Sunday, September 26, 2010

Kasapyanların Çankaya Köşkü ve Ahmet Rıza Bey

Adına ister soykırım, ister1915, ister tehcir ya da Ermeni sorunu deyin, benim basit bir açıklamam vardır bu konu üzerinde.

Öyle ki tüm toz bulutları dağılır, karmaşık gibi duran mesele birden sükunete kavuşur.

Ermeni sorunu bir TAPU SORUNUDUR.

Nitekim 1915 ile helalleşme konusunda, aslında zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Yoksa, 1915’te Ermenilerin nasıl bir gazaba uğradığını Ermenilerden ölümüne nefret edenler bile kabul ediyorlar artık bugün.

Kendine dair bir adı, özgün bir kültürü ve inancı olan bir halk, binlerce yıllık yurdundan uydurma gerekçelerle kısa bir sürede kazınıyor. Kendimizi kandırmayalım. Hak da hakikat de, realpolitik, stratejik önem, adil hafıza filan yutmaz.

Mesulu olmadığınız bir fecaata inkar edenler olarak müdahil olmayalım.

Ama zaten bu mesele, sadece bir vicdan meselesi olmadı hiç. Bu öncellikle bir tapu meselesiydi hep. Yüzbinlerce Ermeni buharlaştı, buharlaştı lakin, onların malları burada kaldı. Onların hakkı da burada kalanların kursağına karıştı. Ama daha önemlisi, bu zenginlik vesayet iktidarı ve onun kasası olan Beyaz Türk sermayesinin de motoru oldu.

Eh, her suç kendi cezasını içinde taşır. Lanet dediğimiz şeyin açılımı da budur.

O nedenle, ne zaman 1915 konusunda Türkiye vicdani bir uyanış yaşamaya kalkışsa en etkili silah hemen çekilir. Eğer 1915 tanınır, inkardan vazgeçilirse, Ermeniler mallarını geri isteyecekledir.

ONLAR, DÖNECEKLERDİR. (Bknz. Shyamalan’ın Village filmi. Ya da Lost’un tamamı.)

***

O yüzden, eski ekonomi editörümüz Nevzat Onaran’ın Belge Yayınları’ndan çıkan araştırması, Emval-i Metruke Olayı, Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi kitabını keşfeden HaberTürk, “Ermenilerin gözü bu 5 mülkte” diye manşet yapar.

Bu mülklerin arasında Elmadağı’nda, şu an üzerine Harbiye Orduevi, Hilton arazisi ve Divan Oteli’nin bulunduğu arazi, yani eski Surp Agop Ermeni Mezarlığı, Erzurum Kongre Binası, Şişli’de Mustafa Kemal Müzesi, Heybeliada Çarkçı Mektebi olduğu gibi, Kasapyanların el konan malı Çankaya Köşkü de vardır.

Eski ve yeni sahiplerin temsiliyetleri ne kadar sembolik değil mi? Bütün hadiseyi özetliyor adeta.

***

Hiçbir Ermeninin bu malları şu an için geri istediği yoktur. Ortada sadece bir kitap vardır. Ama gazete sanki Ermeniler böyle bir girişim başlatmışçasına verir haberi. “Vicdan oyununa gelmeyin, tapuları kaybetmeyin” diye fiştekler adeta bilinç dışını. Hani iki ABD’li Ermeni Merkez ve Ziraat Bankalarına tazminat davası açtı ya, oradan gelmektedir hassasiyet.

Kaldı ki, insanların cebren ellerinden alınmış mallarını mirasçılarının geri istemesini hangi gerekçeyle reddedeceksiniz?

Bizim Taraf’ta çok yıldızımız var. Hepsi birbirinden değerli. Onlardan biri de Ayşe Hür. Türkiye’nin hafıza kaybına şok tedavi niteliğinde, objektif ve cesur tarih yazıları var, biliyorsunuz.

Onlardan biri de bu konuyla ilgiliydi. 2 Mart 2008 tarihli yazısından bir alıntı yapıp, neden “Ermeni Sorunu bir Tapu sorunudur” dediğimin kanaatini size bırakacağım.

Ermeni mallarını kimler aldı?

İttihatçılar, tehcirin hemen ardından Ermenilerden kalacak mal ve mülklerin ne olacağına dair mevzuatı ilan etmişlerdi. 30 Mayıs 1915 tarihli Meclis-i Vükela mazbatası ve 10 Haziran 1915 tarihli talimatnameye göre hükümet, tehcirin uygulandığı bölgelerde iki mülkiye ve bir maliye memurundan oluşacak Emval-i Metruke (Terkedilmiş Mallar) Komisyonları kuracaktı.

İttihatçıların önde gelenlerinden Ahmet Rıza Bey, konu mecliste görüşülürken, bu malların terk edilmiş olduğunu söylemenin yasalara aykırı olduğunu, çünkü Ermenilerin bu malları terk etmediklerini, bırakmaya zorlandıklarını söylemişti ama elbette kulak asan olmamıştı. Talimatnameye göre komisyonlar sevkiyatın ardından terk edilen evleri mühürleyecek ve içlerindeki eşyalarla birlikte kıymet takdirleri yapıldıktan sonra kayıt altına alacaklardı. Geride kalan menkuller içindeki hayvanlar, emlak ve araziden elde edilen tarım ürünleri ve bozulması muhtemel mallar müzayede usulüyle satılacak ve bedelleri sahipleri adına mal sandıklarına teslim edilecekti. Kiliselerde bulunan eşya ve resimlerle kutsal kitaplar tutanakla tesbit edilecek ve mahallinde muhafaza edilmeleri sağlanacaktı. (…) Ocak 1916’ya kadar 33 Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonu kuruldu. Alacaklı olduğunu iddia edenlerin kendileri ya da vekilleri aracılığıyla iki ay içinde komisyonlara başvurması gerekiyordu. Ülke dışında olanlar için süre dört aydı. Başvuru sahipleri tebligat için komisyonun bulunduğu mahalde bir ikametgâh gösterecekti. Alacaklı kimse komisyonun takdir ettiği miktara 15 gün içinde itiraz edebilecekti. İtiraz bidayet hukuk mahkemesine yapılabilecekti ama mahkemenin kararı kesin olup, temyiz yolu kapalıydı.

Resmi tarihçilerin bu pek öğündükleri sistemin nasıl işlediğini merak etmişsinizdir elbette. Ama merak etmeye devam edeceksiniz çünkü, bu defterler ortada yok! O halde başka kaynaklara bakalım. Öncelikle yerine göre 1 saat ile 15 gün süre verilerek Der Zor çöllerine sürülmüş olanların bu prosedürü yerine getirmesinin imkansız olduğunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Zaten başka kaynaklardan da biliyoruz ki, Ermenilerin el konan mallarının bir kısmı, yerel Türk, Kürt ve Çerkes önde gelenleri tarafından talan edilmiş, bir kısmı Balkanlar’dan gelen muhacirlere dağıtılmıştı. Bir kısmı ‘Müslüman-Türk’ sermayedar yaratmak için bazen herhangi bir ücret dahi talep edilmeden veya çok düşük bedelle veya düşük taksitlerle Müslüman kişi veya kuruluşlara verilmişti. Bazı binalar ile tarla, bağ ve bahçelerin ürünleri satılarak gelirleri orduya verilmiş, bazı binalar hapishane, okul, hastane ve karakol binası olarak kullanılmıştı. Kalan para da Ermenilerin tehcirinin masrafları ile bazı bölgelerde Ermenileri katleden milislerin masrafları için harcanmıştı! Dolayısıyla, ortada Ermenilere iade edilecek para kalmamıştı...

Taraf, 12.08.2010

No comments:

Followers