Tuesday, November 03, 2009

Parçalı bulutlu, mutedil fikirler

İstanbul ve Trakya’yı kasıp kavuran yağmur, tatilimizin son günlerine doğru Antalya’ya seksen kilometre mesafedeki küçük ve sakin tatil beldemize de ulaştı. Cennetin fragmanı olacak türden bir koydan ülkeyi izlerken, olanlara inanmayı biraz olsun kolaylaştıracak bir fon değişimi yaşanmış oldu böylelikle.

Sele kapılmış sürüklenen belediye otobüsünün tavanında mahsur kalmış vatandaşların görüntüsü...

Bir minibüsün içinde sıkışarak boğulan yedi kadının haberi...

O minibüsü kullanan şoförün “Ben bu vicdan azabıyla nasıl yaşayacağım!” feryadı...

28 kişinin öldüğü (sahi gerçek sayı ne?) felaket sonrasında başbakanı ile “seldeki asker rolü” üzerinden çelişen, derken, sanki Ayamama Deresi’nin taşma alanındaki o plazalara inşaat ruhsatını veren bu devlet değilmiş gibi, “Kimsenin gözünün yaşına bakmadan hepsini yıkacağız” diye celallenen bir mülki amirin varlığı...

Daha bir hafta evvel sapasağlam ve kupkuru bıraktığım İstanbul ile, Adrasan sahillerindeki derme çatma bakkaldan aldığım Taraf’ın ilk sayfasında gördüğüm İstanbul arasında ne kadar da fark var Allahım!

İnsanı tabiatın efendisi –ve de en şapşalı- yapan en önemli hususiyetlerden biri, zaman ve mekânın kendi varlıklarına koşut ilerlediğini, onların hazır bulunmadığı mekânlarda gerçekleşen şeylerin gerçekliklerinin de şüpheli olduğunu düşünmeleri belki de. Bu hayrete roman yazarken de sıkça düşerim. Kendi kurguladığım, gerçeklerle içiçe soktuğum olay örgüsünü demlenmeye bırakıp bir süre sonra olay yerine yeniden döndüğümde “Vay be!” derim, “Neler de olmuş buralarda! Nasıl da olmuş!”

Ama olur işte. Yaparsın ve olur. İyi yaparsın iyi, kötü yaparsın kötü olur.

***

Biz de pek çok şeyi kötü yaptık. Belki ilk kez denerken kötü sonuçlara ulaşmak rastlantı veya kader olarak mazur görülebilirdi.

Ama biz kötüde direttik. Bu ise gönüllü bir ahlak yaratmaktı. Aslında tepede üretilen ahlaksızlığı tabana, halka yaymaktı.

Bunca yıl gerçeğe direndikten sonra, ne bekliyorduk ki! Akrep yumurtasından civciv çıkmasını mı?

Su havzalarını olduğu gibi imara açar, üç çeyrek yüzyıl boyunca adalet tanrıçasının gönül rahatlığıyla ırzına geçerken, Topbaş’ın, Gerçeker’in nasıl konuşmasını umuyordunuz ki!

Tutarlılık adına, “Biz sadece 16 yıldır İstanbul’u yönetiyoruz, asıl suç CHP’nin”, “Yargı reformunda önerilen değişiklikler bizim gibi demokrasisi olgunlaşmamış ülkeler için zararlıdır” demeleri daha uygun olmaz mıydı?

Öyle de yaptılar. Halefleri ve selefleri gibi...

Çünkü öyle yapmasalar, yapacak tek bir şey kalıyordu geriye.

Nedamet getirip, tövbe etmek!

Şimdi günah keçisi yapmayın adamları.

Biz bu ülkeyi elbirliği ile bu hale getirdik.

***

İşte yine şehit haberleri geliyor. Ordu, PKK’ya operasyon düzenliyor. Çok sayıda PKK’lının “etkisiz” hale getirildiğini açıklıyor sonra.

25 yılda otuz binin üzerinde “bizden”, 40 bin civarında ise “onlardan” insan ölmüş. Kürt açılımı yapmaya çalışan hükümet, tam da bu kayıpların üzerine kuruyor barışın mantığını; Daha fazla kan akmasın! Analar daha fazla ağlamasın. Silahlar sussun!

Başbakan, bakanlar, âkil adamlar ve hatta şehit anaları “Silahlar sussun” derken, TSK açıklama yapıyor: “Son terörist ölene kadar operasyonlara devam.” Hükümet susuyor. Başbakan Ata göleti üzerinden askere sahip çıkıyor. “Böyle barış olmaz. Bu işi bitirene kadar ateşkese uy” diyemiyor.

Ne DTP’nin ne de PKK’nın, “Tüm riskleri göze alıp, kurşun yeme pahasına kurşun atmayacağım. Öldürerek değil, ölerek seni barışa zorlayacağım. Bu fırsatı bu kez satın alacağım” deme gücü veyahut gelişmişliği var.

O zaman çelişki de yok!

Herkes kanlı bir tutarlılık sergiliyor. Çünkü beslenilen fikri temel aynı. Aynı yüzleşmemişlik herkeste, aynı.

Mağdur, mağdur edenin diliyle konuştuğu müddetçe kaybetmeye mahkûmdur halbuki.

O zaman tutarsızlık, Başbakan’ın “Bu ülkede faşizan uygulamalar oldu”, “Artık faili meçhullerin ülkesi olmayacağız”, Ahmet Türk’ün “17.500 faili meçhulü unutmaya hazırız” ve Baydemir’in “Mehmetçiğe sıkılmış kurşun bana sıkılmış olur” sözleri oluyor.

Belki gerçek yüzleşmelerin doğum sancısı bu tutarsızlıklar. Lakin henüz temennileri aşacak, köprüleri atacak kararlılık, eylemlere yansımış değil.

Ama her halükârda, şerle tutarsız kalmak, ahlaksız olmaktan yeğdir diyorum ben.
Taraf, 14.09.2009

No comments:

Followers