Monday, June 21, 2010

Barışa emek vermemenin pespayeliği

Söz’ü en çok böyle durumlarda zorlamak lazım.

Kendini tekrarlama endişesine düşmeden, zaten bilinegeleni tekrar etmekten, yazmaktan usanmamak lazım. Bir sorunumuz var. Bu bizim sorunumuz. Bu sorunu bizler üretmişiz. Biz sorumluyuz. Çocuklarımız da bizim ürettiğimiz ve bizim çözmeye yanaşmadığımız bu sorun yüzünden boşu boşuna ölüyorlar.

Barışamadığımız için savaşıyoruz. Savaşmaya, kan dökmeye, uzlaşmaktan ve barışmaktan daha aşinayız...

Ortak tarihimizde uzlaşarak çözdüğümüz tek bir vaka yok. Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Türk, Kürt, kim olursanız olun, cümleyi bir kez daha okuyun ve sıkılın. Ortak tarihimizde uzlaşmayla çözülmüş tek bir vakamız yok bizim! Hep savaşmışız. Devlet on öldürmüş, mağdur bir öldürmüş, ama savaşmışız...

Çünkü savaşmaya daha aşinayız. Barışamadığımız, barışa öldürmekten başka yollarla nasıl ulaşılabileceğini merak etmediğimiz, ya da barışmanın asgari koşullarını içimize sindiremediğimiz için hep savaşmışız.

Geçen yazımın başlığı ve son cümlesi “Ölümlerden hepiniz sorumlusunuz” şeklindeydi. Çok sert mailler aldım doğrusu. AKP yalakalığı, bölgeyi anlamamak ve zalimlikle suçlandım. Ardından PKK’nın Şemdinli saldırısı geldi. 11 asker, 12 PKK’lı genç öldü. Saldırı üzerine açıklama yapan BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız “Bu acılardan hepimiz sorumluyuz, hiç kimse sorumluluktan kaçamaz” demiş. Bana gönderdiğiniz galiz mailleri, siz yorulmayınız diye ben kendisine forward edeyim isterseniz; aynı şeyleri söylüyoruz çünkü...

Söyler misiniz, elimize ne geçti? Kürtlerin yaşam şartlarında, kültürel haklarında çağ mı atlandı? Aramızdan 23 genç daha eksildi, 23 eve onulmaz ateşler düştü diye, bugün daha mı mutlu, daha mı güvende hissediyoruz kendimizi?

Kaybet-kaybet, öldür-öl, acı çek-acı çektir... Bir şey söyleyeyim mi, ölen bu çocukları hiçbiriniz önemsemiyorsunuz. İçinizde yaşamı reddeden öfke o kadar büyük ki, ölen kendi çocuğunuz bile olsa, durup düşünmeyeceksiniz. Hadi itiraf edin, o çocukları yarın hatırlamayacaksınız bile! Nasıl olsa yeni tabutlar gelecek, aynı klişeleri tekrarlayacaksınız o zaman da.

***

Şimdi neleri tartışıyoruz bir bakalım. Ordu yeteri kadar iyi savaşmıyor mu? PKK ordudan daha mı iyi savaşıyor? İstihbarat zaafı mı var? Heronları uçuran İsrailli uzmanlar Mavi Marmara katliamından sonra paydos edip gitti mi? ABD yine aynı nedenle anlık istihbarat vermeyi mi kesti? PKK’nın eylemlerinin ardında İsrail mi var?

Yani tüm bu soruların cevapları verilse, ordumuz daha iyi öldüren bir ordu olsa, Kürt sorunu çözülecek mi? İyi, PKK ve Öcalan meselesini Kürt sorunundan ayırdınız, PKK’yı bitirmek, Öcalan’ı yalıtmak Kürt sorununu halletmeye yetecek mi?

Bu şekilde barış gelecek mi, yoksa savaşa ara mı verilmiş olacak? Gelecekte daha iyi savaşmak, daha çok öldürmek için mehil mi kazanılmış olacak?

Başbakan Erdoğan “Örgütün hangi güçler adına taşeronluk yaptığını aziz milletimiz iyi biliyor” diyor. Yahu ben de bu aziz milletin aziz bir ferdiyim ama vallahi bilmiyorum. Ne o hepiniz bir oldunuz beni mi kazıklıyorsunuz? Ama bildiğim basit bir gerçek var. Otuz yıldır bu savaş can alıyor. Toplam kayıp yüz bin kişi. Şemdinli saldırısı gibi PKK eylemleri, açılım öncesi de yok muydu? Diyelim ki açılım ve İsrail krizi ile PKK başka türlü kullanılmaya başlandı, tüm bunları etkisizleştirmek, yine Kürt sorununu siyaseten ve köklü bir biçimde çözmekle mümkün değil mi?

O zaman neden kararlılığınızı yitirdiniz? Neden sündünüz? Dün barış için tüm bedelleri ödemeye hazırım derken, bugün savaş için bütün bedelleri ödemeye hazırız demenizin manası ne?

Ölümlerden hepimiz sorumluyuz derken kastettiğim şey de bu. Ne devlette, ne Kürtlerde, ne de toplumun geri kalanında bir “akıl” gözüküyor. Süreç, Türkler için Kürtlerin, Kürtler için de Türklerin varlıklarının “fuzulileştirilmesi” yönünde ilerliyor. Totaliteryenizmin yapmak istediği de bu! Tarafların varlıklarının fuzulileştirilmesi ve “nihai çözüm” için zemin hazırlanması. Sevgili patronum (Ahmet Altan oluyor bu) benden söylemesi, bu pespayelikle, birbirimizden ayrılmayı bile beceremeyiz biz. Burada bir “akıl” yok çünkü. Burada şiddetin sıradanlaşması ve emek vermemişliğin pespayeliği var. Buna AKP, PKK, BDP, Öcalan ve muhalefet partilerinin katkısı var. Savaşın sürmesini sağlayan sahtekâr hallerimiz var. Henüz akıtılan kanın eksik kalması var. Doğu cephesinde yeni bir şey yok! Dün ölüm vardı bugün de ölüm var.

Taraf, 21.06.2010

No comments:

Followers