonktürün elverişliliğine bu kadar abartılı bir şekilde dayandırılır ve toplumdaki travmanın rehabilitasyonu ayağı topal kalırsa ummadığımız noktalarda sıkıntı çekeriz.

Barışa hazırlıksız yakalandık, bu kesin. Bu yaşadıklarımız barışı hazmedebilmenin de o kadar kolay olmadığını gösteriyor.

Lakin her şeye rağmen barış kazanacak.
Taraf, 26.10.2009

No comments:

Followers