Thursday, June 10, 2010

İsrail böyle nereye kadar

Mavi Marmara gemisinin önderlik ettiği filonun yola çıkış amacının, hepimizin gözleri önünde bir ibret abidesi olarak yükselen dünyanın bu en büyük gettosu Gazze’ye sadece insani yardım götürmek olmadığı doğruydu.

Zaten İsrail hükümetinin asıl endişesi de işin bu insani kısmı değildi. Ne yani, okul inşa etmek için gemilere konan çimento ve demirden, Hamas nükleer santral yapmayacaktı ya!

Bu yolculuğun bir hedefi de, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı bu insanlık dışı ablukada hızla genişlemeye aday sembolik bir yarık açmaktı. İsrail hükümetindeki yedi çılgının işte asla tahammül edemediği de aslında buydu.

O yedi çılgın, cüretkârlığını kaba kuvvetten alan her zalim düşünce gibi, buna asla müsaade etmemeye karar verdiler ve felaket yaşandı.

Gazze’ye uygulanan abluka delinemez, sorgulanamaz ve asla kalkamazdı.

Kabul edemedikleri, Filistinlilerle 1/10, hatta hatta son Gazze saldırısında olduğu üzere 1/100 oranına göre kurdukları öldürme meşruiyetinin artık tükenmeye yüz tutmuş olduğuydu.

Dökme Kurşun saldırısında, 300’den fazlası çocuk olmak üzere 1300 Filistinli öldürüldü. Saldırının meşru gerekçesi, Gazze’den İsrail’e atılan Kassam ve Grad füzelerinin önünü almaktı. Ama tabii daha öncelikli amaç, Hamas yönetimini devirmekti.

Her iki amaç da gerçekleşmedi. 1300 ölü ve birkaç milyar dolarlık maddi yıkıma rağmen, Gazze’den İsrail’i hedef alan roketler atılmaya devam etti. Hamas güçlendi. Türkiye, Erdoğan’ın “One minute”ı ile devreye girdi.

İsrail bin tane daha Dökme Kurşun operasyonu yapsa, bu sorunu çözemez. Demir Kubbe adı verilen radar sistemi de buna çare değil. Duvarlar hiç değil...

***

Beyaz Saray Sözcüsü Robert Gibbs’in basın toplantısındaki çaresiz durumu, İsrail’in savaş makinesine verilen ABD desteğinin meşruiyetinin ne kadar epridiğinin sembolü gibiydi. Gazetecilerin “Böyle bir katliamı ABD neden açıkça kınayamıyor” türünden bir düzine sorusunu sürekli olarak BM Güvenlik Kurulu’nun kınama kararına atıfla cevaplamaya çalıştı. “Saldırının gerçek sorumluları soruşturma ile belli olacak” cümlesinin gazetecilerden tepki almasına şaşırdı, duraladı.

İsrail artık böyle devam edemez. ABD böyle bir serseri savaş makinesini daha fazla sırtında taşıyamaz. Diyelim ki taşıdı, yine de devam etmez. Çünkü yirmi yıl sonra dünyanın tek patronu artık ABD olmayacak. Çin, Hindistan, Endonezya, Brezilya, Rusya ve Türkiye, tek kutuplu dünyadan, çok merkezli bir dünyaya geçişin dinamoları olarak görülüyor artık.

İsrail, elinde henüz fırsat, güç ve zaman varken, doğu oyunu kurmalı. El-Fetih’i etkisizleştirme politikası sonrasında kendi elleriyle yarattığı Hamas’la başının nasıl derde girdiğini görmeli. Amos Oz, NYT’da yayımlanan makalesinde Hamas’ın sadece terörist bir organizasyon olmadığını, Filistin halkının içine düştüğü çaresizlik ve trajediden kaynaklanan bir düşünceye de sahip olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Düşünceyi güçle, abluka, bombardıman ve komandolarla yenemezsiniz. Bir düşünceyi ancak ondan daha iyi, çekici ve meşru başka bir düşünceyle yenebilirsiniz.”

Amos Oz, değişim ve barıştan bahsediyor... İsrail bugüne kadar ne yaptıysa, tam tersini yapmalı. “Böl, parçala yönet” yerine, “Birleştir, muhatap yarat ve onunla barışı kur” düsturunu kullanmalı.

Bunu, bugünkü İsrail hükümeti yapamaz. Onların elinde çekiç var ve her şeyi çivi olarak görüyorlar. İsrail’in bu terörist hükümeti mutlaka hesap vermeli ve bu Ortadoğu barışı için Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi bir milat olmalı.

Mavi Marmara katliamından mesul olan bu Netanyahu hükümeti mutlaka İSTİFA ETMELİ.

2007’de Hamas’ın seçimleri kazanmasıyla başlayan Gazze ablukası mutlaka KALDIRILMALI.

***

AKP hükümetinin başta Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu olmak üzere, bu krizi son derece başarılı yürüttüğünü, bu acı vesileyle Türkiye’nin “Büyük ve tayin edici ülke” statüsünü kalıcı hale getirdiğini düşünüyorum. İsrail’in izlediği şiddet politikasının etrafındaki hare bu krizle dağılmıştır, meşruiyeti ağır darbe almıştır. Pek çok soykırım ve açık hak ihlallerine, haksız Irak işgaline seyirci kalan, hatta destek veren Birleşmiş Milletler’in Güvenlik Kurulu’ndan, tarihinde eşi olmayan netlik ve şiddette kınama kararı çıkartmıştır.

AB, Angela Filote’un ağzından “Türkiye’nin bölgesinde oynadığı çok aktif rol, AB üyelik sürecini olumlu etkiliyor” netliğinde tam destek vermiştir.

Buna ilaveten, hükümet dünyada ve Türkiye’de oldukça yaygın olan Yahudi düşmanlığı ile arasına net bir çizgi çizebilmeyi, dezenformasyonu önleyebilmeyi başarmıştır. Erdoğan ve Davutoğlu, sağduyusu yerinde, şiddet dozu iyi ayarlanmış, kendine güvenli bir strateji ile sonuç almaya hemen başlamıştır.

Bu dünya için de bir milattır.

Taraf, 02.06.2010

No comments:

Followers