Sunday, September 26, 2010

Adalarda koli basili ve Vahe Berberyan’la bir haftasonu

Yoğun iş temposuna iki gün ara verip, hayata karıştım geçen cuma ve cumartesi. Uzun süredir görmediğim bir dostum yurtdışından gelmişti. Kınalıada’da sözleştik. Bu yaz ilk defa adaya kayınvalidemin yanına çıktım ve cumartesi itibarıyla da ilk defa denize girdim. Sahilde otururken yanımıza gelen belediye görevlisi, “Bu girdiğiniz deniz var ya” dedi. “İşte o deniz koli basili kaynıyor.” Ben “Öyle mi? Peki nasıl bir önlem planlanıyor” diyemeden görevli bir kağıt helvacısının peşinden seğirtti gitti. Dün gazeteye geldiğimde ise olayın bir başka boyutunu Etyen Mahçupyan’ın köşesinde yazmış olduğunu gördüm. Koli basilinin adalar kıyılarına muhteşem geri dönüşünün AKP’nin bir oyunu olduğu dedikoduları almış başını yürümüş. Nedeni basit: Yaklaşan Ramazan ayında halkı denize girerek oruç yemekten ve günaha girmekten korumayı planlayan “şeriatçı AKP”, aslında aslı astarı olmayan “Koli basili patladı” şayiasını yaymaktaymış.

Öncellikle şunu söyleyeyim: İstanbul’dan vapurlar dolusu Adalar’a yığılan “halk” kaçınılmaz olarak netameli bir “Karşılaşma”nın öznesi oluyor. Bu karşılaşmaların temasını aslında çoğunlukla “ideoloji” değil, pratik sorunlar oluşturuyor. Bunca kişinin, altyapısı ve hizmet kabiliyeti yetersiz dar bir sahil şeridine yığılması, burada mukim yerli halk ile misafirler arasında haliyle bir sorun oluşturuyor. Ancak girişteki konuya geri dönersek, ada halkının en büyük beklentisi Ramazan ayı ile birlikte bu aşırı talebin daha kabul edilebilir bir noktaya gerilemesi ve en azından bir ay boyunca daha sakin bir yaz tatili imkânının doğması.

Yani AKP böyle bir kurnazlık yapıyorsa da, bundan en çok ada halkının memnun olması gerekir. Hem aslında koli basili kaynamayan temiz bir denize, hem de daha sakin bir adaya aynı anda kavuşmuş olabilirler. Böyle bir beyaz yalana, olaya ideolojik yaklaşmayan hiçbir adalının karşı olacağını gözlemlemedim doğrusu.

Şaka bir yana, zabıta görevlisi keyfimi acayip kaçırdı doğrusu. İnsan vakitlice söyler değil mi? Ben bu korkunç gerçeği öğrendiğimde zaten milyonlarca koli basili vücudumun tüm hücrelerine yayılmış olmalıydı. Ama zabıta görevlisini kim suçlayabilir ki? Çünkü adalarda bulunan tüm zabıta noktalarındaki panolarda zaten bu uyarı asılıymış. Çok matrak değil mi? CHP’li belediyenin tesbit edip duyurduğu bir meselenin AKP’nin bir şer oyunu olarak okumak, gerçekten başka bir evrende yaşamakla mümkün.

Neyse, ben bununla da yetinmedim. Adalar Belediye Başkan Başdanışmanı Raffi Hermonn Araks’ı aradım. Adalar kıyı çevresinde yapılan ilk laboratuvar sonuçlarında “Eşeriya koli” bakterisinin kabul edilebilir oranların çok üstünde çıktığını söyledi. Belediye şimdi ikinci bir analiz daha yaptırıyormuş. Onun sonuçlarını aldıktan sonra bunu kamuoyuna daha yüksek sesle duyuracaklarmış. “Peki” dedim, “Nasıl önlem almayı düşünüyorsunuz?”. “Halkı denize girmemeleri yönünde uyaracağız” dedi. “Bu konuda yetki sizde mi” diye sorunca, “Yetkimiz var ama gücümüz yok” dedi. İller Bankası’ndan aldıkları bütçe kış sayımına göre belirlendiği için, yazın yüz bine dayanan nüfus için 14 bin kişilik kış nüfusuna göre ödenek alıyorlarmış. Bununla da istedikleri hizmetleri yerine getiremediklerini söyledi. Örneğin, tüm adalarda istihdam edilmiş zabıta görevlisi sadece 16 kişiymiş. Bu çok trajik bir rakam. TBMM’de, böyle beldeleri rahatlatacak bir yasa tasarısı beklemekteymiş. Bu vesileyle “AKP” hükümeti yetkililerini, İçişleri ve Çevre bakanlarını uyarmış olalım. Halkı düşünmüyorsanız, kendinizi düşünün. Koli bakterisi istilasını dahi partinize yıkan bir kitle ile baş etmek için tek yolunuz daha çok hizmet vermek ve bir de koli basilleriyle aynı ortamda bulunmamak, bir restorantta fısır fısır konuşurken görüntülenmemek mesela.


Ermenilerin Cem Yılmaz’ı: Vahe Berberyan

Bu arada adada tesadüfen seyrettiğim bir stand-up gösterisini övmeden de edemeyeceğim. Jamanak gazetesinin 100. yılı vesilesiyle Kınalıada Çocuk Kampı’nda cumartesi akşamı sahne alan Vahe Berberyan gerçekten müthişti. Arapkirli bir anne ve Eğinli bir babanın çocuğu olarak 1955’te Beyrut’ta doğan Berberyan, sonradan Los Angeles’a yerleşmiş. Gazetecilik okumuş, tiyatro, resim, yazarlık ve oyunculuk yapmış. Ama ününü daha çok Yevaylın (Vesaire), Nayev (Bir de), Dagavin (Henüz) ve bizim seyrettiğimiz Sagayn (Lakin) adlarını taşıyan tek kişilik performanslarına borçlu. Beni mutlu eden şey, Ermenilere dair her şeyi bu kadar ustalıkla gözlemleyip onlarla dalga geçmesini becerebilmiş ve bu hallerimize kahkahalarla güldürebilmiş olması bizi. Nitekim gösterisinde şöyle diyordu Berberyan: “Nasıl ki et yemeyenlere vejetaryen denirse, bizim halkımız da trajediyendir. Kederi sever…”

1915’in keder balçığına saplanmış Ermenilere şifa olacak en etkili ilaçlardan biri de kendiyle dalga geçebilmenin özgüveni olsa gerek.

Ağzına sağlık Vahe Berberyan!

09.08.2010

No comments:

Followers