Sunday, September 26, 2010

Bu saklambaçta ebe nerede

Pazartesi akşamı ajansa düşen haberi okuduğumda kalbime keskin bir ağrı girdi. Konya’nın Kulu ilçesine bağlı Tavşançalı Beldesi’nde dört kardeş, bir soğutucunun içinde ölü bulunmuştu. Saime (4), Aynur (7), Ebru (9) ve Ozan Üçer (11), saat 11:00 sularında oynamak için evden çıkmışlar, ancak uzunca bir süre geri dönmeyince anneleri Nazmiye Aktaş, iki kilometre uzaklıktaki Kırklar Yaylası’nda çobanlık yapan kayınbiraderi Mustafa Üçer’i aramış, çocuklarının amcalarının yanında olmadığını öğrenince durumu eşi Mehmet Üçer’e bildirmişti.

Aramaya katılan baba Mehmet Üçer’in patronu Ömer Dağhan evin 300 metre uzağında, sadece kış aylarında köy odası olarak kullanılan ve çocukların sürekli evin içinde ve balkonunda oynadığı iki odalı ahşap eve baktı. Odada eni ve yüksekliği yaklaşık 1,5 metre olan kullanılmayan, bir kapağı çivilenerek sabitlenmiş iki kapılı sanayi tipi buzdolabının içinde dört kardeşin cesedini buldu. Ardından Mehmet Üçer’i aradı. Olay yerine gelen Üçer, çocuklarının balık istifi gibi üst üste haldeki cesetlerini tek tek buzdolabından çıkarttı.

O an, bir baba, bir ana ne hisseder?

Yaşam her günkü rutininde ilerlerken, bir anda dört yavrusunu birden kaybeden bir ana-babanın trajedisine empati yapmak mümkün mü?

Baba Mehmet Üçer o ânı şöyle anlatıyor: “Saatlerce aradık, çocukları dolabın içinde patronum buldu. Öyle birbirlerine yapışmış şekilde görünce ne yapacağımı şaşırdım. Onların cesetlerini dolaptan kendi elimle çıkarttım. Eşyalarını, oyuncaklarını gördükçe üzüntüm büyüyor. Dünya başımıza yıkıldı...”

Adli Tıp, çocukların bedenlerinde darp izi bulunmadığı, ölümün havasızlıktan kaynaklandığını belirten bir rapor verdi. Olmayacak iş değil. Buna benzer akla hayale gelmeyecek kazalar, uğursuz tesadüfler nedeniyle her gün birçok insan hayatını kaybediyor gerçekten de.

Ancak bu olayda gerçekten gariplikler var.

İddia o ki, çocuklar saklambaç oynarken dolaba girmiş, kapıyı üzerlerine kapatmışlardı. Ancak anne Nazmiye Üçer’in çok yerinde bir sorusu var: “İyi ama, beşinci çocuk yok. Kimden saklanıyorlardı? Star’daki haberin başlığı gerçekten çarpıcıydı: “Bu saklambaçta ebe nerede?”

Baba Mehmet Üçer’in, “Çocuklar iki büklümdü. Kafaları, boyunları bacaklarının arasına sıkışmıştı” ifadesi de, çocukların o daracık yere oyun için girmeleri ihtimalini zayıflatıyor. Yine baba Üçer, küçük kızlarının –Saime olmalı- son günlerde hareketlerinde bir gariplik olduğunu, son üç gündür sabah erken saatlerde kalkıp yanlarına gelip onları öptüğünü, çocuğun tedirgin olduğunu ifade ediyor.

Ozan ve Ebru’nun öğretmenleri ise her ikisinin de zeki çocuklar olduğunu, oynamak için dahi olsa dört kardeşin birden o dar mekâna girmelerinin akla yakın olmadığını söylüyor.

Emniyet güçleri gereken soruşturmayı mutlaka eksiksiz yapacaktır. Adli Tıp raporu boğulmayı doğruluyor. Dediğim gibi, olmayacak iş değil. Ama çocukların içeriden açılmayan bu küçük dolaba havasızlıktan ölmeleri için zorla sokulmuş olmaları da bir ihtimal. Dolayısıyla polisin binadaki tüm delilleri, parmak izlerini ve kanıt olabilecek tüm detayları topladığını, değerlendirdiğini ve bu şüpheli olayın tüm yönleriyle açığa çıkması için ciddi bir soruşturma yapacağını ümit ediyorum.

Anayasa tartışmaları arasında toz duman olan gündemimizde, bu trajik mesele arada kaynamasın istedim.


Hayırcıların mülkiyet sorunu

Ahmet Altan dünkü yazısında Anayasa paketinde yer alan maddelerin yol açacağı demokratikleşme ve iyileşmelerden örnek verdikten sonra “Peki hayır diyenler niye hayır diyor” diye soruyor. “Onlar bu değişiklikler demokrasiye aykırı demiyor, onlar bu değişiklikler AKP’nin işine yarar diyor” diye de devam ediyor.

Bu sorunun “bir” cevabını evvelki akşam televizyonda konuşan İçişleri Bakanı Beşir Atalay veriyordu: “Biz sistemi, geri dönülemeyecek şekilde değiştiriyoruz.”

AKP ve onun tabanına, onların temsil ettiği inanç, kültüre karşı önyargınız, hatta nefretiniz varsa, böyle bir cümleyi duyduğunuzda buz kesilirsiniz. Değişikliğin nevi hiç önemli olmaz. Düşman bellediğiniz bir toplumsal kesim ve onun hükümeti “sizin ülkenizi” değiştiriyordur. Sizin elinizden alıyordur.

Bu ruh hali daha uzun süre peşimizi bırakmayacak. Hepimiz biliyoruz ki, olmazdı ya, bu paketi CHP getirseydi bugün hayır diyenlerin çoğu evet diyecekti. Bu bir sınıf çatışması, bir iktidar kavgası. Paket, yargı, AYM, HSYK fasa fiso. Bunlar kavganın nedeni değil, sadece fonu. Bu fon üzerinde bir mülkiyet kavgası yaşanıyor.

Hayır diyenler, bu ülkeyi kendi mülkleri görüyorlar. AK Parti’nin her hamlesi, “özel alana” tecavüz olarak algılanıyor, sinir uçlarına dokunuyor. Evlerine bir haydut girmiş gibi tacize, haksızlığa uğradıklarını hissediyorlar. Bu mülkiyet hissi ve buna bağlı kibir, Ahmet Altan’ın bahsettiği “mantığı” doğası gereği dışlıyor.

Adalet mülkün temelidir, ama mülkün sahibi, devleti paylaşmak istemiyor.

Taraf, 02.09.2010

No comments:

Followers