Sunday, September 26, 2010

Kazanan Doğu ve demokrasi olacak

George Modelski’nin geliştirdiği “Başat Güç” modeline göre, 15. yüzyılla birlikte dünya tarihi, Başat Güç’e karşı ikincil bir gücün meydan okuması, bu kapışma sonucu, üçüncü bir devletin aradan sıyrılarak dünya liderliğini devralmasıyla evrilmektedir.

Modelski, bu durumun her yüzyılda bir tekrarlandığını saptamış.

Son devir teslim de böyle olmadı mı?

Önce Augsburg, sonra Vestfalya barışı ile 300 ayrı feodal devlete bölünen Almanya, kaybettiği 250 yıllık zamanı telafi için dünya savaşlarında İngiltere ile kapıştı ve Amerika aradan sıyrıldı.

Bu durumda ABD’nin henüz bir yarım yüzyıl daha gittikçe azalan etkisiyle liderlik tahtında –iğret de olsa- oturacağını, lakin bu sürecin oldukça çalkantılı da olacağını öngörmek gerekir.

Peki ikincil güç nerededir? ABD’yle Soğuk Savaş döneminde kıran kırana iktidar mücadelesine giren SSCB’nin dağılmasıyla, modelde bir kesinti yaşanmış gibidir. Büyük bir ihtimalle Rusya, ama daha olasılıkla Çin –ya da çoklu bir koalisyon- önümüzdeki yarım yüzyılda ABD’ye kafa tutabilecek ikincil güç olmaya en yakın adaylardır. Bunun çok önemli işaretleri en kritik alanda, yani ekonomide kendini güçlü bir biçimde göstermektedir. Çin, bu yıl ilk defa enerji tüketimi ve otomotiv satışlarında ABD’yi geçmiş durumdadır.

1980’de dünyanın en büyük üç ekonomisi ABD, Japonya, Almanya iken, 2012’de Hindistan’ın Japonya’yı geride bırakarak 3. büyük ekonomi konumuna çıkmasıyla ABD, Çin, Hindistan olacak. Muhtemelen 2017 yılında Çin’in ABD’yi geçmesiyle de Çin, ABD, Hindistan şeklini alacak.

Türkiye ise, dünyanın en büyük ekonomileri sıralamasında ciddi bir yükseliş göstererek çok gerilerden 16. sıraya yerleşti. Afrika ve Ortadoğu’da gelecek oldukça parlak görünüyor. 2014’te Mısır Afrika’nın en büyüğü olma unvanını Güney Afrika Cumhuriyeti’nden alacak. Türkiye’nin ardından, İran, Suudi Arabistan ve Mısır en büyük ekonomiler sıralamasında hizaya geçecekler. Brezilya ise 2011’de Fransa’yı, 2012’de ise İngiltere’yi geride bırakıyor.

Yani...

Önümüzdeki yarım yüzyılın kaybedenleri ABD, İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya, Hollanda olurken, yükselen yıldızları Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Türkiye, Endonezya, İran ve Mısır olacaklar...

Yani...

Batı dünyanın liderlik koltuğunu terk ediyor yavaş yavaş. Bu Doğu’nun yeniden yükselişini müjdeliyor...

Ancak, hâlâ ABD ile hangi gücün kapışmaya gireceği, hangisi veya hangilerinin de aradan sıyrılarak başat güç olacağı gelişmelerin seyrine bağlı. Ve bu gelişmeleri yönlendirecek en büyük parametre, yükselen bu yıldızların ne derece demokrasilerini güçlendireceği ve ne süratle iç barışlarını tesis edeceklerine bağlı olacak...

Putinizm’e teslim olmuş, içinde her an patlamaya hazır etnik mayınlı alanlara sahip Rusya’nın sorunlarını çözmek üzere demokrasiye koşacağı uzak bir ihtimal. Putin ve Medvedev’in uygulamalarından görülen, ileriye dönük bir siyasi paradigma yaratmak yerine Büyük Petro’nun usullerini yeniden keşfetmek olacak gibi...

Çin için de benzer şeyleri söylemek mümkün. Ülke içinde, Uygur Türklerine yapılan zulüm gibi, pek çok sıkıntılı soruna sahip Çin, zannederim bir demokrasi adası olmak için henüz çok erken bir dönemde. İran, Mısır ve Suudi Arabistan için de aynı şey geçerli.

Ama Türkiye için olmayabilir...

Ekonomi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler’de çift lisans yapan, master ve doktorasında aynı dalda uzmanlaşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da bu tabloyu görüyor. Görmekle kalmıyor, bunu köklü bir devlet siyaseti haline getiriyor. Dışişleri’ni kanunla yeniden yapılandırması, Türkiye’yi böyle bir geleceği izleyen değil, domine eden bir formata sokmak istemesinden.

Hiçbir şey rastlantı değil. Komşularla sıfır sorun ve açılım politikasını, içeride boğulduğumuz atmosferden ziyade, biraz yükselerek buradan okumak gerekir. Ankara’dan Bağdat’a atanan ABD Türkiye Büyükelçisi James Jeffrey, boşuna “Türkiye için kaygılanmayın. Türkiye, 21. yüzyıl başlarının en büyük kazananlarından birisidir” demiyor.

Bu manada, Türkiye mutlaka Kürt, Alevi, Ermeni, Kıbrıs ve sistem sorunlarını demokrasiye bağlı olarak çözmeli ve kendini dünyanın en güçlü ülkelerinden birisi, hatta niye olmasın, yeni başat gücü olmasını sağlayacak demokratik seviyeye yükseltmelidir. Hepimizi çok geren bu günlerde yaşadığımız anayasal krizler, Ergenekon davası, asker ve yargı vesayetine karşı verilen kora kor mücadele, aslında bu ülkenin kendi özgün Aydınlanması’nı yaratacak diriliğe sahip olduğunu da gösteriyor.

Olaylara bir de buradan bakın.

O nedenle Türkiye’nin ayağına pranga olan her ideolojik kalıntı tasfiye edilecek. Bu hepimizin hayrına olacak. 21. yüzyılın kazananı nasıl Türkiye ise, Türkiye içinde kazanan da İttihatçı ideolojinin derebeylerine karşı, halk olacak.

Şu bildiğiniz, başörtülü, göbeğini kaşıyan, Müslümanlardan, Kürtlerden, Alevi ve Ermenilerden müteşekkil Türkiye halkları.

Ertuğrul Özkök gibilerinin yazılarına yansıyan öfke, çırpınış ve melankoli de bundan. Bir kez de anladıkları dilden söyleyelim.

Game is over. Press the button to continue the next level, or...

Quit.

Taraf, 02.08.2010

No comments:

Followers